hayata dair ic burkan detaylar 


/ 22
kapat
  1. ihtiyar amcaların para kazanmak için birşeyler satması. bir yerde gencecik sapasağlam dilenci bir yerde bu amca. geçtiğimiz kandil günü sabah 11.00 suları işe gidiyorum böyle yavaştan yavaştan. önümde bir amca , almış bir el arabası içine koymuş kutu kutu kandil simitleri öyle yavaştan yavaştan ilerliyor. bir kutu alayım dedim hem kahvaltı yapmış olurum. öyle yaklaştım bir kutu kandil simidi aldım bonus olarak yüklü dua. yanında yürümemin de bir sakıncası yokmuş yürüdük beraber. konuştuk anlattı bana ne iş olursa böyle yaparmış , kandillerde simit satarmış , sıcaklarda su derken geçimini ve kendisine kalan tek torununun geçimini sağlarmış. öyle bir umursamaz anlattı ki gerçekten perişan oldum daha fazla detaya girmek istemedim ve yanından ayrıldım içim daha fazla burkulmasın istedim. ben sadece o anlatırken üzüldüm , o ise bunları yaşıyor.
    #3756875 (sheyytan, 01.08.2008 21:39)
  2. bir yanda bir kere bile düşünmeden bir gecede 8000 ytl hesap ödeyen insanlar bir yanda cocuklarımı acaba yarın doyurabilecek miyim diye düşünen insanlar..umut ettiklerimiz ama bir türlü ulaşamadıklarımız..hak ettiğimiz şeylerin hiç hak etmeyenlerin elinde oluşunu görmek ve buna karşın elimizden bir şey gelmemesi..
    #3756937 (yalandunyaninsahtekahramani, 01.08.2008 22:00)
  3. ben mado da günlüğüm 20 liraya denk çalışırken, gelen insanların 20 ytl lik dondurma sipariş edip, bir kaşık alıp bırakması. allahsızsınız ulan! pis görgüsüzler.
    #3756948 (limanla kavgali isyankar kaptan, 01.08.2008 22:02)
  4. Bir şişe şarap içtikten 2-3 saat sonra hayata tekrar dönme gerçeği.
    #3756985 (sinner mirza, 01.08.2008 22:12 ~ 05.08.2008 15:23)
  5. ocak ayı ortasında aksam saatleri, kar hafif bir sekilde yagmakta tabi, buz gibi bir hava. otobüsün ilk duragı, kalkıs saatini bekleyen yolcuların pek azını kar yagısından koruyabilmekte...

    bir cocuk. 9-10 yaslarında. üzerinde onu soguktan koruyamayacagı son derece bariz bir sonbahar ceketi. eski bir kase pantolon, kimbilir ne sartlarda alınmıs diye geciyor insanın icinden. yagıstan dolayı ıslanmıs üstü bası ama satmaya calıstıgı mendilleri korumaya calısıyor ceketinin icerisinde saklayarak. eliynde sıkı sıkı tutuyor sermayesini.

    yoldan hızlı adımlarla insanlar geciyor, kimsenin mendil aldıgı yok. cocuk ısrarlı, mendilleri satması gerekiyor tabi. duraktaki herkese teker teker soruyor. yasıtlarının okuldan dönmüs evlerinin bahcesinde kalın paltolarıyla kartopu oynadıgı geliyor insanın aklına.

    durakta bekleyen insanlara sormaya devam ediyor cocuk. eliyle sıkı sıkı tutuyor mendilleri. biz ellerimizi cıkaramıyoruz cebimizden.

    birden kar siddetini arttırıyor. ne yagıs ama... insanlar daha bir gömülüyorlar kalın paltolarının icine.
    göz gözü görmüyor bir an icin sanki.

    cocuga bakıyorum...
    mendilleri kenara bırakmıs. yüzünde bir cocuk gülümsemesi, hayatın onu ittigi bu dengesiz kavgayı unutuyor bir an. gercek kimligine dönüyor...
    cocuk oluyor bir an...
    yüzündeki gülümsemesiyle, yerde birikmis karları toplayıp kafasından asagıya tekrar dökmesiyle...

