bugün 633 başlık

güçler ayrılığı

  1. 22
    Yasama,Yürütme ve Yargı organlarının ayrı birer güç olarak kendi içlerinde özerk olmasıdır.(Anayasa'nın 4. maddesi)

    Yasama:TBMM
    Yürütme:Cumhurbaşkanı,Başbakan ve Bakanlar Kurulu
    Yargı:Bağımsız Mahkemeler
    #94816
  2. 20
    3 güç yeterli görülmemiş bazı resmi kurumlar da antidemokratik olarak yeni bir güç olmuştur.Mesela,

    YÖK:Neredeyse dokunulmazlığı olan bir kurum.Kurumu oluşturan rektörleri sadece Cumhurbaşkanı seçer cumhur değil.
    YÖK içindeki değerli rektörlerimiz eğer bir suçlamayla karşı karşıya kalırsa ve mahkemede yargılanmak istenirse YÖK Başkanının izin vermesi şartmış.Eğer YÖK Başkanı "hayır yargılanamaz" derse ne suç işlerse işlesin yargılanamaz.

    Bir de darbe yapan askerimiz de kendini demokrasiye ayar vermekle yükümlü görebilir. (bkz: 28 Şubat süreci)
    #94828
  3. 22
    _Türkiye'de bulunan güçler,yasama,yürütme,yargı,yök!
    _yök mü?
    _yök tabi.zoruna mı gitti?
    _ne yök'ü ulan gxtünüzden güç uydurmayın.
    #96439
  4. 11
    (bkz: gucler ayriligi)
    #117369
  5. 33
    Yasama ve yürütme organları ayrıdır.Bu sistem 2'ye ayrılır :

    -Başkanlık :Yasama ve yürütme sert ve kesin olarak ayrı.

    -Parlamenter: Yasama ve yürütme yumuşak ve esnek olarak birbirinden ayrı.
    #525618
  6. ülke yönetimleri tek bir kurumun, denetimsiz olarak uygulamalarına bırakılamayacak kadar önemli ve zor olduğundan, yetkilerin farklı kurumlara dağıtılmasıdır.

    ülkelerin diktatöryal rejimlere kaymaması amacı güdülmüştür.
    #960489
  7. (bkz: montesqieu)
    #1566845
  8. 00
    hiçbir şekilde anlamadığım şey.
    bu üç güç birbirinden ayrı olup birbirini denetleyecek hikayesi iyi güzel de mahkemenin uyacağı yasayı meclis yapıyor, başbakan ve bakanlar aynı meclisin milletvekillerinin arasından çıkıyor, başbakan o milletvekillerinin parti başkanı, vs vs.
    neticede ayrılık veya denetim her neredeyse ben göremiyorum. sanırım bu bir illüzyon. tabii sadece sanırım.
    #3146376
  9. 31
    yasama: meclis oluyo. yargının ve yürütmenin esaslarını kanunlarını belirliyo. kanun cıkarma yetkisi mecliste.
    yürütme: ülkeyi yönetiyo basbakan ve bakanlar kurulu, tüzük çıkarıyo, kanun tasarısı hazırlıyo meclise gönderiyo. dış ülkelerle lişkileri düzenliyor, anlaşma varsa anlaşma imzalıyor meclise gönderiyor meclis kabul etmesse baska bir anlaşma daha yapmaya çalışıyor, meclise sormadan yapabilecekleri de var ihale atama falan..
    yargı: bagımsız mahkemeler. daha önce çıkmış kanunlar çerçevesinde. yürütme organı ve yasama organını denetliyor. yanlış yapan olursa cezasını kesiyor.

    yani; yargının bağlı olduğu kanunları bakanlar kurulu hazırlıyo, meclis onaylıyo.
    yürütme yaptığı işleri önce meclise sunuyor meclisten gectikten sonra anayasa mahkemesi yani yargı kontrol ediyor.
    #3148862
  10. 22
    teoride enfes bir şey. pratiğe vurmak güç ama.
    #3149066
  11. 22
    demokratik ülkelerde olur , bizde ki örneği ise yasama ve yürütmenin yargının tepesinde olması.
    #3204708
  12. 20
    -hava kuvvetleri
    -kara kuvvetleri
    -deniz kuvvetleri

    belki dördüncü bir erk olarak anayasa mahkemesi.
    #3500807
  13. Demokrasilerde, kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması amacı ile yasam, yürütme, yargı güçleri ayrı organlarca kullanılır. Demokrasilerde yasama gücünü parlamento, yürütme gücünü hükümet, yargı gücünü bağımsız mahkemeler kullanır. Bu güçler arasındaki ilişkilerin sınırları yasalarca belirlenmiş ve özellikle yasam ve yürütmenin (parlamento ve hükümetin) yargıya müdahalesi olabildiğince azalmıştır.
    #4469543
  14. 11
    aristotales'in ortaya attığı ayrım.
    #5038247
  15. Yasamanın mecliste, yürütmenin hükümette, yargının bağımsız mahkemelerde olmasıdır.Böylece kurumlar birbirini denetler, usulsüzlük yapılamaz. Demokratiktir.Yargının siyasetin dışında tutulması şarttır.
    #5435826
  16. 1-1
    ülkemizde geçerli olmayan durum.

