bugün 1889 başlık

hüseyin hilmi ışık

  1. 3 2
    enver ören'in kayınpederi ve din adamıdır.saadet-i ebediyye adlı eseri meşhurdur.bunda her ne kadar kabul edilemez gibi gözüken bazı fikirler dermeyan etse de bazı fikirleri çok ilginç ve akılcıdır.vahhabilerden hiç hazzetmez,osmanlı aşığıdır.
    #436639
  2. 2 2
    türkiye'nin ilk kimya yüksek mühendisi."Phenyl-cyan-nitromethan'ın nitron-esteri" cisminin sentezini yaptı ve formülünü tesbit etti. Dünyâda ilk olan bu başarılı trava, fen fakültesi dergisinde ve Almanya'da çıkan "Zentral Blatt" kimyâ kitâbında kendi ismiyle yazılıdır.
    #436904
  3. 4 4
    http://www.huseyinhilmiisik.com/
    #1042012
  4. 7 7
    Abdulhakim arvasi hazretlerinin talebesidir.Pek sevdiğidir.Pek sevilesidir. islam alimi ve bilim adamıdır.
    #2259809
  5. 5 5
    yazdığı kitaplar asla kendi fikirleri değildir..kaynaklarının tamamını büyük islam alimlerinin kitaplarından sağlamış islam alimi.
    #2589836
  6. 5 5
    islamiyetin kafadan uydurma yorumlarla değil nakil edilerek yaşanması gerektiğini savunmuştur. ayrıca islmaiyetin çoğu insanın zannettiği gibi yanlızca din bilgilerinden değil fen bilgilerindende oluştuğunu hem kitaplarında yazarak, hemde hayatında geldiği nokta ile göstermiştir.
    #2590710
  7. 5 5
    Hüseyin Hilmi Işık Efendi (rahmetullahi aleyh), son devir islam âlimi, evliya ve fen adamıdır. Müsteâr ismi "Sıddîk Gümüş"tür. Bazı kitaplarında bu ismi kullanmıştır. 8 Mart 1911 tarihinde (H.1329) istanbul-Eyüp Sultan'da doğdu. 26 Ekim 2001'de vefat etti ve Eyüp Sultan'daki aile kabristanına defnedildi.

    "Güzel ahlâkı, adâleti, çalışkanlığı, fende, sanatda birinciliği ve yiğitliği dünyâ târîhlerinde, parlak kelimelerle yazılı olan, şanlı ve şerefli ecdâdımızın, düşman elinin dokunmaması için, mübârek kanını dökdüğü ve bütün temizliği, doğruluğu ile bizlere mîrâs bırakdığı mukaddes dînimizi, yine onların mubârek elleri ile yazdıkları, hâlis ve afîf kitâblarından okuyup öğrenmeliyiz." demiştir kendileri. *
    #2665607
  8. 6 3
    Son devir islam âlimi, evliya ve fen adamı. Müsteâr ismi Sıddîk Gümüştür. Bazı kitaplarında bu ismi kullanmıştır. 8 Mart 1911 tarihinde (H.1329) istanbul-Eyüp Sultanda doğdu. Babası Saîd Efendi ve dedesi ibrâhîm Pehlivân, Plevnenin Lofca kasabası, Tepova köyünden, annesi Âişe hanım ve annesinin babası Hüseyin ağa da, Lofca kasabasından idiler. Babası Said Efendi, Doksanüç Harbi denilen 1877 Osmanlı-Rus Harbinde muhâcir olarak istanbula gelip, Eyyûp Vezirtekkeye yerleşti. Said Efendi 1929 senesinde vefât etti. Eyüp Sultân kabristânında medfûndur. Annesi Âişe Hanım, 1954te Ankarada vefât etti. Bağlum mezarlığındadır.

    Okula Başlaması

    Hüseyin Hilmi Efendi beş yaşında, Eyyüb Câmii ile Bostan iskelesi arasındaki Mihri Şâh Sultân ilk mektebine başladı. Burada Kurânı kerîm;i hatmetti. 1924 senesinde aynı yerdeki Reşadiye numune mektebini birincilikle bitirdi. O sene, Konyadan istanbula getirilmiş olan, Halıcıoğlu Askerî Lisesi giriş imtihânlarını pekiyi derece ile kazandığı gibi ikinci sınıfa da birincilikle geçti. Her sene takdîrler alarak 1929da askerî liseyi birincilikle bitirdi ve askerî tıbbiyye mektebine seçildi.

    Derslerindeki çalışkanlığı ve üstün istidadı hocalarının dikkatini çekiyordu. Lisede iken geometri hocası, her dersi verince Hüseyin Hilmi Efendiye tekrâr ettirirdi. Arkadaşları, ;Sen anlatınca dahâ iyi anlıyoruz derlerdi.

    Lisede okurken, mukaddesâtına saldıranları görünce, hayâl kırıklığına uğradı. Birkaç sene önce, berâber oruç tuttuğu, namaz kıldığı arkadaşları iftirâlara aldanarak, ibâdetten vazgeçtiler. Namaz kılan oruç tutan tek o kalmıştı. Yalnız kalmak, onu çok üzdü. 1929 senesinde, lise son sınıfta, on sekiz yaşında idi. Kadir Gecesi, okulda yatmışlardı. Uyuyamadı. yatağından fırladı. Düşüncelerinde, îmânda yalnız kalmıştı. Sıkılıyordu, bunalıyordu. Bahçeye çıktı. Gökyüzü yıldızlarla dolu idi. Eyüp Sultânın, yâni Hâlid bin Zeydin türbesine karşı, Haliçin ışıklı dalgaları, sanki ona, üzülme, sen haklısın diyorlardı. Hıçkırarak ağladı. Yâ Rabbî! Sana inanıyorum. Seni ve Peygamberlerini seviyorum. islâm bilgilerini öğrenmek istiyorum. Beni, din düşmanlarına aldanmaktan koru! diye yalvardı. Allahü teâlâ, bu mâsum ve hâlis duâsını kabul buyurdu. Kerâmetler, hârikalar hazînesi, ilim deryâsı Abdülhakîm Arvasi rahmetullahi aleyh önce rüyâda, sonra câmide karşısına çıktı ve onu kendine çekti.