    cocuk oluyor...
    tıpkı yasıtları gibi...
    #3757060 (simdi anani laciverde boyadim, 01.08.2008 22:33)
  6. yolda yürüyorum. bir dilenci rastlıyor gözüme. üstü başı pis. ama hiç bir özürü yok. yine de acıyıp yaklaşıyorum. cebimde bozuk para var mı diye yokluyorum. 50 kuruş çıkıyor. ben de hiç yoktan iyidir. diyorum önüne koyuyorum. ama o sırada tam doğrulurken, dilenci bozuk parayı alıyor ve fırlatıyor. 'ne bu sadaka mı' diye bağırıyor. ne yapacağımı şaşırıyorum. parayı
    yerden alıyorum ve arkama bakmadan gidiyorum. nasıl insanlar var diyorum kendi kendime. sonra gözüme bir çocuk ilişiyor. ayakkabısı eskilikten parçalanmış... sağ bacağı sakat... 5 metre kadar ilerisinde futbol oynayan yaşıtlarını izliyor. karşıdaki bakkala gidiyorum. o 50 kuruşla bir çikolata alıyorum. çocuğa doğru ilerliyorum. ona yaklaştığımı farkedince korkuyor. aramızda mesafe kalmayınca ona çikolatayı gösteriyorum ve uzatıyorum. bir an şaşırıyor. hemen sonra yüzündeki ifade mutluluğa dönüşüyor. ama yine bir yerlerde korku var... çikolatayı çocuğa veriyorum ve oradan uzaklaşıyorum.
    düşünmeye başlıyorum... hangisi daha fakirdi? hangisi daha yoksundu? o an anlıyorum gerçeği. daha az şeyi olan değil daha çok şeye ihtiyaç duyan fakirdir...
    #3757096 (CarpeDiem55, 01.08.2008 22:50)
  7. bayrağa sarılı tabutu, oğlunun tenini öpüyormuş gibi öpen şehit annesi.
    #3757592 (beyaz profiterol, 02.08.2008 00:39)
  8. 12 yaşlarında bir çocuğun, elinde taşıdığı sandıklarla zar zor yürümeye çalışırken, sandıkların
    üzerine yerleştiremediği küçük bir leğeni ağzıyla taşıması. elimde bilmem ne mağazasından yapılmış alışveriş poşetleriyle geçerken.
    #3757606 (beyaz profiterol, 02.08.2008 00:42)
  9. inşaatta daha geçen yıl kırılmış ayağı ile topallayarak çimento paketini taşıyan adamın hayat mücadelesi.
    #3757628 (pirincinicindekibeyaztas, 02.08.2008 00:46)
  10. hava çok sıcaktı bugün. dükkanın önünü hortumla suluyorduk ki babam yoldan geçen bir çocuğu ıslatıverdi. pantolonu sırılsıklam oldu. suyu gören çocuk, sanki çölde susuz kalmış bir aslan yavrusu gibi '' abi içebilir miyim ? '' dedi. '' iç '' dedim. aslında kuyu suyuydu, içilmemesi gerekiyordu. zararı yoktu ama içmemesi gerekiyordu. '' içerdeki sudan vereyim dur '' diyecektim ki kana kana içmeye başladı suyu. hortumun ağzından çıkan sular serinletiyordu içini. içti, kana kana içti. sonra '' allah razı olsun abi '' dedi. '' sağolasın kardeşim senden de razı olsun '' dedim. ben bugün, içtiği suyla mutlu olan bir çocuk gördüm. gözleri parlıyordu. bir de kendime baktım. gözlerimi karanlık bürümüş. içtiğim sudan bile zevk alamaz olmuşum. onun gibi olmak istiyorum ben de. içtiğim sudan mutlu olmak istiyorum. sadece bir suya. belki bir bardak, belki daha az, belki bir kaç yudum. para falan değil derdim inanın. su. sadece su...
    #3757662 (pryd rulazz, 02.08.2008 00:53)
  11. kesilen ampulü değiştirmek için babanın yanında sandalyenin üzerine çıkarsınız, tam değiştirirken elektrik akımına kapılırsınız, bembeyaz kesilirsiniz, kalbiniz yerinden çıkacakmış gibi olur, babanız sizi sakinleştireceğine, "gerizekalı, senin ben suratına sçayım, mna kodum evladı" diyerek hakaret eder, "lise mezunu adam bu kadar olur" diyerek hayatımda duyduğum en mal tespiti yapar ve siz odanıza geçip öz babanızın anasına sülalesine söversiniz.
    #3770851 (gulce, 04.08.2008 22:21)
  12. en acı verenleri:
    - büyük incelik ve detayları gözden kaçırmak ve önemsiz bulmak
    - bilimin işgal ettiği hayatlarımızda hiçbir öneme zaman ayıramamak
    - en yakınlarımızı para ve daha iyi hayat uğruna yabancılaştırmak
    ise eğer; işte tam anlamıyla:
    bu: (bkz: #3694190)
    bu: (bkz: #3480000)
    ve bu: (bkz: #3694190)
    maalesef...
    #3770910 (yenidunya atlasi, 04.08.2008 22:31)
  13. her defasında hayatı ıskalamak, istenen değil istenmeyen şeylerin başa gelmesi durumu. yolda rahatça gezen çiftleri görünce bu hasret bin kat daha artar. sahilde boğazın sularına bakmak ise en gerçek yanlızlıktır, özellikle şehir hatları vapuruyla karşıya geçerken.
    #3770941 (mendoza, 04.08.2008 22:37)
  14. "bugün birdaha hic olmayacak, degerlendir!" diyip "bugün de herhangi günlerden biri amaaan, pek daraldim, pek mutsuzum" modunda ya$amak.
    #3770979 (ojomo, 04.08.2008 22:43)
  15. ailesinin evinde insanın kendini fazla hissetmesi , hissettirilmesi .
    #3771139 (keskin sirke, 04.08.2008 23:14)
  16. genelde toplumsal vicdanimizi kanatan detaylardir. niye? cunku hayat toplumsallasmadir. oysa hic biri aglatmaz ozumuzun yanmasi kadar. hep boyledir. buraya bi seyler karalanir sonra karalamaya devam edilir. tplumsal gundem, o aksamki mac, o anda dinlenen sarkı, karalanirda karalanir. buraya yazmak kusmak gibidir. kusulur rahatlanir. sonra bosalan mideye bi seyler indirilir. bi dahaki kususa kadar. oysa hayat. oz be oz kendimiziz. hep oyle olmustur da yuzlesmekten korkarız. evet lanet olsun ufacık cocuklarin öldügü savaslara, o savaslari yaratan sisteme, o sistemi yoneten paraya, parasizliga. lanet olsun hepsine. ben de varim demek adina cektigimiz eziyetlere. oysa kendimize ait bi dag basi. oysa bihaber bi huzur. ne savaslar izledi bu nesil canli yayinda da sonra uzandi eli tv kumandasina kapatti. yatti uyudu. sonunda uyudu...

