into the wild 


kapat
  1. eddie wedder'in aynı adlı film için yaptığı soundtrack albümün adıdır. yakın dostu olan sean penn'in isteği üzerine yapılmış bestelerden oluşur.
    bonus trackları saymazsak 33:04'lik bir süresi vardır. albümde yer alan şarkılar şunlardır:

    Setting Forth - 1:37
    No Ceiling - 1:34
    Far Behind - 2:15
    Rise - 2:36
    Long Nights - 2:31
    Tuolumne - 1:00
    Hard Sun - 5:22
    Society - 3:56
    The Wolf -1:32
    End of the Road - 3:19
    Guaranteed -7:22
    #2623289 (yage1497, 24.11.2007 00:21)
  2. sean penn'in yazıp yönettiği, gerçek bir olaya dayanan ve başrolünü Emile Hirsch in oynadığı filmdir. emile hirsch film için aşırı kilo vermiştir. bir diğeri için (bkz: christian bale), güzel filmdir, tavsiye edilir.

    --spoiler--
    http://www.imdb.com/title/tt0758758/
    --spoiler--
    #3056859 (dargelirli, 25.02.2008 17:15)
  3. Gerçek bir hayat hikayesi olması filmi izlemeyi cazip kılıyor. Başroldeki karakterle birçok ortak noktamız olması da filmi beğenme sebeplerimden. the beach filmine benziyor biraz da olsa. Doğa iyidir.
    #3161608 (paradigma, 19.03.2008 10:47)
  4. hikayesi aynen şöyledir. üniversiteyi dereceyle bitiren bir genç. okul bittikten sonra bütün parasını * çekip yardıp amacıyla dağıtıyor. yanına sadece 500 dolar ve eski arabasını alıp düşüyor yollara. gidiyor da gidiyor bu delikanlı yollarda. sonra vahşi hayvanlarla dolu bir ormana ötesi bir yere geliyor. arabasını orda bırakıyor parasını da yakıp sırt çantasını alıyor ve ormanın içine dalıyor. bütün ir nisan ayını o vahşi doğa koşullarında geçiriyor. hikayenin bu bölümden sonrasını ise hatırlamıyorum ne yalan söyliyim dışarı çıkmam gerekiyodu. ama çocuğun ölmesiyle sonuçlanıyor. sean penn'de bunu senaryolaştırıp çekiyor. hadi geçmiş olsun.
    #3212074 (alone with everybody, 30.03.2008 23:26)
  5. bu film aliskanliklari, duzeni, rutin gidisati bozan bir film. insanin ezberini sasirtiyor. yasam ezberini.
    film boyunca surekli Chris McCandless'in (emile hirsch) yegledigi yasam tarzini yadirgadim, sonra hak verdim, sonra tekrar yadirgadim. bu arada gittim geldim. cunku Chris'in sectigi yasam tarzi, tomlumdan biraz uzak, para, kariyer, un/san/sohret kaygisindan arinmis, onyargisiz, korkusuz ve biraz da teknolojiden uzak bir ortam. kendi deyimiyle, kariyer, para,... hep 20. yuzyilin zararli buluslaridir. ve insanlar bunlardan ne kadar uzak olursa o kadar mutlu olurlar. chris de oyle yapti ve mutlu bir yasam surdu.
    marjinal yasayarak acilar cekmedi mi? cekti. biz siradan yasayarak cekmiyor muyuz bircok aci?
    zaten marjinal yasamak nedir? normal yasamak nedir? cogunlugun ayni sekilde yasamasi o yasam tarzini dogru/normal/olmasi gereken mi kiliyor?
    iste film bunlari sorguluyor. mutlu yasayip, istedigi gibi yasayip, mutlu olmek. kendi secenekleri dogrultusunda bir yol cizip kendi kaderini cizen bir insanin biyografisi diyebiliriz.