    Abdülhakîm Arvasi hazretleri ile karşılaşması

    Bir gün dersten çıkmış öğle namazını kılmak için Bâyezîd Câmiine gitmişti. Nur yüzlü bir ihtiyâr, içerde oturmuş, önündeki bir kitaptan anlatıyordu. Güçlükle gidip, arkasına oturup dinledi. (Evliyâ mezârları nasıl ziyâret edilir?) konusunu işliyordu. Hiç bilmediği, çok merâk ettiği şeylerdi. O sırada câmi içinde ikindi namazı kılınmaya başlandı. Hoca da kitâbı kapayıp, "Bu kitâp Allah rızâsı için bu küçük efendiye hediyem olsun" diyerek arkasına uzattı. Kalkıp namaza başladı.

    Hoca efendi, kendisini görmemişti. Arkasında küçük efendi olduğunu nereden anlamıştı? Kitâbı alınca, câminin boş yerine koşup namazını kıldı. Kitâbın kapağında "Râbıta-i Şerîfe" ve altında "Abdülhakîm" yazılı idi. Yanındakine sorup, kitâbı verenin Abdülhakîm Efendi olduğunu, Cuma günleri, Eyüp Câmiinde vaaz verdiğini öğrendi. Cuma gününü bekledi. Büyük câmide hocayı aradı. Göremedi. Sordu. "O, başka câmide imâmdır. Orada kılıp, buraya gelir. Dışarıda bekler" dediler. Dayanamadı. Dışarı çıktı. Onu, bir kitâpçı sergisinin yanında duruyor gördü.

    Cemâat câmiden çıkmaya başlayınca Abdülhakim Efendi kalktı, câminin yan tarafındaki küçük bölüme girdi. Yerdeki yüksek mindere oturup rahle üstündeki kitaptan anlatmaya başladı. Hüseyin Hilmi Efendi, en önde karşısına oturmuş dikkatle dinliyordu. Hiç işitmemiş olduğu çok merâk ettiği din ve dünyâ bilgilerini zevkle dinledi. Defîne bulmuş fakir gibi, serin suya kavuşmuş, ciğeri yanık kimse gibi idi. Gözlerini Seyyid Abdülhakîm Efendiden hiç ayırmıyor, onun sevimli, nûrlu yüzünü seyretmeye, söylediği, her biri pırlanta gibi kıymetli bilgileri dinlemeye dalmış, kendinden geçmiş, dünyâ işlerini, mektebini, her şeyi unutmuştu. Kalbinde, tatlı tatlı bir şeyler dolaşıyor, sanki yıkanarak temizleniyordu. Dahâ ilk sohbeti, ilk sözleri Hüseyin Hilmi Efendiyi mest etmişti. "Fenâ" denilen ve kavuşmak için uzun seneler çile çekilen nimet, sanki bir derste hâsıl olmuştu.

    Ne yazık ki, bir saat geçmiş, ders bitmişti. Bu bir saat, Hüseyin Hilmi Efendiye bir an gibi gelmiş, rüyâdan uyanır gibi, elindeki not defterini cebine koyarak, dışarı çıkmak için kapıdaki kalabalığa karışmıştı. Ayakkabılarının bağcıklarını bağlarken, birisi eğilip, kulağına, "Küçük efendi! Seni çok sevdim. Bizim ev mezârlık arasındadır. Bize gel. Seninle konuşuruz!" dedi. Bu sesin sahibi, Seyyid Abdülhakîm Efendi idi.

    O gece, Hilmi Efendi, rüyâsında "Bulutsuz, parlak mâvi bir semâ gördü. Etrâfı, câmi kubbesindeki gibi parmaklıkla çevrilmiş, burada nur yüzlü biri gidiyordu. Başını kaldırıp bakınca, Seyyid Abdülhakîm efendi olduğunu gördü." Heyecanla uyandı. Birkaç gün sonra, yine rüyâsında, "Hazret-i Hâlid'in türbesinde sandukanın baş tarafına oturmuş bir zat gördü. Yüzü ay gibi parlıyordu. insanlar elini öpmek için bekliyordu. Hilmi Efendi de gitti ve sırası geldiğinde elini öperken uyandı."

    Yanından hiç ayrılmıyordu

    Artık sık sık Abdülhakîm Efendinin evine gitmeye başladı. Bâzan sabâh namazından önce gelip, yatsıdan sonra, istemeye istemeye zorla ayrılıyordu. Hatta herşeyi unutup, yeniden görüyormuş gibi oluyordu. Yemekte, namazda, istirâhatte, bir yere gitmekte, Abdülhakîm Efendiden hiç ayrılmıyor, hareketlerine dikkat ediyor ve hep onu dinliyordu. Bir dakîkanın boş geçmemesi için çırpındığı gibi, tatil günlerinde, boş kaldığı zamanlarda da, hep oraya gidiyordu. Câmilerdeki vaazlarını hiç kaçırmıyordu. Abdülhakîm efendi ona önce Türkçe kitaplar, birkaç ay sonra, Arabî ve Farisî okuttu. Emsile, Avâmil, Simâ'î masdarlar. Emâlî kasîdesi, Mevlânâ Hâlid Dîvânı, isaguci denilen mantık kitâbını ezberletti.
    #5116170
  9. 4 4
    Seyyid Abdülhakîm Efendinin Hüseyin Hilmi Efendiye ilk verdiği vazîfe, imâm-ı Begavî'nin "Kazâ-kader" hakkındaki, birkaç satırının Arabî'den Türkçeye tercümesi oldu. Tercümeyi, yaparak, ertesi gün hocasına götürünce, "Çok iyi, doğru tercüme etmişsin. Hoşuma gitti" buyurdu. (Bu tercüme, Seadet-i Ebediyye kitabının 412. sayfasındadır)