    hükümeti kurmak için mecliste çoğunluk olmak gerekiyor. yani şu haliyle yürütme işini ypan insan zaten yasamayı da yapabilecek hale geliyor.

    en önemlisi ve en kötüsü de adalet bakanlığı gibi bir kurumla yargıya doğrudan müdahaledir.

    zaten demokrasiden bahsedemiyoruz buna ne gerek var diyorsanız orasını bilemem tabi.
    #5728283
  17. ilk olarak montesquieu tarafından ortaya konularak kendi kalesine gol atmasına neden olan doktrindir.
    #6485483
  18. 11
    tam olarak uygulayabilen tek devletin a.b.d olduğunu söylemek yanlış olmaz.
    #6485544
  19. Demokratik olsun ya da olmasın, ülke yönetiminde söz sahibi otoritelerin yetkilerini sınırlandıran, tek bir erkin diğerleri üzerinde baskı kurarak faşizan bir yönetim tesis etmesini engelleyen ve bunu sağlamak için farklı güçlerin karşılıklı kontrol, denge ve düzeltme gücü olmasını içeren; idari ve anayasal hukuk mevhumudur.

    Yürütmenin ülkeyi yönetmektedir ancak, kafasına göre hareket edemeyerek kanun ve nizama uymak durumundadır. Söz konsu kanunlar yasama tarafından düzenlenir, yargı tarafından da denetlenir. Yargı, hem yürütme hem de yasamayı denetler. Diğer bir deyişle, üç farklı güç, bağımsız hareket etmekte ve birbirleri arasında denge kurmaktadır.

    1920 TBMM'si ve anayasası, güçler birliği prensibinde çalışmıştır. TBMM hem yasama, hem yargı hem de yürütmeyi tayin etmekteydi. 1924 anayasasıyla güçler ayrılığı sistemine geçilmiştir. Günümüzde kanun koyucu kurum yani yasama, halkın seçtiği parlamentodur. Parlamento aynı zamanda yürütmeyi yani hükümeti (kabine) denetler. Yargı ise tam bağımsızdır. Kendi vicdanı ile parlamentonun belirlediği kanunlar çerçevesinde görev yapar ve hiçbir siyasi güç, yürütme ya da yasamadan emir almaz. işte buna gü.ler ayrılığı demekteyiz. tabi kağıt üzerinde yazılı kanun ve uygulamalar arasında bazen farklılıklar cereyan edebilmektedir.
    #6486041
  20. 11
    yasama yargı ve yurutme ilkelerinin birbirinden bagımsız sekılde calısmalarıdır demokrasının temelıdır.
    #6486193
  21. 3-1
    sözde varolan ama özde olmayan ayrılıktır. Hepsi egemenler için birlik ve beraberlik içindedir.

    --spoiler--

    Yasama, Yürütme, Yargı arasında olduğu iddia edilen "Kuvvetler Ayrılığı"nda görünüşle gerçek arasında büyük farklar vardır.

    Burjuva demokrasileri, Yasama, Yürütme ve Yargı organlarının birbirinden ayrılmasına dayanır ve buna bu sistem içinde "kuvvetler ayrılığı prensibi" denir. Bu işleyiş içinde yasama, Yürütme ve Yargı birbirinden görece bağımsız organlardır ve bu bağımsızlık, burjuva özgürlüklerin korunmasının güvencesi olarak görülür. Özünde ise, Yasama, Yürütme ve Yargı da sınıfsal anlamda aynı tek gücün elindedir. iktidarda olan burjuvazi, zaten yasayı yapandır. Aynı zamanda yürütendir. Dolayısıyla sınıfsal nitelik açısından kuvvetler ayrılığı, burjuva demokrasisinin kendisi kadar büyük bir aldatmacadır. Savunulan sınıfsal çıkarlar anlamında bir kuvvetler ayrılığı varmış gibi, egemen sınıfın düzeninin çeşitli kurumlarını birbiriyle nitelik olarak farklı ve karşıtmış gibi göstermek, bir burjuva aldatmacasıdır. Kuvvetler ayrılığı, sınıfsal değil, sistemin kendi iç işleyişi açısından bir ayrılıktır sadece.