    --spoiler--
    filmde beni kalbimden vuran bircok sahne yasadim. bunlardan biri, chris'in otostoplarindan birinde yasli bir amcayla tanismasi (adi Brian Dierker sanirim) veonunla yaptigi arkadaslik. Mr. Brian yalniz bir insandir. hayatinin son donemlerindedir ve chris ona yasam sevinci, heyecan katmistir. fakat chris kalici degildir ve bu arkadaslik kisa surecektir. arabasiyla chris'i tren yolu yanina birakirken ve ondan ayrilirken doktugu gozyasi gorulmeye degerdir. muthis oyunculuk ve yetenegi en somut haliyle gorebilirsiniz.
    --spoiler--

    --spoiler--
    ayni sekilde chris bir hippie cifte rastlamis, ciftin aralarindaki birtakim dunyevi sorunlari da cozmustur. onlarla da biraz zaman gecirmis ve ayrilik zamani geldiginde bir sabah erkenden onlara hissettirmeden cekip gitmistir. sahildeki kumlara "tesekkurler ikinize de" yazarak.
    --spoiler--
    #3285262 (smyrnote, 18.04.2008 05:55)
  6. sean penn ne yapmaya çalıştığına karar verince baştan çekmeli bu filmi.(kubrickten bahsetmiyorum galiba) mesele şu ki, hikayesi anlatılan insan hakkında sağlıklı düşünme yetisine sahip insanların en fazla iki tane fikri olabilir; tüm zamanların en şahane süper kahramanı -zira gerçek, ya da epey bi zaman önce kafayı sıyırmış aptal herifin teki.

    kitabı yazan arkadaş hakkında fikir beyan edip kimseyi rencide etmek istemem ama iş hikayeyi sinemaya aktarmaya gelince işler azıcık değişiyor. (kitabı okuyan insan neyle muhattap olduğunu biliyor. sinemaya sen de gidiyosun bi yerde. pardon.) sean pennin karar vermesi gereken nokta burası oluyor. ** ama bizim efsanevi chavezperver aktörümüz ne yapıyor.. kitapta halihazırda cilalanmış öyküye bir miktar da bağımsız ruhun bağrından kopmuş holliiwuud sosu katıyor. (its ok to waste fries. bildin mi?)

    "ne diyordum, salak ya da kahraman. süper ama bi yerde. doğa, bayırlar.. evlatlık edinmeye kalkan bile olmuş... ama paylaşmak, paylaşmak lazım..... anneciim......"

    adam açlıktan ölmüş. sürüne sürüne, kıvrana kıvrana.. zehir falan bulamamışlar. 142nin camında "yaralıyım allah için yardım edin" falan yazıyormuş. azıcık sağa sola gitse medeniyet var, harita alsa kraldı zaten diyorlar.(medeniyet meselesine hiç girmiyorum dikkat ettiysen) neyse işte.

    "ama mesaj ulvi.. fedakarlığa değiyor."

    e o zaman ne diye burnundan girip götünden çıkıyosun ki hikayenin.. anlat olduğu gibi bakalım o zaman neler konuşulucak arkasından. (sinirlenince samimileşiyorum mütemadiyen.. huyum kurusun.)

    kahvesi bile yok herifin lan.. yarın ilk iş burgera gidiyorum.
    #3289178 (tosbaa, 19.04.2008 01:17)
  7. kritik olayına falan girmeyeceğim. diyeceğim şu ki izleyin bu filmi en az bir kez. pişman olmayacaksınız. şu hayat denen zamazingo da, yaşam denen muallakta gidip gelirken, koşuştururken insanlar unutuyorlar çoğu şeyi, hatta kendilerini de. dalıyorsun hayat keşmekeşine, çark dönüyor sen de dönüyorsun. mesela sabahtan akşama kadar çalışıyorsun bir miktar para için. zaten hep toplama kampları gibi görmüşümdür işyerlerini. sabah köleler servislerle getirilir buralara. akşam da tabiri caizse suyu çıkmış bir halde bırakılır ait oldukları yere. ertesi gün ve ondan sonraki gün ve ondan sonraki gün devam eder; sonu yoktur. servislere hiç gözünüz takıldı mı bilmiyorum ama özellikle akşam iş dönüşü bir göz gezdirin; yorgun, bitkin, duyguları körelmiş ve onu heyecana getiren tek şeyin fenerbahçe, galatasaray veya başka bir takımın galibiyeti olan insanlar göreceksiniz, görüyoruz ve ne yazık ki bizde o güruhun içindeyiz. işte bu film herkesin öyle ya da böyle bir hayat yaşıyor olduğunu, mutluluğu kovaladığını (çoğu kez yanlış yerlerde) ama mutlu olma olgusunun yakınlarda hemde hiç umulmadık bir yerlerde olduğunu hissi veriyor insana.