    Tıb Fakültesinden eczacılığa geçmesi

    Hüseyin Hilmi Efendi, tıbbiye mektebinde ikinci sınıfa birincilikle geçti. Kemik vizesini vermiş, kadavra üzerinde çalışma zamanı gelmişti. O hafta Eyüp'e gitti. Abdülhakîm Efendi ile bahçede başbaşa otururlarken, "Sen doktor olma. Eczâcılığa naklet! Çok iyi olur" buyurdu. Hilmi Efendi, "Ben sınıfın birincisiyim. Eczâclığa geçmek için izin vermezler" deyince: "Sen istida (dilekçe) ver. Allahü teâlâ inşâallah nasîb eder" buyurdu. Dilekçelerden, yazışmalardan sonra, Hilmi Efendi Eczâcı mektebi ikinci sınıfına gecti. Abdülhakîm Efendinin emri ile, Paris'te çıkan Le Matin gazetesine abone olup, Fransızcasını ilerletti. Eczâcı mektebini ve sonra Gülhâne hastahânesinde bir senelik stajını hep birincilikle bitirip, ilk önce, üsteğmen olarak askerî tıbbiye mektebine müzâkereci tâyin edildi.

    Yeni bir buluşu

    Bu arada yine hocasının emriyle Kimyâ Yüksek Mühendisliğini okumaya başladı. Von Mises'den yüksek matematik, Prager'den mekanik, Dember'den fizik, Goss'dan teknik kimyâ okudu. Kimyâ profesörü Arndt'ın yanında çalıştı. Takdîrlerini kazandı. Arndt'ın yanında altı ay travay yapıp, (Phenyl-cyan-nitromethan'ın nitron-esteri) cisminin sentezini yaptı ve formülünü tesbit etti.

    Dünyâda ilk olan bu başarılı travayı, fen fakültesi mecmûasında ve Almanya'da çıkan "Zentral Blatt" kimyâ kitâbının 1937 târîh ve 2519 sayısında (H. Hilmi Işık) isminde yazılıdır.
    Öğretim Müdürlüğü'nü yaptığı Bursa Işıklar Askeri Lisesi

    Hüseyin Hilmi Işık, 1936 senesi sonunda 1/1 sayılı Kimyâ Yüksek Mühendisliği diplomasını aldı. O sene Türkiye'de ilk kimyâ yüksek mühendisi olduğu, günlük gazetelerde yazıldı. Bu başarısından dolayı askerî kimyâ sınıfına geçirilerek, Ankara, Mamak'ta zehirli gazlar kimyâgeri yapıldı. Burada on bir sene kalıp, Auer fabrikası genel direktörü Merzbacher ve kimyâ doktoru Goldstein ve optik mütehassısı Neumann ile yıllarca çalıştı. Onlardan Almanca da öğrendi. Harp gazları mütehassısı oldu. Başarılı hizmetler gördü.

    Sarf ve nahv mühendisi

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", her fırsatta istanbul'a giderdi. Bu ziyâretleri güçleşince mektup yazarak gönlünü ferahlatırdı. Abdülhakîm Efendi, cevaben bir mektupta şöyle yazmıştır: "Pekçok sevilen Hilmi ve Sedâd! Sevimli mektûbunuzu aldık. Senâ ve şükre bâis oldu. Avâmil'in tercümesini güzel yapmış. Demek ki, anlamış. Hilmi istifâde eder. Sedâd istifâde eder. Avâmil'in bir şerhi, bir de mu'rebi vardır. Bunları bir vâsıta ile gönderirim. Zâten nahiv itibâriyle kâfî olur. Sonra kimyâ mühendisi olduğunuz gibi, bir de sarf ve nahiv mühendisi olursunuz. Diğer mühendisler çoğaldıkça, kıymetten düşerler. Bu mühendislik haddi zâtında makbûl olduğu gibi, nâdir olmuş, azalmış ve bitmiş olduğundan çok makbûl olur. Demek orada bulunmanız, böyle devlet-i azîmeye nâil olmak için olmuş. Selâmlar ve düâlar ederiz."

    Başka bir mektupta, "Hilmi, mektûbunuza müteşekkir oldum. Sıhhatinize şükrettim. Din ve dünyânıza en ziyâde yarayan ve dîn-i islâmda misli telîf edilmiş olmayan Mektûbât-ı imâm-ı Rabbânî kitâbını okuyup bâzısını anlamanın çok ziyâde bir fadl ve ihsân olduğunu bilmelisin!..."

    Hüseyin Hilmi Işık, Mamak'ta iken, imâm-ı Rabbânî'nin ve oğlu Muhammed Masûm'un üçer cild Mektûbât'larının Müstekımzâde tarafından yapılan Türkçe tercümelerini birkaç kere okuyarak, bu altı cild kitâptan, harf sırası ile özet çıkardı. Üç bin sekiz yüz kırk altı madde hâlinde meydâna gelen bu özeti, istanbul'a gelince Seyyid Abdülhakîm Efendiye okudu. Hepsini, dikkatle dinledi, çok beğendi. Bu bir kitâp olmuş. ismini "Kıymetsiz Yazılar" koy, buyurdu. Hüseyin Hilmi Işık'ın şaşırdığını görünce, "Anlamadın mı? Bu yazılara kıymet biçilebilir mi?" dedi. (Bu kitap, Hakikat kitabevi tarafından bastırılmıştır)

    Evlenmesi

    1940 senesinde, Abdülhakîm Efendinin tavassutu ile Karamürsel Kumaş Fabrikası Müdürü Ziya Beyin kızı Nefise Siret Hanım ile evlendi. Belediye kaydını müteakip, nikahı, Hanefî ve Şâfi'î mezheblerine göre Abdülhakîm Efendi kıydı. Düğün yemeğinde Hilmi Işık'ı yanına oturttu. Yatsıdan sonra kendisine duâ etti ve zevcesine teveccüh buyurarak, "Sen benim hem kızım, hem de gelinimsin" dedi. Böylece Hüseyin Işık'ı manevi oğulluğa kabul ettiği anlaşıldı.