    ...yalnizlik, hey you diyen pink floyd dan baska kimsenin olmamasi. ve oyle bi his ki bu, serefsiz dunyadan hooop diye sizi soyutlayip kalbinizdeki ya da bobreginizdeki ya da her ne organinizsa ordaki can cekisi, spazmi, kan revan icindeligi gozunuzun onune sermes...

    ...
    but it was only fantasy.
    *
    #3776471 (turquovadise, 06.08.2008 00:38 ~ 27.08.2008 18:38)
  17. bir daha asla cocuk olamayacak olmak gercekten ic burkar.
    #3776538 (uurtskn, 06.08.2008 00:50)
  18. gecen sene eylulun sonları...

    Babamın işyerınde cayımı yudumluyor, bi taraftan da bilgisayarın ekranında keyif yapıyorum. o sırada işyerıne yaşlı bir nene ve dede gelir. Kış sezonu diye işyerinde battaniyeler sıralanmaktadır... dede ve nene uzun uzun battaniyelere alıcı gözüylü bakmaktadırlar... esnafın cakal cocugu olarak ben baslarım muhabbete... bu battanıyeler soyle iyidir, boyle iyidir...

    dede sorar "yavrum kaç para bunların fiyatı" diye... 30 ytl oldugunu dedeye soyledıkten sonra fiyat pahalı gelmiş olmalı ki bana sizde kiloyla satılan battanıye varmı diye sorar... "dede onları sen kemaraltında bulursun, burda yok" diye cevaplarım... dede ile nene aralarında konusur yol parası cok tutar nasıl gıderız ederız dıye hayıflanırlar...

