garfield 


/ 10
kapat
  1. seovi ile kafayı bozmuş yazar.***
    #3125887 (sonkuzu, 12.03.2008 00:28)
  2. bu çocuk çok dertli...

    kendisine 'istanbul 2008 aşk kataloğu' getirecem gelirken, baksın!! baksın ki o büyük aşkların küçük fiyatları karşısında her gün birine aşık olmanın mutluluğunu yaşasın.

    yazın gelmesiyle istanbul sezon kapatıyor yigen, fiyatlar sudan ucuz, hatta ffm de damping bile yapmışlar.

    aşk mı? aşk, doların ytl karşısındaki kaybettiği değerdir!

    akşama sizdeyim, öperim!
    #3128021 (cehennem tanrisi, 12.03.2008 15:48 ~ 14.03.2008 18:57)
  3. hayat karşısındaki asil ve güçlü duruşundan taviz vermemesi gereken değerli dost. elbette her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir, karşımıza küçüklü büyüklü sorunlar çıkabilir ancak her zaman moral seviyemizi yüksek tutup güneşe bakmalıyız. *
    #3128037 (abberline, 12.03.2008 15:52)
  4. seri artı oy veren meleğini merak eden...

    yahu o destan gibi entry'i nasıl oldu da bir dakikada okumayı başardın ve iyi oyladın feci merak ediyorum.

    isme oy vermek desem, ne faydası olacak bana bunun?

    seri eksi oy veren ibne'mi tanıyorum, eskiden o da melek'imdi de sen nerden çıktın? bi ses et bakayım. mutluluk belki de bir mesaj kadar uzağımızda... *
    #3130423 (Garfield, 12.03.2008 23:55)
  5. (#1405207)

    dogum günün kutlu olsun, her şey gönlünce olsun.

    (bkz: nerden nereye)*
    #3130555 (mystery, 13.03.2008 00:15)
  6. 6 mayis'ta kendisiyle tanışmayı umut ettiğim yazar. doğum günüymüş bugün, kutlu olsun diyoruz. penceresine boncuktan bir kuş gönderiyor*, çiğ köftelerinin tadına bakmayı heyecanla bekliyoruz.
    #3132814 (ShadowHook, 13.03.2008 15:20)
  7. Türk olduğunu düşündüğüm kedi.
    #3132875 (Sibemol, 13.03.2008 15:38)
  8. insanlara bakıyorum. hergün binlercesi bir yerlere giderken, diğer binlercesi başka yerlere gidiyorlar. görebildiğimiz sadece hızlı hızlı ilerleyen adımlar, ileri-geri sallanan kollar. peki ya kafalarının içinde ne var? ne düşünüyorlar, dertleri ne, sevinçleri ne? ne yer, ne giyerler? bilmiyoruz, bilmiyorum. galiba bilmek de istemiyorum...

    insanları izliyorum. bir kadın 'anne simit' diyen çocuğuna; 'oğlum paramız yok' diyor. sıkıyorum yumruklarımı! bir simit, sadece bir tane simit o çocuğun hayali. ama artık onun için imkansız, artık onun için kırılmış bir hayal, ezilmiş... daha şimdiden paranın insan hayatında ne kadar önemli olduğu gerçeğini öğrendi, daha o yaşta hayal kırıklığının tadına baktı. öyle çok istiyorum ki bir tane simit alıp vermeyi, o çocuğa. ceplerimi yokluyorum, bozuk para sesleri geliyor. yürüyorum simitçinin önüne alıyorum bir tane simit. peşinden hızlı hızlı yürüyorum yetişmek için. tam varmışken duruyorum, duraklıyorum.

    annesi diyorum, annesi... utanır...

    tekrar sıkıyorum yumruklarımı, dişlerimi. sağ elimde simidin ezildiğini hissediyorum, tıpkı o çocuğun ezilen hayali gibi. tanrıyı düşünüyorum, tanrıyı! o kocaman adaleti, o her şeyden yüce gücü, yetmiyor mu o çocuğa bir tane simit vermeye? aslına bakarsınız yetiyor, yeter. ama yapmıyor, çünkü sadistin teki o! zevk alıyor insanların bu şekilde acı çekmesinden. ama o da sona geldiğinin farkında. bitiyor bu oyun, bitmek üzere...