    final sahnesi de bitiriyor olayı haddızatında: "mutluluk paylaştıkça güzeldir". evet küçük hem de çok küçük şeylerle mutlu olabilir insan ama mutluluk asıl paylaştıkça güzeldir.

    10/10
    #3291087 (mtnyldz, 19.04.2008 15:23)
  8. muhteşem yakışıklılığla ekranı dolduran Emile Hirsch' in başrolünde oynadığı; vazgeçilmezim sean penn 'in yazdığı ve yönettiği gerçek bir yaşam hikayesini anlatan filmdir.dün gece izlenmesi nedeniyle film taze taze anlatılmakta ve kritikleri içte yapılmaktadır.iki buçuk saat boyunca insanı koparmayan akıcı,heyacanlı,bol manzara ziyafetli ve tabii söylemekten kendimi alamam emile hirch' in tek başına sadece yürüdüğü dakikalarda bile beni benden alan bir filmdir.eddie vedder' ın besteleri öylsine filme uymuştur ki, son zamanlarda izlediğim en güzel fimlerden biridir.izleyin görün...
    paranın,yalanın ve kariyerin insan hayatında nasıl da yer kapladığını ve bu koskoca sahtekarlığa dayanamayan chris (kendine verdiği adıyla alex)'in güneyden kuzeye tek başına yolculuğunu konu alan filmdir.
    #3355420 (viva la fidel, 04.05.2008 14:03)
  9. muhteşem film.

    --spoiler--
    bu başlık altında hiç spoiler uyarısı verilmeden, filmin gerçek bir hikayeyi anlatıyor oluşunun vurgulanması oldukça rahatsız edici. ben filmi izlediğimde bu durumu bilmiyordum ve beni en çok etkileyen noktalardan biri, bu gerçeklik ve o fotoğraf oldu.
    --spoiler--

    neyse.. film sistemin her kurumunun sürekli boğazınızı sıkması halinin yarattığı tepki hali üzerine kurulu. ancak bu tepki sosyal bir bilinçlenme haliyle birlikte değil; tamamen bireyin sorduğu nasıl? ve neden? sorularıyla birlikte doğuyor.

    --spoiler--
    filmde karakterlerin üstüste "society!" diye bağırarak toplumla ilgili rahatsız oldukları birşey olduğunu haykırmaya çalışmaları ama bu rahatsızlıkların sebebini kendilerine bile tam olarak açıklayamamaları ve o andaki yüz ifadeleri bu durumu anlatmaya yeter sanırım.
    --spoiler--

    film bütün o doğaya kaçış isteği ve yalnızlığa rağmen insanın toplumsallığına öykünmeden bırakmamış konuyu. izlenmesi ve üzerine düşünülmesi gereken bir yapım.
    #3399551 (emptywords, 15.05.2008 10:55 ~ 10:56)
  10. eddie vedder in film için yaptığı şarkıların sözleriyle çok başarılı bir şekilde özdeşleşmiş filmdir.
    filmin çıkış noktasına bakıldığında öyle çok bir şey beklemeye gerek yoktur. gerçek bir hikaye olmasından ötürü ilginçtir ve epiktir.
    #3446039 (zenobia, 25.05.2008 17:28)
  11. tamamen afişi yüzünden hakkında hiçbir bilgi olmadan alınıp izlenen bir film olduğunda bünyedeki tahribatı daha da arttıran bir film.

