gecenin şiiri

entry 11354 galeri 416 video 90 ses 3 iyilertrends
  1. 11321.
    http://vocaroo.com/i/s14vhqdel3jo

    tarık tufan bey efendinin "anna" isimli şiirini naçizane, elimden geldiğince, kendi duygulanımlarımla seslendirmeye çalıştım.

    ve gecenin kapıları açılır.
    #35411200 :)
  2. 11322.
    ağzımdaki kanı tükürdüm çiçek diplerine
    çünkü ben çiçekleri kalbiyle koklayan bir seni tanıyorum.

    bacağı kanamakta olan bir atın uçuruma koşması gibi
    o parkur çok uzak. o alkışlara ihtiyacımız kalmadı.
    ama kıyılarından dönüp geldiğini uçurumların
    bütün yaralarımın üstüne kar yağdırdım bembeyazım artık dediğini ve
    tuz döküp kimseye söylemediğini
    hala..
    çok..
    acıdığını..
    bir tek ben biliyorum.
    biraz daha büyüt kendini
    kendine biraz daha babalık yap
    uyurken üzerini ört ve kendini öp.

    haklı cümleler kurma bundan sonra
    o cümlelerdeki aynı harfleri
    ağlarken de kurmak isteyeceksin, harfleri harcama.
    yirmi dokuz vagonlu bir trende ölmeye mecbursun.
    keşke şiir sevmeseydin! hiç anlamazdın!
    şimdi ismini itiraf edemiyorum burada
    ama yenemeyeceğin bazı kanserler vardır.
    #35412432 :)
  3. 11323.
    Bazı yolculukları bitmiyor içimin.
    Her mola yerinde aynı soğuğa iniyorum.
    Varıldığında karadenizli bi servis şöföründen başka karşılayanı olmayan duraklardan,
    Işıklandırılmış ağaçlı meydanlardan geçti otobüs.
    Belediyecilik bu dedim.
    Devletimiz sağlığına doğacı tanrım.
    Üç milyar ağaç dikti. Haberin vardır.
    Ağaçların yeşili yetmiyor daha da istiyorlar!

    Yaşanmayan yerlere bile terminal yapmışlar.
    Bazı yerler çok yalnız görmelisin.
    Bana hava hoş da sana şirk,
    sana mahçup yalnızlık.
    Her şeyleri var insandan başka.
    Büst büyük heykeller, havuzlar, çeşmeler…
    Oysa bir sirk koşsalar unutulmuş bi kasabaya.
    Belki çocuklar okuldan kaçar.
    Durduk yere şenlik olur.
    Ben hep izlemeyi sevdim eğlenen insanları.
    Biliyor olmalısın.
    Bir duvara oturur ışıklara bakar, özlediğini ağlayan adamı okurum.
    Belki tutamam kendimi ben de anlarım biraz.

    Söyler misin,
    parlar avcundaki çemberi feleğinin.
    Yummalısın.
    Bak her şeyi anlamanın eşiğinden geçiyor otobüs.
    “Güneş çoktan doğdu
    Uyanmış olmalısın”

    Bir gün,
    çikolata ambalajı gibi,
    tırnaklarınla düzleştireceksin beni tanrım.
    Biliyorum.
    Şu yol bi bitsin.
    #35412915 :)
  4. 11324.
    o, topraktan öğrenip
    kitapsız bilendir.
    hoca nasreddin gibi ağlayan
    bayburtlu zihni gibi gülendir.
    ferhattır,
    keremdir
    ve keloğlandır.
    yol görünür onun garip serine,
    analar, babalar umudu keser,
    kahpe felek ona eder oyunu.
    çarşambayı sel alır,
    bir yar sever,
    el alır,
    kanadı kırılır
    çöllerde kalır,
    ölmeden mezara koyarlar onu.
    #35412989 :)
  5. 11325.
    SANA NE YAPTıLAR

    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Bir bıçağın ağzında yürür gibiydin
    Demirlerin soğukluğu soluk dudaklarında
    Gözlerinde karanlığı dar hücrelerin
    Seni görür görmez özgürlüğümden utandım
    Söyle ne içersin, çay mı kahve mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Saçların uzundu, omuzlarına akardı
    Gönlümüz şenlenirdi sarışınlığından
    Onlar mı kestiler, sen mi kısalttın
    Gülerdin, içimize aylar doğardı
    Görünmez dağların arkasından
    Eski gülümsemeni beyhude aradım
    O sabah mı çıkmıştın bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım.