    küfürler edip bakıyorum öylece boşluğa. tık tık tık tık sesleri uyandırıyor bir anda beni. yöneliyorum sesin geldiği yere, masmavi, kocaman gözleri olan bir kadın. yüzünde ince bir tebessüm. o güzelim mavi gözlerden biri sağa bakıyor, biri sola. elindeki baston benzeri deynek ile yürümeye çalışıyor. görme engelli... ama o kadar mutlu görünüyor ki, utanıyorum kendimden...

    hemen arkasında yürüyen bir genç, onu geçmeye çalışıyor, ama yol vermiyor kadın. nasıl versin, görmüyor ki. o bir adım atmadan önce basacağı yeri kontrol etmek zorunda. hafifçe iterek geçiyor kadını o genç. onu geçtikten sonra küfür edercesine kollarını sallıyor. bir hamlede yanına gidiyorum, yapışıyorum yakasına. 'ne oluyor be' derken sadece gözlerinin içine bakıp, hiçbir şey söylemiyorum. söyleyemiyorum. itiyorum öylece, 'deli mi ne?' dediğini duyuyorum ama...

    geçip gidiyorum eve. ne ilginç ki kimin evi olduğunu bile bilmediğim bir eve. oysa önceden öyle miydi? herkes gibi, beni de merak eden bir annem vardı. neyse, geçiyorum eve. televizyona bakıyorum biraz, aptal kadın programlarından başka bir bok yok. bir ara gözüm bir haber kanalına takılıyor. sınırda hareketlenmeler varmış yine, ikinci bir kara harekatının sinyalcisiymiş olup bitenler. yazık diyorum, yazık. kardeşlerim ölecek yine, kalbimin doğusunda.

    öylece kapatıyorum televizyonu. müzik iyi gelebilir, hep iyi gelirdi. ilk ses oğuz boran'dan geliyor; istanbul acılar kraliçesi... bu adam bu ses tonuna sadece alkol ile ulaşmıyor. başka bir meret kullanıyor ya, çözemedim daha. ne içtiysen aynısından istiyorum diyorum ama duymuyor ki... beni harcadın ulan, beni sattın. utanmıyor musun diyor, siliyorum yaşları gözümden.

    hemen ardından cevdet bağca alıyor mikrofonu. ben seni uzaklarda, ben seni yasaklarda, ben seni tuzaklarda sevdim, ben seni yasaklarda diyor. lanet olsun deyip onu da dinliyorum, bitiyor. olacak gibi değil, sanki özellikle hazırlanmış müzik cd'si. mazlum çimen söylüyor bu defa; az bana gönder. hani o incecik sesiyle. selam olsun diyorum birine. kim o biri, bilmiyorum.

    bizim türkülerimiz iyi güzel de, valla daha çok bunalıma sokuyor adamı...

    kapatıp, mario oynuyorum. saatlerce kalkmıyorum başından. olmuyor...

    bir şeyler karalamak geliyor içimden. ama içimde hiçbir şey yok ki. ya da o kadar çok şey var ki, yoğunlaşamıyorum hiçbirine. insanları izliyorum diye başlıyorum, devamı geliyor.

    film cd'leri karşıda, bakınıyorum şöyle bir. olacak iş değil. sanki ev özellikle hazırlanmış. johnny depp sırıtıyor karşımda iç geçiyorum. ibne falan değilim lan, başka bu mevzu...

    insanları düşünmek istemiyorum artık. bakmak, izlemek, onları dert etmek istemiyorum... kendim olmak istiyorum, kendim! olmuyor ki...

    ister istemez, birbirlerine neler yaptıkları geliyor aklıma. hani en güzel günlerde verilen en güzel sözler, ufacık bir depremde nasılda un ufak oluyor. nasıl da hiçbir iz kalmıyor, nasıl da unutuluyor...

    dışarıda bir hayat akıp gidiyor. farkında değilim, kendimde değilim.