    tam bizim magzadan ayrılırlarken ben, "nene siz bunu dügün hediyesi diyemi alacaksınız" diye sorarım... nene torunları olduklarını anne babalarının yavrularını bırakıp gittiklerini bi daha sormadıklarını anlatır. dedenin emekli maaşıyla geçindiklerini söyler... ben biterim orda... dede derim ben sana bir indirim yapayım... geldin boş gitme falan filan çakal esnaf ayagına yatıp dedenınde onurunu kırmadan geliş fiyatına 18 ytlye iki taksite verilir battaniye... tam haydı hoşçakalın derken nene, bunun taksiti bitince dıger torunada alırız der... ben gene iptal... ayda dokuz ytl, onumuzde ıkı aylık kış, o kışa kadar battanıyesız uyumak zorunda olan bir cocuk... beynime kan sıçrar... bir battaniye versem, oda benden olsa, adamcagazın onuru kırılacak dıye korkarım...

    dedeyle nene işyerınden ayrılır... ben dayanamam, o aksam rahat uyumak için elimde bir battaniye arkalarından koşmaya başlarım.......

    -dedecim bı dakka bunlarda kampanya var, bir alana diğeri bedava...
    #3779188 (erjivan, 06.08.2008 16:09 ~ 07.08.2008 00:47)
  19. buruk bir hikaye.. biraz uzun.. eğer boşsanız zaman öldürmek için burdaysanız okuyun, belki bir şeyler anlatıyordur size yoksa hiç zaman kaybetmeyin, boşverin... yakınımda gözlemlediğim bir olaydır.. ben yazarken birşeyler kattım kendimden belki siz de birşeyler bulursunuz....