    ===

    --spoiler--
    bir kere daha siftah eddie vedder ile yapılıyor. o sesi duyduktan sonrası kayıp, film 148 dakika mı yarım saat mi anlaşılmıyor. chris'in (alex yani) sergilediği olağanüstü irade, her şeyden bile bile vazgeçişi, kız kardeşinin sesiyle hayat bulmuş sözcükler, her an her yerde her koşulda kitap okuma aşkı, hayatta kalmak için gösterdiği muazzam azim, tanıdığı her insana kendini sevdirişi ve onların hayatında bir iz -ama kalıcı bir iz- bırakışı, aklını kullanmayı elinin tersiyle itişi, cesareti, şefkati, gözleri, her koşulda beyaz ve sağlam kalmayı başaran dişleri, her gördüğünü uygulayabilecek zekası ve elbecerisi, elleri..

    chris'te kendi çocuğunu gören dünyalar tatlısı hippi anne, o dünyalar tatlısı hippi kadını dünyalar kadar seven hafiften oburix'i andıran o sevimli adam, kaçak işler yüzünden hapse girmeden önce chris'e buğday biçmeyi öğreten ''herif'', kano yaparkenki kopenhaglı çift, doğduğu yıldan bir sene çıkarıp aslında olmak istediği yaşta olabilecekken üst üste birkaç hata yapan 16 yaşındaki güzel, şarkısı ve sesi etkileyici kız, kendini orduya adadığı sırada çocuğunu ve eşini bir trafik kazasında kaybeden ve chris'e hayatının dersini veren poposunun üstünde oturmayan inatçı ihtiyar...

    çekimlerin enfesliği, doğanın albenisi, insana gelen deli cesareti, toplumla alay ediş(ler)i, kitaplardan yapılan alıntıların öğreticiliği, hayvanların kullanılışı, günbatımı sahneleri, kuşların dansı, gökyüzünün renkleri, hippi karavanlarının şahaneliği, -belirtmeye gerek var mı?- şarkıların her sahneye cuk diye oturuşu, eddie vedder'in sesi, şarkı sözlerinin kusursuzluğu, eddie vedder'in nefes alıp verişleri..
    --spoiler--

    ===

    ===

    --spoiler--
    onu nereye gittiğini bilmemeye katlanacak kadar çok sevdiğimi biliyordu
    --spoiler--

    ===

    her şeyiyle kusursuzdu..
    #3447579 (yarim, 25.05.2008 23:25)
  12. izledikten sonra hakkında kusursuzluğundan dolayı yorum yapılamayan filmdir efenim zira saatlerdir fikir beyan etmeye çalışıyorum.
    yorgun argın,sinirli stresli ve üzgünken izlenmemesi gerekin film.bir sırt çantası alıp kendinizi öleceğinizi bilseniz bile doğaya vurmak ,walk into the wild durumunda olmak isteyebilirsiniz. *
    #3475702 (psodomaki, 31.05.2008 22:31)
  13. hayattan gerçek zevki almanın yolunu anlatan film. sorumlulukların, dü$üncelerin, kavgaların, kinlerin insanı körelttiğini bunun yerine gerçek özgürlüğün bir kaçı$ta, doğada olduğunu anlatır. gerçek bir hikaye olduğunun öğrenilmesi ise insanı daha da bir $a$ırtır. bu kalabalıkta aldığımız zevklerin "gerçek zevk" ile uzaktan yakından alakası olmadığını öğretir.
    #3506814 (realoqus, 07.06.2008 15:13)
  14. --spoiler--
    izleyene çok güzel bir 2+ saat yaşatıyor bu film. tenefüse çıkmış gibi, ara vermiş gibi, yalnızca supertramp'in hikayesinde varoluyormuşsunuz gibi hissettiriyor. sonra supertramp'in ailesinden, kariyerinden, paradan puldan gözünü karartıp vazgeçişi ve kendini yollara vuracak cesareti sergilemesi, dilimize pelesenk olmuş her şeyi bırakıp gitme isteğinin hakkını vermiş olması takdir edilesi gerçekten. fakat filmin sonundaki aydınlanma anı, o anı hazırlayan bozuk aile ilişkilerini oturtamadım filmin geneline. "gitmemeliydim, bencillik ettim, gerçek mutluluk beni sevenlerle birlikte olmakmış" demek yerine "doğaya güvendim ama o lord byron şiirlerindeki gibi beni bağrına basmaya hazır beklemiyormuş. okunması, izlenmesi, bir kafes hayvanıymışcasına uzaktan sevilmesi gerekiyormuş meğersem." gibi bir sonuç çıkar diye beklemiştim filmin başından itibaren. böyle olmasını istesem de olduğu haliyle de harika bir filmdir. kendini birden fazla kez izlettirecek kadar sağlamdır.
    --spoiler--
    #3508343 (peter panic, 07.06.2008 22:21 ~ 23.06.2008 09:50)
  15. Sean Pean'in senaryosunu yazdiktan sonra cekmek icin 10 yil bekledigi filmdir.