    Bir çay içer misin, yoksa kahve mi
    Kibritim yok, demek cigaraya başladın
    Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
    Böyle bir kız değildin sen eskiden
    Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?
    Kirpiklerin ıslanıyor durup dururken
    O sabah mı çıkmıştın, bir gün önce mi
    Çok değişmişsin birden tanıyamadım

    ATTiLA iLHAN.
    #35413046 :)
  6. 11326.
    yalnızlık

    Bilmezler yalnız yaşamayanlar,

    Nasıl korku verir sessizlik insana;

    insan nasıl konuşur kendisiyle;

    Nasıl koşar aynalara,

    Bir cana hasret,

    Bilmezler.

    Orhan Veli Kanık.
    #35413059 :)
  7. 11327.
    Bir şiir
    Tek bir şiir yazmalıyım
    Uyağı rüzgâr olan
    Yağmura bürünmüş soluğu

    Bir gün
    Tek bir gün kalmalı.
    Benden kalacaksa geriye
    Bir öpüş tadı dudağımda

    Ve bir öpüş tadında
    Olmalı o şiir de.
    #35413170 :)
  8. 11328.
    Kokusu buram buram tüten
    Limanda simit satan çocuklar
    Martıların telaşı bambaşka
    işçiler gözler yolunu.
    inebilseydin o vapurdan
    Ayağında Varna’nın tozu
    Yüreğinde ince bir sızı.
    Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
    Hasretle kucaklayabilseydim
    Seninle, bir daha.
    Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
    Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
    Yapardım mutluluğun resmini
    Başında delikanlı şapkan,
    Kolların sıvalı, kavgaya hazır
    Bahriyeli adımlarla düşüp yola
    Gidebilseydik meserret kahvesine,
    ilk karşılaştığımız yere
    Ve bir acı kahvemi içseydin.
    Anlatsaydık
    O günlerden, geçmişten, gelecekten,
    Ne günler biterdi,
    Ne geceler…
    Dinerdi tüm acılar seninle
    Bir düş olurdu ayrılığımız,
    Anılarda kalan.
    Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
    Bir baştan bir başa.
    Yattığımız yerler müze olmuş,
    Sürgün şehirler cennet.

    işte o zaman Nazım,
    Yapardım mutluluğun resmini
    Buna da ne tual yeterdi;
    Ne boya…
    #35414165 :)
  9. 11329.
    Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
    Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

    Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
    Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

    Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
    Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

    Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
    Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.

    Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
    Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.

    Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
    Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

    Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
    Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

    Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
    Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

    Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
    Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

    Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
    O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.

    Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
    Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

    Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
    Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.

    isyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
    Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.
    #35414204 :)
  10. 11330.
    Dünden kalan düşünceler ile bir günü geçirdikten sonra;
    Gecesinde, yarına uyanmak umuduyla gözleri kapatıp,
    Bugüne uyanmaktır, hayat.
    Baharın kapısında beklediği bir evde,
    Henüz sobanın üstündeki kestanelerin çıtırdamaya başlamadığı
    Bir kış gecesi,
    Bilmem hangi senenin yazından kalma fotoğraflara bakmak.
    Aşık olmak, yıllanmış küflü peynire,
    Sadece kadeh ağzına kadar kırmızı şarap ile doluyken.
    Sevmek güzel gözlü bir kadını,
    O gözlerin içinde kendini gördüğün vakitlerde.
    Tarifeli bir ada vapurunun düdüğü olmak,
    Haber vermek iskelede sevdiklerini bekleyenlere;
    Biz geliyoruz diye.
    Ahmet Haşim dizelerinde akşam olmak,
    Elif Şafak kaleminde aşktan hemen önceki kelimeye sığınmak.
    Sevmek güzel gözlü bir kadını,
    Bir daha o gözlere bakamayacak olmaktan korkarak.
    Ve titremek,
    Krakow'un soğuk akşamlarında.
    insanlar sokaklarda işe gitme telaşı ile koştururken,
    Bugünden bugüne kalma,
    Çakır keyfi beş geçe bir kafa.
    Sokak lambalarının söndüğü vakit,
    Kapanmakta direnmezken gözlerin,
    Uyutmuyor olacak hislerin.
    Ah o dünden kalma düşünceler,
    Düşünceler gözüne uyku girmesini engeller.
    Lakin hisler öyle mi,
    Bir bebek gibi huzurlu uyuduğun anlarda,
    Seni uyandırmaktan çekinmezler.
    Hiç bir kış gecesine ait soğuk, titretmemiştir bedenini
    O an titrediği kadar kalbinin.
    Sevmek güzel gözlü bir kadını,
    Sadece sevmek.
    #35414498 :)
  11. 11331.
    incecikti
    gül dalıydı
    dokunsam kırılacaktı
    dokunmadım
    kurudu
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
    neden akşam oluyorum tren kalkınca
    kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
    mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
    öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
    az önceki çiçekler nasıl da diken diken
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti
    o elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
    artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
    günler devlet alacağı, yıllar bir kadehcik buzlu rakı
    oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
    kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
    nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
    gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
    #35420973 :)
  12. 11332.
    Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
    beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
    ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
    bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
    tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
    onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
    Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
    lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
    Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
    ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
    Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
    Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
    Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
    sefahate susamış bağrında yaşatan.
    Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
    sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
    Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
    ey bin kocadan artakalan dul kız;
    güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
    sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
    Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
    iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
    Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
    içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
    Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
    lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
    Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
    içerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
    Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
    Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
    Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
    Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

    Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
    Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
    Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
    Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
    ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
    geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
    ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
    Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
    ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
    Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
    ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
    edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
    “Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
    Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
    canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
    Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
    ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
    vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
    Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
    sembole eden harap ve sessiz evler;
    ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
    kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
    ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
    Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
    her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
    Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
    bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
    her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
    gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
    Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
    olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
    Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
    ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
    Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
    ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
    Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
    her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
    Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
    yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
    Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
    ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
    Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
    vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
    ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
    Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
    Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
    ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
    Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
    zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
    Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
    ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
    Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
    ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
    hele sizler...

    Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
    Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!

    Sis- tevfik fikret
    #35421004 :)
  13. 11333.
    Gece midir insanı hüzünlendiren,
    Yoksa insan mıdır hüzünlenmek için geceyi bekleyen?
    Gece midir seni bana düşündüren,
    Yoksa ben miyim seni düşünmek için geceyi bekleyen?

    [Özdemir Asaf ]
    #35421753 :)
  14. 11334.
    Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
    Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
    Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
    Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
    Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
    Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

    Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
    Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

    Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
    Gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
    Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
    Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
    Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
    Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

    Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
    Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

    Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
    Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
    Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
    Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
    Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
    En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

    Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
    Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

    Öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda
    Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
    Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
    Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
    Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
    Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

    Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
    Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

    Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
    Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
    Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
    Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
    Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
    Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

    Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
    Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

    Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
    Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
    Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
    Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
    Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
    Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

    Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
    Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

    Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
    Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
    Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
    içinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
    Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
    Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

    Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
    Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.

    Sabahattin ALi
    #35421920 :)
  15. 11335.
    http://galeri.uludagsozluk.com/r/1308609/+
    #35421943 :)
  16. 11336.
    Yıldızlarını düşürüp gittiğin gökyüzümde,
    Artık senin nefesin dışında herkesin nefesi var.
    Bu incitiyor, ruhumun düğümlerini elinde tutarken,
    Son bir kez gözlerinin bataklığında dibe çökmeyi düşlemiştim.
    Her şeyi bir kenara itip, izinsizce sirayet ettiğin bu bedende,
    Parçaları seninle toplamak,
    seninle tamamlamak üzere inşa etmiştim hayalleri.
    Yarın, yarından sonra ki gün, her gün,
    Olurda özlersen bazı şeyleri,
    Çekinme.
    Gelmeyi dene.
    Dene diyorum, çünkü denersen zaten gelirsin.
    Eğer minik bir tebessüm eşliğinde gelirsen,
    Bu sefer geri dönemezsin.
    #35422025 :)
  17. 11337.
    ...