    Hocasının vefatı

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", 1943 senesi sonbahârında Ankara, Hamamönü'ndeki evinde otururken, Abdülhakîm Efendinin yeğeni Fârûk Beyin oğlu avukat Nevzâd Işık gelip, "Hilmi ağabey! Efendi babam seni istiyor" dedi. Şaşırdı. Efendi hazretlerinin Ankara'da ne işi olabilirdi? Birlikte, Fârûk Beyin Hâcı Bayram'daki evine geldiler. Abdülhakim Efendinin Ankara'da mecburi ikamete tâbi tutulduğunu öğrendi. Yorgunluktan çok zayıf, hâlsiz oturmakta olduğunu gördü. Hilmi Işık, her akşam gelip, koluna girer ve yatak odasına geçirdikten sonra, üstünü örtüp, yüksek sesle "Kul-e'ûzü"leri okuduktan sonra ayrılırdı. Gündüzleri, ziyârete gelenler, karşısındaki sandalyelere otururlar, az sonra giderlerdi. Hilmi Işık'ı her zaman yatağının içine oturtur, hafîfçe bir şeyler söylerdi. Yirmi gün sonra burada vefat etti. Bağlum'da defnedilirken, oğlu Ahmed Mekkî Efendinin emri ile, Hilmi Işık kabre girip, dînî vazifeleri yaptı. Yine Mekki Efendi, "Babam, Hilmi'yi çok severdi. Onun sesini tanır. Telkîni Hilmi okusun!" buyurdu ve bu şerefli vazîfeyi de Hilmi Efendi yerine getirdi.
    Hocası Seyyid Abdülhakîm Arvasi hazretlerinin Ankara Bağlum'daki kabri başında dua ederken

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", birkaç sene sonra, istanbul'da yazdırdığı mermer taşı Bağlum'daki kabre koydurdu. Van'da Seyyid Fehîm hazretlerine de mermer taş yazdırdı. istanbul'da Abdülfettâh Akri ve Muhammed Emîn Tokâdî'nin kabirlerini de tamîr ettirdi. 1971'de Delhi, Diyobend, Serhend ve sonra Karaşi'yi ziyâret etti; Panipüt şehrinde, Senâullah Dehlevî hazretleri ile Mazhar-ı Cân-ı Cânân'ın zevcesinin kabirlerini tamir ettirerek her iki kabrin muhâfazasını temin etti.
    #5116171
  10. 5 5
    Hüseyin Hilmi Işık, ilim güneşi Abdülhakîm Efendinin vefatlarından sonra, mahdûm-i mükerremi, Üsküdar, sonra Kadıköy Müftîsi, fazîletli Seyyid Ahmed Mekkî Efendinin halka-i tedrîsine kabûl buyuruldu. Büyük bir şefkat ve mahâret ile, (fıkh), (tefsîr), (hadîs), ma'kûl ve menkûl, üsûl ve fürû' ilimlerini tâlim buyurup kendisini, 27 Ramazân-ı mübârek 1953 (H.1373) pazar günü icâzet-i mutlaka ile, tedrîse mezun eyledi.

    Öğretmenlik hayatı

    Hüseyin Hilmi Işık, 1947'de Bursa Askerî Lisesi'nde kimyâ muallimi, sonra öğretim müdürü oldu. Kuleli ve Erzincan askerî liselerinde uzun seneler kimyâ okutarak yüzlerce subaya hocalık yaptı. 1960'da emekli olduktan sonra, Vefâ Lisesi'nde, Fatih imâm hatîp okulunda, Cağaloğlu ve Bakırköy sanat enstitülerinde matematik ve kimyâ hocalığı yapıp çok sayıda îmânlı genç yetiştirdi.

    1962 senesinde Yeşilköy'de Merkez Eczâhânesi'ni satın aldı. Sâhip ve mesûl müdürü olarak, uzun seneler halkın sıhhatine hizmet etti.

    "Seâdet-i Ebediyye" yi yazması
    ilki 1956 yılında basılan Tam ilmihâl Seâdet-i Ebediyye

    HüseyinHilmi Işık "rahmetullahi aleyh", 1956 senesinde "Seâdet-i Ebediyye" kitâbını neşretti. Seâdet-i Ebediyye kitâbını okuyanların teşvîki ile, ikinci kısmını da hazırladı. Bu da, 1957'de bastırıldı. Bu iki kitâp, temiz gençlikte, islâmiyete karşı, öyle bir alâka ve câzibe uyandırdı ki, suâl yağmuru altında kaldı. Bu çeşitli soruları cevâplandırmak için, mûteber kitâplardan tercüme ederek yaptığı açıklamalar ve ilâvelerle, üçüncü kısmını da 1960'da bastırdı. Bu üç kitâbı, 1963'de bir araya getirip, "Tam ilmihâl" adını verdi. Devâmlı suâller sebebi ile, kitâbının her baskısına yeni ilâveler yaparak 1248 sayfalık eşsiz bir eser meydana getirdi. Eserin ingilizceye tercümesi yapıldı, "Endless Bliss" ismi verildi ve Hakîkat Kitâbevi tarafından beş cild olarak bastırıldı.

    Abdülhakîm-i Arvasi hazretlerinin oğlu derin âlim Ahmet Mekki Efendi, Seâdet-i Ebediyye kitâbına yazdığı takrizde şöyle söylemektedir: "Asrımızın fâdıllarından, zamânımızın bir tânesinin yazmış olduğu Seâdet-i Ebediyye kitâbına göz gezdirdim. Bu kitâpta, kelâm, fıkıh ve tasavvuf bilgilerini buldum. Bunların hepsinin, bilgilerini nübüvvet kaynağından almış olanların kitâplarından toplanmış olduğunu gördüm. Bu kitâpta, Ehl-i sünnet velcemâ'at itikâdına uygun olmayan hiçbir bilgi, hiçbir söz yoktur. Ey Temiz gençler! Dînî ve millî bilgilerinizi, bu latîf, benzeri bulunmayan, belki de, ileride bir benzeri yazılamayacak olan, bu kitâptan alınız!"