    çocukluğu güzel geçmişti, çok çok mutlu denemese de.. ne isterdi ki bir çocuk? ne beklerdi hayattan? istediği şekerler, dondurmalar alınsın, anne babası yanında olsun, bisikletine binip mahallede bir iki tur atsın, oynayacak arkadaşları olsun, küçük mutluluklar yaşasın.. her çocuk yaşardı zaten genelde bunları, zaten en ufak şeyler her çocuğu mutlu etmeye yeterdi. gece uyuyacak bir evinin bulunması, giecek kıyafetinin olması.. sahipti zaten bunların hepsine annesi babası hayattaydı, onun yanındaydı hatta kendisini çok seven geniş bir ailesi vardı, dedesi, babaannesi..tek çocuktu bir de bütün ilgi, sevgi onun üstünde toplanmıştı.. onu mutlu etmeye çalışan sevenleri.. aslında bir çocuğu mutlu edebilecek detaylardan çok daha fazlasına sahipti ortalamaya göre..
    en çok babasını severdi, her çocuğa sorulur ya o yaşlarda anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı diye, bir an bile düşünmeden babam derdi herkese.. annesini de çok seviyordu tabii ki ama babasının gözbebeğiydi, babasıyla geçirdiği anları dünyalara değişmezdi.. her akşam babasının gelişini beklerdi eve, sonra babasıyla çıkıp köpeklerini gezdirirlerdi.. köpeğini de çok seviyordu, hele bir kere o ağlarken köpeğinin de gözünden yaşlar süzüldüğünü görmüştü ki, daha da bir sevmeye başlamıştı onu..
    annesiyle gezerlerdi hep haftasonları.. annesi çalışıyordu ama hiç ihmal etmezdi onu.. annesi iyi bir müzik zevkine sahipti, evde hep müzik çalardı bir şekilde, bir kaset vardı, içinde enstrümental melodilerin yer aldığı, onu koyardı annesi teybe.. oradaki bir şakıyı çok severdi ve derdi ki ileride ben öldüğümde bu şarkıyı her duyduğunda beni hatırlarsın.. çocuğun boğazına birşeyler düğümlenirdi, düşünmek bile istemezdi öyle kötü şeyleri..
    işte ilkokulu ailesi, kendisini seven insanlar yanındayken, imkanları çok iyiyken özel okulda okudu, daha sonra ortaokul, lise özel okullar, özel dersler, kurslar.. iyi yetişiyordu yetişmesine de, ilkokulun son yıllarına doğru bir şeyi fark etti hayatıyla ilgili.. bir şeylerde terslikler başlamıştı veya da anlamıştı çocuk ters gidecekti bir şeyler ileride, bunu hissetmişti uyumaya çalıştığı anlarda içeriden sesler yükselirken. bu sesler her geçen gün daha da yükselmeye başladı ufak bir kıvılcım düşmüştü bir gün bir yerlerde büyümüştü yavaş yavaş sonra da kıyamet olacaktı...
    ortaokul, lise yılları hep aynı huzursuzluklar, bu huzursuzlukların içinde kendisine hissettirilmemeye çalışan kavgalar, mutsuzluklar.. kendisine verilmeye çalışan yapay mutluluklar..
    ortaokul, lise yılları yine özel okullarda, kurslarda, kendine verilen imkanlarla geçip gitti.. kavga da oluyordu, huzursuzluk da ama bir şekilde bir aradaydılar yine annesi, babası, ailesi.. gezmeler, tatiller, her yılın çeşitli zamanlarında giden 5 yıldızlı oteller.. mutluydu, artık çocuk değildi ama.. büyümeye başlamıştı.. hayatı çözme, kavramaya çalışma evrelerindeydi o zamanlar..
    güzel bir lisede okuyordu, arkadaşları, ailesi yanındaydı.. kendisini seven arkadaşları.. sadece okul çıkışında servise binip onlarla beraber eğlenerek, gülerek eve gitmek isterken kendisini her çıkışta almaya gelen o suratsız şöförü görmekten dolayı mutsuzdu..
    lise yıllarının sonlarına doğru evdeki sesler daha yükselmeye başlamıştı. her geçen gün daha yükselen sesler.. bir gün kıyamet kopmuştu, babasııyla annesi konuşurken duymuştu, annesi aldatılıyordu.. kavga sabahın ilk saatlerine dek sürdü evde, başına yastığı kapatıp uyumaya çalıştı, uyuyamadı.. düşündü o gece, içten içe kıskandı o kadını.. babasını, tek idolünü elinden almaya çalışan kadını..
    lise yılları da böyle geçti gitti.. hep kavga değildi tabii ki evde yaşanan mutluluklar da vardı.. ama hep eskiye göre daha yavandı, daha buruktu mutlulukarı..
    aşık oldu, o yaşta herkesin yaşadığı o platonik aşklardan..yıllar geçti, unutuldu tabi hepsi..
    derken, üniversite yılları başladı. üniversiteyi de
    ailesinin yanında okuyacaktı.. 18 yaşına geldiğinde babası bir gece annesi ve kendisini karşısına alıp bir konuşma yaptı.. bu yıla kadar büyümesini beklediğini artık kendi ayakları üzerinde duracak yaşa geldiğini, ve annesiyle ayrılmak istediğini söyledi.. annesi aldatıldığını bile bile ayrılmak istemiyordu, çünkü o da hayatının tek dayanağını kaybetmek istemiyordu, kendi ailesini hiç düşümeden bir yana atarak kayıtsız şartsız bağlandığı adamı kaybetmeyi istemiyordu..
    ama oldu sonunda ayrılık kararı alındı..
    nedense yıkmamıştı bu durum bu sefer onu.. alışmıştı belki de yıllardır bu duruma..
    sonra babasının o kıskandığı kadından bir çocuğu olduğu ortaya çıktı.. o içindeki büyük sevgi gitgide nefrete dönüşmeye başlamıştı artık, nasıl yapardı, nasıl onun sevgisini bir başkasıyla paylaşırdı? onun babası tekti, o adam başka, ve hiç tanımadığı bir çocuğun da mı babasıydı? inanamamıştı.. 1 seneyi bu soru işaretleriyle, hayalkırıklıklarıyla bunalımlarla geçirmişti..
    annesinden de nefret ediyordu artık, annesi; babasını ve onun başkasından olan çocuğunu kabul etmişti, hatta haftada birkaç gün evlerine gelip gidiyorlardı.. iyiden iyiye yalnız hissetmeye başlamıştı kendini.. kabullenemiyordu ne o çocuğu ne bu durumu.. 1 sene böyle geçip gitti.. herkes kabullenmişti herşeyi de, bir o kabul edemiyordu.. üniversite hayatının ilk senesiydi.. çocuk ise onu bir abla olarak benimsemişti bile.. çok seviyordu onu, ama o kabul etmedi.. ufak bir çocuğun suçu ne diyenlere bile büyük bir tepkiyle karşılık veriyordu.. evet o çocuktu onun suçu yoktu, ama kendisinin de suçu yoktu.. o da daha büyümemişti ki babasının başını okşamasına ihtiyacı vardı, mutlu bir yuvaya..
    hayatındaki her şey yıkılmıştı o yıllarda tüm inancı gitmişti.. derken karşısına biri çıktı aşık oldu hem de büyük bir aşktı onlarınki.. tesadüflerle başlayan bir aşk.. 3 yıl sürdü, babasının eksikliğini sevgilisinde gidermek istedi.. sevgilisi de bu bunalımlı zamanlarında hayatına girip herşeyi değiştirmişti adeta.. tek umudu olmuştu onun.. ama mutlu zamanları en fazla 1 yıl sürdü.. o aşkın büyüsü bozulunca eksiklikler kendisini göstermeye başladı..
    birşeyler eksikti ama ne? bunun cevabını bulamıyordu..
    güzeldi, hatta fazlaca güzeldi.. yolda yürürken insanların kafasını çevirip bakacağı kadar.. ama hayatına giren o insan, seni ben mutlu edeceğim diyerek giren o insan bir anda bambaşka biri oluvermişti.. o ilk zamanladaki kibarlığı, onu mutlu etme isteği gitmişti adeta.. o da kendini hayatın akışına bırakmıştı.. her şey ilk günlerdeki gibi gidecek değildi ya, tabii ki büyü bozulacaktı.. ama kabullenemedi.. bu büyü bozulmamalıydı.. hiç kendinde suçu aramadı kavga ettiklerinde belki de suç kendindeydi.. herhangi bir kızdan çok daha fazla ilgi ve sevgi bekliyordu.. babası, arkadaşı, sevgilisi olmuştu onun bir anda.. sonra büyü bozuldu... ama hala yaşatmaya çalışılıyordu.. zorla mı, aralarındaki aşkın hatırına mı, verilen büyük mücadelelerin hatırına bi bilinmez hala devam ediyor hatta..