    ortam şiire acaip müsait efendimiz,
    acaip bir atmosfer yarattınız
    kar yağdı, yüzümün yolları kapandı.
    hayır, tuzlama çalışması yapmıyorum efendimiz.
    ne bir kimseyi göresim var, ne konuşasım bir kimseyle
    hayır, insanları sevmiyorum efendimiz
    çok soru soran bakkalı, işgüzar sekreteri
    pantolon ağlarından dakikalar fırlayan kart zamanparaları...
    hayır, hiç kimseye acımıyorum efendimiz.
    kendimi de ağlak suratımı görmemek için
    çokonat reklamına gönderdim.
    arınmadan gelmesin.

    zavallı kendim!
    tasfiye edilmiş bir merkez komite üyesi gibisin.
    #35423121 :)
  18. 11338.
    Ölüyorum tanrım
    Bu da oldu işte.

    Her ölüm erken ölümdür
    Biliyorum tanrım.

    Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
    Fena değildir.

    Üstü kalsın !

    Cemal Süreya
    #35423850 :)
  19. 11339.
    Meydan yerinde kampana vurdu.
    Nerdeyse koguşlarin kapilari kapanir.
    Bu sefer hapislik uzun sürdü biraz:
    8 yil...

    Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim.
    Yaşamak: Seni sevmek gibi ciddi bir iştir.

    nazım hikmet ran
    #35424110 :)
  20. 11340.
    115. Yaşı kutlanan Bir nazım hikmet şiiridir çoğu zaman.

    Tahir ile Zühre

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
    Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte.
    Yani yürekte...

    Mesela bir barikatta dövüşerek,
    Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken,
    Mesela denerken damarlarında bi serumu;
    Ölmek ayıp olur mu?

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    Seversin dünyayı doludizgin,
    Ama o bunun farkında değil.
    Ayrılmak istemezsin dünyadan.
    Ama o senden ayrılacak...
    Yani sen elmayı seviyorsun diye
    Elmanın da seni sevmesi şart mı?

    Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık,
    Yahut hiç sevmeseydi;
    Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden...

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil...

    Nazım Hikmet ran
    #35424197 :)
  21. 11341.
    Öyle yıkma kendini,
    Öyle mahzun, öyle garip...
    Nerede olursan ol,
    içerde, dışarda, derste, sırada,
    Yürü üstüne - üstüne,
    Tükür yüzüne celladın,
    Fırsatçının, fesatçının, hayının...
    Dayan kitap ile
    Dayan iş ile.
    Tırnak ile, diş ile,
    Umut ile, sevda ile, düş ile
    Dayan rüsva etme beni.

    Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
    Namuslu, genç ellerinle.
    Kızlarım,
    Oğullarım var gelecekte,
    Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
    Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
    Gözlerinden,
    Gözlerinden öperim,
    Bir umudum sende,
    Anlıyor musun ?
    #35424261 :)
  22. 11342.
    Bu şiir , önümüzdeki ay , bir edebiyat dergisinde yayımlanacaktır.Daha önceki şiirlerde belirttiğim gibi ve yayın haklarının tamamının ben de olduğunu hatırlatarak ;

    (Bu henüz 2 ayı yeni tamamlamış , şiirlerden biriydi.Yağmur yağınca , toprak kokunca , portakal kokuları - taze nane kokuları fesleğenler yüreğe düşünce paylaşayım dedim . )