    ilmi faaliyetleri

    Hüseyin Hilmi Işık, 1966 senesinde istanbul'da Işık Kitâbevi'ni, sonra da Hakîkat Kitâbevi'ni açtı. 1976 yılında, ihlâs Vakfı'nı kurdu. Türkçe, Almanca, Fransızca, ingilizce ve ofset ile hazırladığı Arabî, Fârisî yüzden fazla kitâbı dünyânın her tarafına yaydı. Bütün bu hizmetlerin, Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin tasarrufları ve himmetleri ile ve islâm âlimlerine olan aşırı sevgi ve saygısının bereketi ile olduğunu söylerdi.
    Hüseyin Hilmi Işık'ın teğmenlik yılları

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", Seyyid Abdülhakîm Efendinin sohbetindeki, sözlerindeki lezzeti, başka hiçbir yerde duyamadığını söyler, "şimdi en zevkli anlarım, o tatlı günleri hâtırladığım zamanlardır" derdi. "O zamanları hâtırladıkça, hasretinden, firâk ateşinden burnumun kemikleri sızlıyor" der, şu beyti sık sık okurdu:

    Zi-hicr-i dositân, hûn şüd derûn-i sîne cân-ı men,
    Firâk-ı hem-nişînân suht magz-ı istehân-ı men!

    (Sevdiklerimden ayrı kaldığım için, göğsümde, rûhum kan ağlıyor,
    Birlikte oturduklarımın ayrılığı, kemiklerimin iliğini yakıyor!)

    Hüseyin Hilmi Işık, her sohbetinde islâm âlimlerinin kitâblarından okur, imâm-ı Rabbânî'nin ve Abdülhakîm-i Arvâsî'nin sözlerini aktarırken, gözleri yaşarırdı. "Kelâm-ı kibâr, kibâr-ı kelâmest" derdi. "Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür" demektir.
    #5116173
  11. 5 5
    Vefatı

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh" 26 Ekim 2001 (H. 9 Şabân 1422)'de vefât etti. Eyüp Camiinde kılınan cenaze namazına binlerce insan katıldı. Eyüp Sultan'da toprağa verildi.

    Hüseyin Hilmi Işık'ın, bir kızı, bir oğlu olup, oğlu Abdülhakim Bey babasından yedi ay önce Hakk'ın rahmetine kavuştu. Damadı ihlas Holding'in sahibi Enver Ören, torunu A. Mücahid Ören'dir. Bir torunu da Abdülhakim Bey'in oğlu Ferruh Işık Bey'dir.
    26 Ekim 2001 Yılında vefat eden Hüseyin Hilmi Işık'ın cenazesi Eyyüp Sultap Camiinde binlerce seveni tarafından kaldırıldı.

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlâk sahibi olmayı tavsiye etti. Fitne çıkarmaktan her zaman çok sakındı ve sevenlerine de bu hususta hep ikazda bulundu. Güler yüzlü olmayı, güzel ve temiz giyinmeyi tavsiye etti. Bu zamanda islamiyete hizmetin bu şekilde yapılacağını söylerdi. Politikaya asla karışmadı. Siyaset adamları ile görüşmekten kaçındı. Yetiştirdiği binlerce öğrencisi ülkeye hep faydalı hizmetlerde bulunmuşlardır. "Ehl-i Sünnet o kimsedir ki, bir yerde bir saat kalsa, orada hayırlı bir iz bırakır" derdi.
    Hüseyin Hilmi Işık'ın cenazesine Türkiye'nin çeşitli yerlerinden binlerce seveni katılmıştı

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh" son derece vefakâr idi. Ecdadımıza büyük hürmeti vardı. islam âlimleri ve Osmanlılara, vefa borcu olduğuna inanır ve onları büyük bir muhabbetle severdi. "Osmanlılar olmasaydı, biz şimdi Müslüman ve Ehli sünnet olamazdık" derdi. Hocası Seyyid Abdülhakim Efendinin talebeleri ve aile efradına hürmet ve ihsanlarda bulunmayı bir vefa vecibesi addederdi. Seyyidlere büyük hürmeti vardı. Ömrü boyunca, onlara hizmet etmeyi, onların sıkıntılarını gidermeyi maddî ve manevî destek vermeyi kendine önemli bir vazife bildi.

    "En büyük keramet istikamet üzere olmaktır" buyururdu. Namazı ve diğer ibadetleri birinci vazife olarak görür, altını çize çize "Namaza mani olan işte hayır yoktur", derdi.

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh" dine zararı olmayan şeylere üzülmezdi. Çocukların yaramazlıklarını tabii görürdü. Ama onlara dinlerini öğretmekte gevşek davranılmasını hoş görmezdi. Şahsî malı, serveti yoktu. Çok çalışkandı. Nesi varsa, kitaplara ve kitapların dünyaya yayılmasına harcadı.
    Hüseyin Hilmi Işık'ın albaylık yılları

    Hakikî bir tevazuya sahip idi. Kendisini asla başkalarından üstün görmez, sevenlerine "Benim günahım hepinizden çoktur, çünkü ben hepinizden daha yaşlıyım" derdi. Evine gelen misafirlere lâyıkıyla hizmet ederdi. Evinin alış verişini bizzat yapar, odununu ve kömürünü kendi alır, fatura ve vergilerini kendisi yatırırdı.

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", ailesinden Osmanlı terbiyesi, Seyyid Abdülhakîm Efendiden de tasavvuf edebi almış idi. Kendisinden büyüklerin yanında konuşmaz, kimse ile münâkaşa etmez, edebi gözetir, ekseriyâ iki dizi üzerine oturur, bağdaş kurmayı bile edeb dışı görürdü. Bursa'da eski müderrislerden Ali Haydar Efendiyi ziyaretinde saatlerce iki dizi üzerinde oturunca, Ali Haydar Efendi talebelerine, "Hilmi Beyden edeb öğrenin edeb!" demişti.