    kız, hayatındaki eksikliği her geçen gün daha da fazla hissederek yaşamaya devam etti.. olmadık şeylerde bile ağlayabiliyordu.. kulağında çoğu zaman çocukluğunda annesinin dinlediği o melodiler çınlıyordu, yüreği sızlıyordu.. hiçbir şey eskisi gibi olamamıştı bir daha, ve olmayacaktı.. insan her geçen gün bir önceki günü özler ya, işte öyle bir şey..
    yine yalnız değildi ailesi hala yanındaydı, ama babası ayrı bir evdeydi, diğer çocuğuyla beraber, onun velayetini almıştı.. o bir zamanlar kıskandığı kadın, babasının sevgilisi ve çocuğun annesi işte o kadın da, o da hayattan beklediğini elde edememişti, babasıyla evlenememişti ya ona seviniyordu aslında sadece. yuva yıkanın yuvası olmaz derler ya.. öyle işte.. babası başka evdeydi, o ise hayatındaki inasana, sevgilisine rağmen hala yalnız hissetmeye devam ediyordu kendisini.. kız arkadaşları akşam onların evinde kalsın diye seferber ediyordu bütün imkanlarını.. sırf yalnız kalmamak için. sevgilisinin de artık göstermediği sevgiye daha çok ihtiyaç duyuyordu zaman geçtikçe.. bir dost, ilgi gösteren biri için her şeyini feda edebilirdi, ama hiç büyük hatalar yapmadı bunun uğrunda.. hep adımlarını sağlam attı, hep kendine yakışan şekilde..

    bazen bir dostla bir iki satır dertleşmek için günlerce onun gelmesini bile bekledi.. bazen yalnızlığıyla dertleşti, bazen şarkılar söyledi...

    ve; bir şekilde üstesinden gelmeyi başardı.. buruktu onun öyküsü, ama hayata dair çok şeyi kısa zamanda yüzüne tokat gibi vurulan gerçeklerle öğrendi.. artık kardeşiydi ufak çocuk onun, artık seviyordu onu, artık hayata daha sağlam devam ediyordu, yıkılmadıysa şimdiye kadar bundan sonra da yıkılmazdı asla.......