    Göğü göğ'ü' -sünde

    Uzanan yağmur seslerinin çarpması
    Ingiliz eski panjurlardan damlayarak
    Geceyi ve herşeyi ıslatarak
    Uyandırdı , bulutun
    Ve coğrafyanın
    Üzerinde şakıyan
    Sessiz huzurlu
    Gürültü .
    Halbuki senin gelişin ile gürlerdi göğ
    Güzü ıslatırdı çocukluğunun yağmurları
    Birlikte oynadığımız parklar,tarlalar
    Dizimizi ilk kanattığımız asfalt
    Yokuşunda ' arabalardan kaçarak ' oyunları
    Seninle , sadece senin için buluştuğum
    Kalabalık bitkilerle çevrili çitler
    Toplandığımız mahalle maçlarında
    Uzaktan uzağa gördüğüm ,anımsadığım
    Silik , bulanık ve bir o kadar yakın
    Yüzün , eteğin .
    Artık büyüdük mü ?
    Aradan koskoca yıllar geçti mi ?
    Hiçbir şey , yağmurla durduramadı seni
    Sesini.
    Araya belki kurgusal vakitler
    Araya tuhaf ve zorla unutturulan yıllar girebildi
    Sadece ve sadece .
    Yeni duble yollar yaptı devlet
    Artık paçalarımızı sıvayarak
    Ve güneşin ağustos sevinci ile
    Geçtiğimiz tarlalar yerine
    Koca ve sevimsiz üst geçitler girdi .
    Egzoz dumanları , yeşermeyen betonlar
    Girdi aramıza .
    Gerçi çoktan unutulan bir mevsimdi
    Ancak belki yağmurlarla çarpan
    Sade ve anlayışlı sesler
    Kışa aldırmadan
    Angaryalarla , pankartlarla grevlenirdi isçiler
    Sensiz yakılan güzün külleri
    Anlamı , manaya devşirerek saçlarından
    Bir yağmur damlasının doyurmasıyla
    Bütün kenti
    Göğü zamanla göğ /sümüze yer edindik.
    Ondan mı soguktu? Niçin ?
    Ne çocukluk ile
    Üşürdü yüreğim
    Ve bedenim
    Her ağustos güneşinde ?
    Ondan mı sevmezdik limansız kentleri ?
    Yılların yetiştirdiği zulümleri
    Hangi ara hatırlamaz olduk .
    Belki de göğün gürlemesinin
    Sıklaşmadığı yerlerde
    Unuttuk bütün her şeyi.
    Artık büyümeye evrildik
    Onlarca yıl sadece selamlar
    Ve sahte tebessümlerle anılıyorsa
    Gürleyen göğün ,
    Yıllar sonra neticesiz ayak sesleri
    Seni bir başka güzelleştirmiyor.
    Yine de kanayan dizlerimden
    Ufak bir acıyla dinliyorum
    Eski Ingiliz panjurlarından süzülen
    Her küflü ve sessiz huzurlu damlayı.
    Ne üst geçitler mecnunlaştırır insanı
    Ne de duble yollar sivilleştirir anıları .
    Hepsi mertebeli binalar kadar
    Sahte ve mendebur
    Hepsi alaşağı çarpamaz ,imkansız
    Onlarca yıl sonra bile başaklanarak
    Sevindiren ; sesinin çocuksu buğusunu.

    Takuf Takuf
    #35424710 :)
  23. 11343.
    Ben sana hep Üşüyordum... Çünkü kıştim bakıştim Nakıştim... inkar etmiyorum da bunu seni sevmek gibi büyük islere kalkıştım ve lütfen inkâr etme sana en çok ben yakıştım...
    #35424727 :)
  24. 11344.
    Biliyorum, konuşacak birşeyimiz yok
    Ama yine de gözlerini al gel
    Elindeki yarayı, suskunluğunu, acemiliğini
    Beni biri severse inanmam
    Seni biri severse utanırsın
    Bilmediğin bir hastalığa acımak gibi bile olsa gel
    Biliyorum konuşucak bir şeyimiz yok
    Ama ızdırabım sende, mutlaka al da gel...
    #35433712 :)
  25. 11345.
    benim bir sevincim var yüzün artık akşam
    bir çocuğun gülüşünü görüyorum nereye baksam

    kıyımız uzak ve kuytuda ellerimiz sanki yok
    ellerimiz yok ama senin ellerini bir tutsam

    bazı çocuklar doğar bilirim bazı çocuklar doğmaz
    doğmayan çocuklar için bilmem ne yapsam

    ey çavlan. bitmeyen temmuz güneşi. ey aslan
    silkin. sakla harmanını. çocuğunu sakla

    ey aslan. suya kaptır kendini ellerin sanki yok
    bir güzel günde mızıkalarla bir alanda dursam

    sen yoksun gazeteler yok geçmişin razı değil
    bilmem ki doğmayan çocukları ben mi doğsam

    turgut uyar
    #35433715 :)