    insanları izliyorum, gözlerim kapalı...
    #3182466 (Garfield, 23.03.2008 23:13)
  9. daha tanismadan cok sevdigim,aciksozlu bi yazarimiz.
    #3191736 (saygili, 26.03.2008 11:00)
  10. gecenlerde yaptığımız katalog tanıtımının işe yaradığı yazar, haberleri geliyor, olum ne varsa türkçe bilenlerde var ne işin olur norveç morveç takılıyorsun dedim, vucud dilimizle anlaşıyoruz abi dedi. vucut değilmiydi o dedim, o 't' yi siktim öldü dedi.

    norveç'ceyi vucud dili ile konuşmak.
    #3259196 (cehennem tanrisi, 11.04.2008 23:38)
  11. i hate mondays diyen kedi.
    #3259203 (hebeley episode II, 11.04.2008 23:42)
  12. bizde; söz bir, allah bir, toprağım dediğim,

    ve vatan borcum biter bitmez ilk iş olarak karşılıklı oturup rakı içmeye gideceğim bir kedi degil aslandır.
    #3264931 (Li Rojhilate Dile Min, 13.04.2008 15:26 ~ 15:38)
  13. sözlüğün en güzel yanlarından biri bu kadar içten bir insanla tanışmaktı.

    ona söylediği şafak türküsünü kendi sesinden armağan ediyorum:

    http://www.youtube.com/wa...Y5j1Y&feature=related +
    #3288742 (enemyof, 19.04.2008 00:10)
  14. 3. nesil silik organizatör. silik bir yazarın düzenleyeceği zirveye gitmek için elimden geleni yapacağım. gerçi kendisi de gelemeyebilirmiş ama, olsun. organizatörsüz bir zirve görmüş oluruz hem, fena mı?

    Norveçceyi vücud dili, şey yani ana dili gibi konuşuyor. Eee ben dedim sana, hatun kısmı her şeyi yaptırır adama. ingilizce de iş yok zaten, iyi oldu norveçce. * Vücut demeye korkuyorum. tamam sen haklısın, vücud. t'yi ne yaptığını da bir daha söyleme. çok ayıp.. *
    #3325232 (olmazsaolmaz, 27.04.2008 12:27)
  15. alışamadım bu sıcak ve nemli coğrafyaya. alışamadım ama değiştim çok, hem de hiç olmadığı kadar çok...

    hani şans olsa, küçük bir kelebek etkisi veya. dokunabilsem bir şeylere, sadece dokunabilsem... sonra olsa yine olan. bazen olan, olması gerekendir aslında.

    bir gün oturmuş içmişim yine. eskisi gibi de içmiyorum artık... bir şarkı duymuşum, içim acımış. yolda yürürken aynı şarkıyı duymaktan farksız bu da umay abla...

    hayaller kırılınca, hayata küsmek yerine yeni hayaller kurmak gerekmiş, öğredim. öğrendim de alışamadım ki. bir gün, sadece bir tek an, aklına geldiğim oldu mu? hani bırakıp gidişini düşündün mü? canlandı mı hiç gözünün önünde, ruhumun un ufak oluşu... hiç tanımadığın insanlara bile, beni anlattın mı?

    gündüz termometrelerin 50 dereceyi gösterdiği bu kentte, geceler bu kadar soğuk olmasaydı, özlemeyecektim. sahiden gelmeyecektin belki de aklıma...
    #3603415 (adiyamania, 01.07.2008 02:12)
  16. sen de mi lan? demek istediğim. silinin bakalım silinebildiğiniz yere kadar.
    #3672941 (isildur, 16.07.2008 17:11)
/ 10
© 2008 - uludağ sözlük

garfield başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. garfield ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu garfield nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» harakiriye niyetlenip kakara kikiri yapan japon » ilk insanlarin maymundan geldigi gercegi » vladimir lisin » bayanlarin futbola dair sorulari » alp arslan » barbecue » adiyamania » araba park ederken babanin arabadan indirmesi » meteorolog » dickheadjapanesesoldier a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » 20 haziran 2008 hirvatistan turkiye maci