    ve bütün bunları kendine gösteren de yine o kabullenemediği küçük çocuk olmuştu, kardeşi olmuştu.. bir gün ona: hayatta babamdan ve senden başka kimsem yok abla demişti.. beni seviyorsun değil mi? ileride babam ölürse sen benim yanımda olursun değil mi? kucakladı çocuğu.. kardeşi olmuştu o 5 yaşında bu lafları söyleyerek ona hayat dersi veren çocuk.. artık kardeşiydi ve ömür boyu destek olacaktı ona, ona zarar gelmesin diye uğraşacaktı.. çünkü hala kendisini seven, ve hayatta olan bir annesi babası vardı hayatta, oysa o ufak çocuğun annesi aylarca aramamıştı evladını, onun en çok anne sevgisine ihtiyacı olduğu zamanda... o ise sevgiyle büyümüştü.. sevgiyle.. ve herkese verebilecek kadar çok sevgi taşıyordu içinde....
    #3805501 (gecee, 12.08.2008 00:55 ~ 14.08.2008 19:59)
  20. paraya kıyıp orijinal dvdsi alınan filmi gece tvde görmek.
    #3805508 (taharetmuslugu, 12.08.2008 00:56)
  21. belediyeler tarafından hastalıklı diye alınmak istenen küçük bir köpeğin acı feryatları, neden geldiniz buraya der gibi belediye görevlilerine bağırması. diğer köpeklerin,arkadaşlarının alınışını seyretmesi. belediye ekiplerine napıyosunuz lan siz diye bağırmam , belediyedeniz biz hastalıklı köpeği götüreceğiz demeleri. hastalıklı köpeği götürdünüz, iyileştirecek misiniz?yoksa öldürüp bir kenara mı attınız? işte bütün bunları sizide onlarıda yaratan biliyor,gereğini elbet yapar.
    #3805714 (pysco, 12.08.2008 01:40 ~ 01:41)
  22. günlerin "gelip geçen" yüzü çarpıyor hep kapılarıma. kalıcılığma uzanan tek bir içten el bile yok. bir kavruluş almış başını gidiyor içtensizliklerin soğukkanlılığında. ancak daimi bir suskunluk, dillere deva oluyor. çünkü kelimeler ağlıyor paylaşmanın tutkunluğunda. acılar, anlatandan başka kimseyi kanatmıyor ya; kanatılamayan herkes nefreti oluyor anlatananın yangınlarını hissedememenin suçuyla.

    bir esaret almış başını gitmiş. dövizlerin uşağı "günaydın" diyoruz karanlık sabahlara. geceye kadar tüm hayatımız, paranın hesabının çekiciliğinde dönüyor utanmazca.

    ben de dönmüşüm 180 derece aslında. paranın duygulara akışının çaresiz acınasılıklarına ben de üye olmuşum. baksana: adsl paramı, almak istediğim şapkayı bir hesaba dökmek için oturduğum masaya, bunları döker olmuşum...
    #3806849 (yenidunya atlasi, 12.08.2008 13:19 ~ 13:23)
  23. yirmi yasindayken; hayatinin en büyük aski olan insandan hayatinin en büyük kazigini yemis olarak ayrilmaktir
    #3822352 (aztec, 15.08.2008 15:26)
  24. Bir Gazimizin parasızlıktan üzerinde tweety resmi olan kazak giymesi. Hayır şaka değil gerçek. Gördüğümde kendimden bu kadar utandığımı, bu kadar içimin burkulduğu başka bir olay yaşamadığımı, görmediğimi anlamama sebebiyet vermişti.
    #3822387 (bir cipsten cikan 2 taso, 15.08.2008 15:32 ~ 15:33)
  25. aşk'ın ne olduğunu ebeveynlerinden öğrenen, aşk içinde huzurla büyüyen bir çocuğun yıllar sonra evinde her gece kavga sesleriyle uyumaya maruz kaldığı için, bir gece sıcak yatağından kaldırılıp biz boşanıyoruz kızım cümlesini sırf ondan duymuş olduğu için ergenliği boyunca annesine duyduğu nefret... yıllar geçtikçe ve parçalar beyinde oturmaya başladıkça ilk aşkım dediği babasının aslında yıllarca o nefret ettiği anneyi aldattığını, kandırdığını ve duygularını pervasızca kullandığını idrak ettiğinde duyduğu suçluluk... gözyaşları içinde kendinden, hayattan nefret ederek anneye sığınışı, onu mutlu edebilmek için hiçbir şey yapamaması ve inadına babaya benzeyen adamlara aşık olması...
    #3824697 (serenity, 16.08.2008 02:00)
/ 22
© 2008 - uludağ sözlük

hayata dair ic burkan detaylar başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. hayata dair ic burkan detaylar ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu hayata dair ic burkan detaylar nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» cocuklarla girilen diyaloglar » haydarpasa tren istasyonu » ruhundan once bedenini soymus kadin » 10 eylul 2008 turkiye belcika maci » aldatmasin diye engelli sevgili bulmak » o dedigin sana benzer » muzo » karisi tarafindan 300 kez aldatilan adam » josef k » ridvan dilmen a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games