    Güzel ahlakı

    Hüseyin Hilmi Işık, çok nazik ve kibardı. Mamak Maske fabrikasında vazife yaparken, orada Cemal adında bir genç çalışıyordu. Babası Diyanette heyet-i müşavere azası Konyalı Eyüb Necati Perhiz idi. Genç evde de efendimli konuşmaya ve ibadetlerini yapmaya başlayınca babası bu değişikliğin sebebini sordu. Bizim bir kumandanımız var, çok kibar birisidir. Efendimsiz konuşmaya alışırım da onun yanında da öyle konuşurum diye korkuyorum dedi. Babası şaşırdı. Oğlu ile, Hüseyin Hilmi Efendiye, kendisini ziyaret edip teşekkür etmek üzere haber gönderdi. Hilmi Efendi "babanız yaşlıdır. Buraya gelmesi de uygun olmaz, biz ona gidelim" dedi; ve ziyaret etti.

    Seâdet-i Ebediyye kitabını ilk çıkardığı sıralar, subaylara, senede bir kaç defa çift maaş verirlerdi. Çift maaşın tekini biriktirip, bu kitabı çıkarmak için harcardı.

    Hüseyin Hilmi Işık'ın "rahmetullahi aleyh", sabır ve tahammülleri çok idi. insanlardan, bir eziyet, sıkıntı gelse katlanır, mukabele etmezdi. Yerine göre pamuktan yumuşak, ama küfre, bid'atlere ve günâha karşı da çelik gibi sert idi. Dinimizin öngördüğü derecede cesûr idi. Kitaplarında doğruyu yazmaktan kaçınmaz, "Korkulacak yalnız Allahü teâlâdır" der, ama fitne çıkmamasına da çok dikkat ederdi. Devletin kanunlarına uymada çok titiz davranırdı. Müslüman dine uyar, günah işlemez; kanunlara uyar, suç işlemez derdi. Sık sık "Vatan sevgisi imandandır" hadis-i şerîfini okurdu.

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", maddî ve mânevî, dünyevî ve uhrevî ve bilhassa fen, tıb ve eczacılık ilimlerinde zamanın ileri gelenlerinden olduğu için, gerçek bir âlim idi. Her sözü ilme, fenne ve tecrübeye dayanan ve bu bilgilerini ve tecrübelerini dinin temel ve asıl miyarları ile karşılaştırıp, tartarak, söylediğinden, hikmet konuşan, yâni her sözünde dünyevi veya uhrevî faydalar bulunan, belki eşi bir daha çok zor bulunabilecek olan bir zât idi.
    #5116175
  12. 5 5
    En kıymetli kitaplardan tercüme ve derlemeler ile telif eserler vücuda getirdi. Akaid husûsunda, bilhassa Ehl-i Sünnet ve Cemâat inancını sâde bir dille açıklayıp bu inancın yayılmasına öncülük etti. Hanefî, Mâlikî, Şâfi'î ve Hanbelî mezheblerindenbirinde bulunmanın Ehl-i Sünnetin alâmeti olduğunu, herkesin kendi mezhebine göre amel etmesinin şart olduğunu, zarûret ve ihtiyâc hâlinde, hak olan dört mezhebden birinin taklîd edilebileceğini, Ehl-i Sünnet kitaplarından alarak açıklayıp herkese duyurdu.Seâdet-i Ebediyye ve diğer kitaplarında, binlerce mesele yazdı. Unutulmuş ilimleri ihyâ etti. "Ümmetim bozulduğu zaman bir sünnetimi ihyâ edene yüz şehid sevâbı verilir" hadîs-i şerîfini hep göz önünde tutarak, farzları, vâcibleri, sünnetleri, hattâ müstehabları uzun uzun yazdı.

    Dünyanın her tarafındaki insanlara doğru islamiyet'i tanıttı. Ehli sünnet âlimlerince tasvip ve medhedilen yüzlerce Arabî ve Fârisî eseri, Hakîkat Kitâbevi vasıtasıyla yedi iklim, dört bucağa yaydı. Vehhabi, Şii, Kadiyani gibi bozuk fırkaların doğru yoldan ayrıldıkları noktaları bütün dünyaya tanıttı. Ehl-i Sünnet itikadı canlanmaya, kıpırdamaya ve yeşermeye başladı. Bu bakımdan yaptıkları işi, dîni tecdid (yenileme ve kuvvetlendirme) ile isimlendirenler oldu.

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", aynı zamanda çok kudretli bir şair ve tarihçi idi. Muhtelif vezin ve türde yazdıkları şiirler emsalsiz güzellikleri ile kitaplarında yer almaktadır.

    Abdülhakîm Efendi kendisine bir ders verdikleri zaman; "Bin, kemal sayısıdır, bir şey bin kere okunursa ezberlenir, ama sen zekîsin, beş yüz kere okusan ezberlersin", derdi. Doksan yıllık hayâtının sonuna kadar, hâfıza ve zekâsından hiç bir şey kaybetmedi. Öğrenmek istediği şeyi tam öğrenirdi. Bu sebeptendir ki, yetmiş beş yaşından sonra, namaz vakitlerine dâir, yazılmış bir çok kitabı, inceden inceye okumuş, anlamış ve Seâdet-i Ebediyye ve başka eserlerine ilâve etmiştir. Oradaki girift trigonometrik hesapları kolaylıkla yaptığını görenler, gerçek bir fen adamı olduğunu kabul ederlerdi.

    Hüseyin Hilmi Işık "rahmetullahi aleyh", iktisada, tasarrufa çok riayet ederdi. israfı tasvip etmezdi.

    Bir ihtiyaç olmadıkça evinden dışarıya çıkmaz, ilimle, kitap mütalaasıyla meşgul olurdu. Sevenlerine çok okumalarını ve muteber kitapları herkese ulaştırmaya çalışmalarını tavsiye ederdi. "islâmiyet, her safhası ile, ahlâkı ile, itikadı ile, ameli ile yaşanan bir dindir. Hepsi bulunursa, tam olur. Yoksa kişinin dini eksik olur" derdi. Yazdığı kitapların her biri, zamanımızda önemli bir boşluğu doldurdu ve ihtiyaçları karşıladı.