    Somuttaki kavgaya gelirsek tekrar; oligarşi içinde sürmekte olan çatışma, yargı-Yürütme-Yasamaarasındaki bir çatışma değildir. Oligarşi içi çatışmayı Yargıyla-Yasama arasındaki bir mücadele gibi sunmak da yanlış ve çarpıtmadır. Kaldı ki, oligarşi içi çatışma, bu süreçte kendini esas olarak Yürütme güçleri arasında da göstermektedir. Oligarşi içi çatışmanın iki ucu, Hükümet ve Genelkurmay değil mi? Ve ikisi de Yürütmenin bir parçası değil mi? Sonuçta olay ne kuvvetler ayrılığı, ne onlar arasındaki çelişkilerdir. Sorun oligarşi içi çatışmadır. Bu çatışmanın tarafları, etkileyebildikleri, ellerinde tuttukları düzen kurumlarını birbirlerine karşı kullanmaktadırlar. iki taraf açısından da bu çatışmada ne hukuk, ne halkın iradesi umurlarında değildir. Genelkurmay ve müttefikleri, yargıyı alenen zorbaca ve keyfi olarak kullanırken, AKP tarafı da başka hiçbir konuda dikkate almadığı bir "milli irade" söylemi ile üste çıkmaya çalışıyor. Bir taraf hukukun, diğer taraf millet iradesinin kendisinden yana olduğunu iddia ediyor. iki tarafta da anti-demokratiklik ve riyakarlık diz boyu kısacası.

    Faşizmde kuvvetler ayrılığı yoktur, olmaz da... Erdoğan, 10 Haziran'da yaptığı grup toplantısına şu sözlerle başladı: "Burası TBMM, 70 milyon insanımızın iradesinin tecelli ettiği yer...

    istiklalimizin simgesi olan bu meclis bugüne kadar hiçbir vesayeti, hiç bir gölgeyi kabul etmedi. Bundan böyle de etmeyecek. Herkesin iradesi burada temsil edilir. Milletimizin iradesini temsil edeceğiz bu çatı altında."

    Meclisin kimsenin vesayetini kabul etmediği iddiasının abesliği bir yana, kuvvetler ayrılığı da aslında ülkemizde aynı zamanda mizahidir. Düşünün, hükümet ve meclis, Yürütme ve Yasamaolarak ayrı kuvvetlermiş. Oysa herkes biliyor ki, mecliste de, hükümette de tek bir güç var: Tayyip Erdoğan.

    Erdoğan hükmettiği kurumların arasına yargıyı da katmak istiyor. Böylece kuvvetler ayrılığına, kuvvetleri kendi şahsında birleştirerek son vermiş olacak! Aslında faşist yönetimler bu tarza yabancı değildir. Burjuva demokrasilerinde kuvvetler ayrılığı sınıfsal anlamda bir aldatmaca olsa da, sistemin iç işleyişi açısından belli bir rolü de vardır. Sistemin iç dengeleri, güçlerin birbirini denetlemesi bir yanıyla bu işleyişle sağlanır. Fakat kuvvetler ayrılığı faşizmle tamamen uyumsuzdur.

    Burjuva devletin bir başka biçimi olan faşizmde, kuvvetler ayrılığına son verilir. Tüm kuvvetler esas olarak Yürütmede birleşir. Yasamave yargı, Yürütmeye bağımlı hale getirilmiş, güç ve etkinlikleri yok edilerek göstermelik kurumlar düzeyine indirgenmiştir genellikle. Faşizmde "hak yok görev var" anlayışı ve "insan hiçbir şey, devlet her şey" ilkesi egemendir. Bu anlamda da devletin, devletle özdeşleşen Yürütmenin üstünde ve onu denetleyecek bir güç kabul edilmez.

    Ülkemizde YasamaYürütme Yargı arasındaki ilişkinin şekillenişi de sömürge tipi faşizme uygundur.

    Yani ne burjuva demokrasilerindeki gibi görünür bir "kuvvetler ayrılığı" vardır, ne de klasik Hitler, Mussolini faşist iktidarlarındaki gibi bu ayrılığı mutlak olarak yokeden bir düzenleme. Sistemin Yasama-Yürütme-Yargı ilişkisi de demokrasicilik oyunu'na uydurulmuştur. Kuvvetler ayrılığı görünürde var gibidir, ama devletin bekası sözkonusu olduğunda, üçü arasında hiçbir ayrım yoktur. Ülkemizdeki "kuvvetler ayrılığı"nın biçimi ve muhtevasıyla özeti budur.

    Sistemin faşist niteliği pekiştikçe, "kuvvetler ayrılığı"nın alanı daralmıştır. Bu daralmanın en somut yaşandığı süreç, 12 Eylül'dür.