    Oprah Winfrey Show'da anlattigina gore Sean Pean, 96 da tesadufen gordugu bu kitabi kapagindaki fotograftan etkilendigi icin almis, okuduktan hemen sonra bu gercek yasam hikayesinin film haklarini satin alabilmek icin yazariyla ve Chris McCandless'in ailesiyle uzun suren gorusmeler yapmis.izni kopardiktan hemen sonra senaryo yazma asamasinda Chris McCandless'in ablasi da kendisine birebir eslik etmis.

    illa ki seyredilmeli...
    #3524408 (zeeep, 11.06.2008 15:10 ~ 20.06.2008 20:09)
  16. tolstoy ,thoreau, london, byron isimleri sizin için bir şey çağrıştırıyorsa daha fazla zevk alacağınız filmdir. zaten filmden zevk almanızın en önemli sebebi ağlak olmanızdır muhtemelen. tahminlerime göre bu filmin son sahnesine ağlayanlar babam ve oğlum'daki "na burda durup gollarımı şöyle açaydım da gitme diyeydim" repliğinin ardından da ağlamıştır.

    filmin sonunda "biz bu filmden ne anladık?" desem herkes kendi sorunlu hayatına uygun bir cevap verecektir. çünkü çoğunuz chris kadar zayıfsınız. the big lebowski 'de ne deniyordu? hah ... seni kimse yıkamaz! aile içi şiddeti bahane edip sırt çantamı kaptığım gibi alaska 'ya gitmemin mantığı nedir? jack london mıyım ki ben? altın mı arıyacaz? ulan en fazla arkadaşımda kalırım, biraz trip yaparım olur biter. hepsi bu, ötesi yok.
    hem hippileri de anlamamışımdır hiç. ulan daha iyi bir hayat hakkınken ne diye beş para etmez bir macera ile ömrünü çürütürsün. şerefsizim ötenazi isteyenlere bu tırtlardan daha çok saygı duyuyorum.

    filmin en güzel yeri,"yanlarına gidip yanlış insanlar olduklarını(anne babama) söylemek istemedim. çünkü yaşamak istiyordum" kısmıdır. çoğunuz aynısını yapıyor zaten. bu yüzdendir ki çoğunuz bu filmi izlediğinde kafasında içine giremediği hayatları, hiç sahip olamayacakları gelecekleri düşündü. itiraf edin hadi. bir kez olsun kendinize karşı dürüst olun: bu yüzden bu filmi sevdiniz di mi?
    #3636793 (umbertobaggio, 08.07.2008 14:07 ~ 14:08)

© 2008 - uludağ sözlük

into the wild başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. into the wild ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu into the wild nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» afyon lisesi » k dergi » ortak atadan gelen maymunumsu insan » 20 ekim 2008 » harc » rayleigh » onur tuncer » hazreti ali » soda » andris biedrins a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » 20 haziran 2008 hirvatistan turkiye maci