    Sıhhati muhafazaya son derecede itina gösterir, mevsime göre giyinirdi. "Elektrik cereyanı öldürür, hava cereyanı süründürür"; "Yaşlıların üşütmekten ve düşmekten çok sakınması gerekir"; "Sıhhati korumak Müslümanların üzerine vecibedir, ibadetleri yapmak ancak bununla mümkün olur" derdi. "Sıhhat için paraya acınmaz" buyururdu.

    Zamanı yerli yerinde ve en iyi şekilde kullanırdı. Her işini muayyen bir zamanda yapardı. Vakit hususunda verilen sözlere de riayet eder, başkalarının da hassasiyet göstermesini isterdi. Mesela, Yeşilköy'deki eczanesine gitmek için evinden çıkışı her zaman aynı vakitte idi. O vakitten bir dakika sonra çıktığı vaki olmazdı.

    Bir yere gidip gelirken, kahvede oturan adamları görünce teessüfle, "eğer parayla zaman satın almak mümkün olsaydı şu adamların zamanlarını alır, çalışırdım" buyururdu. Okumaktan, yazmaktan ve çalışmaktan uzak durmak, ona göre, insanın yaratılış sırrına ters düşerdi.
    Hüseyin Hilmi Işık'ın Eyyüp Sultan'da bulunan mübarek kabri

    Nasıl muvaffak oldunuz diye soranlara: Helekel müsevvifun yani "Sonra yaparım diyenler helak oldu", hadisi şerifine uyarak bugünün işini yarına bırakmadım ve kendi işimi kendim gördüm, yapamadığım işi bir başkasına havale ettiğim zaman neticesini takip ettim" cevabını verirdi. "Bu zamanda islamiyet'e hizmeti muvaffakiyetle yapabilmek için muhatabın anlayacağı gibi konuşmalı ve herkese tatlı dilli güler yüzlü olmalıdır" buyururdu.

    Her işinde orta yolu takip eder, hiç bir şeyde aşırılığı tasvip etmezdi. En iyi hoca, en iyi evlad, en iyi kardeş, en iyi eş, en iyi baba, en iyi dede, en iyi komşu ve en iyi ilim adamı olmaya gayret ederdi.

    Bu bölüm istanbul Evliyaları, Cild.I'den alınmıştır.
    #5116177
  13. 7 -5
    üzeyir garih'in yakın arkadaşı, ışık okulları ve ışık evlerinin kurucusu, ihlas holding ve tgrt kanalının sahibi ve sonradan ışık soyadını alan kişidir. yahudi kabbalasından etkilenerek, harflere esrarengiz anlamlar yükleyen hurufilere ışık denmesinin bu ışıkla bir ilgisi var mı düşünülmesi gerekir. islami tarikatların, dergahların veya partilerin bu ışık/ampul merakıyla, hüseyin hilmi ışık arasında ne tür bir bağ var düşünülmesi gerekir. aynı zamanda islam gizemciliğinin adı işrakiye yani ışıkçılıktır. bu ışık aşkı nereden geliyor diye sormak gerekir. ama hemen ışık nurdur demek sığ bir düşünce olur. evet ışık nurdur, kuran nurdur, güzel. ama nur tevratta da var, mesela hür ve kabul edilmiş masonların 1987'de israil'de kurdukları locanın ismi nur. uluslar arası masonluk, evrensel bilgi anlamında nur-u ziya'yı amaçlar ve genel merkezleride istanbul beyoğlunda nur-u ziya sokaktadır. *
    #5365601
  14. 6 -2
    enver ören gibi damadı olmasa dedirten muhterem.
    #5531309
  15. 3 3
    allahüteala şefaatine nail eylesin denilesi mübarek bir müslüman.fine üzerine sözleri çok hoşdur.* kitapları eski islam alimlerinin kitaplarından alıntıdır. karalanmaya çalışılan ve çamurlama peşinde olan kişilerin hedefinde olan kişilerin başında gelir.
    #5942082
  16. 6 0
    kendisi gibi Abdülhakim Arvasi hazretleri'ne bağlı olan Necip Fazıl ile bu zatın manevi varisliği konusunda yıllarca çekiştikleri, 70'li yıllarda damadı enver ören'in çıkarttığı hakikat gazetesi'nde necip fazıl'ı sert şekilde eleştirdiği, necip fazıl'ın da ona, fikir babalığını yaptığı büyük doğu dergisi'nde çok daha sert şekilde cevap verdiği bilinir. o devirde de demirel'e yağcılık yapan bir cemaatmiş bunlar.ihlas grubunun malum hastalığı olan iktidar yalakalığını daha o dönemlerde eleştiren bir yazısı aşağıda.

    1. Bu gazetenin rolü, kendisini din fetvacısı yerine koyan bir sahtekâr marifetiyle her ân, dine taarruz eden bir Başbakana iman ve islâm vesikası vermek, yani iman ve islâmı para karşılığında satmaktadır!!!

    2. Birkaç bin basılıp ancak birkaç yüz satabilen bu gazete, Ankara'da Plânlama Teşkilâtı vesaire gibi devlet müesseselerinde bedava dağıtıldığına göre, bir taraftan dinsizliğe ivaz verirken öbür taraftan müslümanlara mümin görünmek politikasında bir Başbakanın reklâm kâğıdıdır!!!

    3. Bu gazetenin başındaki başsız adamın rolü, seneler senesi islâm yolunda faydalı eserler neşrettiği hissini verdikten sonra, paranın kokusunu alır almaz topyekûn itikat ve ameline kıymış olmaktan ibarettir!!!

    4. Bu adam, Büyük Velî'nin en derin hüzün ve meysuyetle söylediği "bu memlekette islâm gelemez!" sözünü, Başbakanın sadece şeriat aleyhtarlığıyle söylediği "bu memlekette teokrasiye yer yoktur!" sözüne eş tutacak kadar alçaktır!!!

    5. Bu adam, Büyük Velî'ye mensup olmadığı gibi, ondan aldığı icazatname dahi sahtedir. Bu adamda en küçük ilim ve fikir haysiyeti de yoktur ve eserleri kelimesi kelimesine intihal (hırsızlama)dır!!!

    6. Bu adam, din düşmanlığıyle maruf bir mizah gazetesinin sarhoş ve serseri, kubur faresinden daha çirkef ressamını maşa diye kullanacak derecede âdi ve haysiyetsizdir!!!

    7. Bu adam, Büyük Velî'nin evlâdları ve en sadık mensupları tarafından lânetlenmekte ve en hafif tabirle "her halde çıldırmış olmalı!" diye vasıflandırılmaktadır!!!

    8. Bu adamın yaptığına "intihar" diyenler, şimdi "intiharı da geçti!" demektedirler. Doğru, bu hareket, kendi ifrazatının kuburuna girip orada intihardan farksızdır!!!

    Büyük Doğu Dergisi - Şubat 1971, S.6, sh.12-13
    #7020299
  17. 1 1
    hüseyin hilmi efendi nin ehl-i sünnet kararlılığı takdire şayandır...yer yer ifrata kaçtığı gözlenebilir ama bir bütün içerisinde saygı duyulması gerekir...bugün ki takipçilerinin onun gerçek anlamda izinde oldukları kanısı bakıldığında oluşmamaktadır...hele abdülhakim hocaefendiye bakıldığında hiç oluşmamaktadır...
    #7020349
  18. 1 -1
    yalnız necip fazıl bir adama karşı çıkmışsa şöyle bir durup düşünmek de gerekir.
    #7020357
  19. 1 -1
    bugünkü muadili ömer öngüttür.
    #7020360
  20. 0 0
    kesinlikle doğru; sözde velilerin sonuncusu,tekfirci başı,neo-harici,millete komplo planınında kullanılacaklar arasında iskender evrenesoğluyla beraber adı geçen ömer öngüt,hüseyin hilmi ışığın kötü bir taklididir...ama hüseyin hilmi efendinin,öngüt gibi ehl-i sünnetin sair cemaatlerine tekfir boyutunda düşmanlığı işitilmemişdir....bediüzzamanı sevmediği,necip fazıldan hoşlanmadığı bilinir ama tekfir edip kafirdir dediği kitaplarında gözlenmemişdir....
    #7020373
  21. 2 -2
    tekfirci olduğunu kimse iddia etmiyor.zaten kitaplarındaki tüm içerik için de kötü diyemeyiz...mesela vahhabiliğin eleştirisini çok güzel yapmıştır.ehli sünnet inancı konusunda da değerli yazılar yazmıştır.ama fıkhi konularda öyle şeyler yazmış ki aklınız durur...gözüme çarpanlarından birkaç tanesini yukarıya yazdım.daha neler var o saadet-i ebediyye kitabının içinde, bir bilseniz...ve işin acı tarafı bu kişi bütün bu zırvaları Abdülhakim-i Arvasi hazretlerinin arkasına sığınarak yazıyor. o yüzden kimse eleştirmeye cesaret edemiyor, bizim gibi gavurlukla suçlanmayı göze alan birkaç kişi dışında... çünkü bu zat, ihlasçılar tarafından evliya kabul ediliyor. nurcular için fethullah gülen neyse bu yazar da bu cemaat için aynısı.
    bu cemaatin ünlü fetvacıları da var, osman ünlü, mehmet ali demirbaş gibi... bu hocaların yaptıkları tek şey, saadet-i ebediyye kitabını papağan gibi tekrarlamak. sorgulama yok adamlarda, çünkü şeyhlerinin hata yapabileceğine inanamıyorlar.
    fox tv'nin tgrt olduğu dönemleri hatırlayın, sabah saat 9'da başlayan ''Huzura doğru '' diye bir program vardı, yukarıda bahsettiğim osman ünlü o programda çıkar, kadın sesinin, her çeşit çalgının haram olduğunu söyler, dini müzikle uğraşanları resmen kafirlikle suçlar,programın hemen arkasından da seda sayan'ın memelerini hoplatarak şarkı söylediği sabah programı başlardı. bu dini program tgrt fm'de de yayınlanırdı. bir gün telefonla bu programa bağlanan bir dinleyici, osman ünlü'ye bu konuyla ilgili bir soru sormuş ve akıllara ziyan bir cevap almıştı.(#6734815)
    damadı enver ören'in 28 şubat'çı pisliklere yaranmak için yediği naneleri hiç saymıyorum, o dönemde türkiye gazetesinden pek çok gazeteci işten çıkarılmıştı, içlerinde yazarlar da vardı. mesela bunlardan birisi olan yalçın özer, kovulma sürecinde yaşadığı olayların üzüntüsüne dayanamayıp kederinden ölmüştü, enver ören efendinin hiç mi yüreği sızlamadı? yoksa bu yediği haltlar ''ulul emre itaat'' maddesine girdiği için meşhur kitapları saadet-i ebediyye'ya göre günah değil miydi?
    ya torunu olan mücahit ören? hilmi ışık bey millete aman kadına kıza bakmayın,sesini dinlemeyin diye yazarken torununun ''seviyeli beraberliklerini'' neden görmezden geldi acaba?
    uzun lafı kısası bu konu daha çok su kaldırır.necip fazıl'ın bu kadar kızdığı bir cemaatten de hayır gelmez bence.zaten ihlas finans olayıyla boylarının ölçüsünü aldılar.
    #7023693
  22. 2 0
    saadet-i ebediyye kitabında sigaranın hiçbir şekilde günah olmadığını ispat edebilmek için anlamsız bir şekilde kendini yırtmış yazar.
    #8640466
  23. 1 0
    pomak'tır.
    #22340607
  24. 0 0
    koca koca tuğla gibi saadeti ebediye kitaplarının yazarıdır. kuran'ın yüz sene okunsa da anlaşılamayacağı anlamak için 72+8 ilmi bilmek gerektiğini, kuranı anlamanın da ibadet olmadığını söyleyen ışıkçılar cemaatinin başı olan kişidir.
    #23162145