    12 Eylül'ün programı "devletin açık faşist tarzda yeniden organize edilmesini, bu paralelde devlet aygıtının güçlendirilmesi, aygıtlar arasındaki aksaklıkların giderilmesi, aygıtlar arasında kurumların kendi özgül durumlarından doğan görece özerkliklerin önünün tıkanmasını" içermekteydi.

    Cunta şefi Kenan Evren, bu noktada yapacakları düzenlemeyi ve gerekçesini o zaman şöyle açıklıyordu: "... Hergün yargı yönetimi, yönetim de yargıyı şikayet ediyordu. Bunu ortadan kaldıracağız..." Ve nitekim kaldırdılar. Yargıyla Yürütme arasındaki çelişkiyi ortadan kaldırmanın anlamı, yargıyı tamamen Yürütmenin denetim ve vesayeti altına almaktı. Bu düzenleme yapıldı.

    Fakat, şu iyi bilinmeli ki, faşizmin en karakteristik özelliklerinden biri olan "kuvvetlerin tek elde toplanması" prensibi, bizim gibi ülkelerde mutlak olarak gerçekleşmez, buna bakıp da bundan faşizmin olmadığı, "iyi kötü demokrasinin olduğu" anlamı çıkarmak yanlıştır. Görünümle gerçeği karıştırmaktır.

    Keza, Kenan Evren'in yazıda aktarılan sözlerinden de açıkça görüleceği gibi, 12 Eylül Anayasası'nın en önemli amaçlarından biri yasama, Yürütme ve yargı arasındaki sorunları gidermekti. Bir noktaya kadar bunu sağladılar da. Ama "bir noktaya kadar".. Bugün yine, Evren'in şikayet ettiği "yargı yönetimden, yönetim yargıdan şikayet ediyor" noktasına gelinmiştir. Sınıf mücadelesinin gelişimi ve oligarşi içi çelişkiler karşısında, hiçbir yasa uzun süre duramaz.

    Siz hiç kendi iradesi olan bir TBMM gördünüz mü bugüne kadar?.. Bu o kadar öyledir ki, milletvekillerinin genellikle çıkarılan yasaların en genel anlamda muhtevasından bile haberdar olmadıkları çok görülmüştür. Parti yönetiminin daha dar anlamda da liderinin talimatları doğrultusunda kolunu kaldırıp indiren bir topluluğa "milli irade" demek, demokrasi tarihi açısından ancak bir kara mizah olabilir.

    Açık faşizm koşullarında parlamento ya 12 Eylül'deki gibi kapatılır, ya da 12 Mart'taki gibi, sadece kapısı açık bırakılmış olur. Fakat demokrasicilik oyununun yürürlükte olduğu dönemlerde de, parlamento esas olarak kukla ve göstermelik olmanın ötesine geçemez.

    Öte yandan, "kanun gücünde kararnameler" de faşizmin Yürütmeye verdiği ayrıcalıklardan biridir. Yasama, istediğinde bunu kullanarak, yasa hükmünde kararnamelerle yönetip, yasamanın kağıt üzerindeki yetkilerini bile hiçe indirebilmekteir.

    Bu yargıya "ayrı bir kuvvet" denilebilir mi?.. Burjuva demokrasilerinde, sözünü ettiğimiz "kuvvetler ayrılığı" prensibinin sonucu olarak yargı da, Yasamave Yürütmenin karşısında bağımsız bir görünüme sahiptir. Kuşku yok ki, bu görünümü içinde yine burjuvazinin oluşturduğu hukuk sistemine göre kararlar alsa da, yargının bu konumu, siyasi iktidarların onu tümüyle denetleyebilmesinin, yönlendirebilmesinin belli ölçülerde önüne geçer.

    Bizim gibi faşizmin sürekli egemen olduğu ülkelerde ise, Yürütme, özel çelişkiler dışında Yasamave yargıyı denetleyen bir konumda olmuştur genellikle. Hükümetler, MGK, Genelkurmay, bunların hepsi, ayrı ayrı veya birlikte yargı üzerinde hükmeden güç durumunda olmuşlardır.

    Yargı da gerek zihniyet olarak, gerek yasal konum olarak kendi üzerindeki bu denetim ve yönlendirmeyi kabul etmiştir. Şekillenme böyledir.

    Generallerden talimat alan, MGK'nın açıklamalarından vazife çıkarıp soruşturmalar açan, devletin çıkarlarıyla hukuk karşı karşıya geldiğinde hukuku çiğneyip geçeçeğini söyleyen hakimler, polisle işbirliği içinde işkenceleri, katliamları meşru gören savcılar, işte böyle bir "yargı kuvveti"nin kadrolu hukukçularıdır. Böyle bir yargının "üç ayrı ve bağımsız kuvvetten biri" olduğunu iddia etmek, gerçekle, hukukla ve halkla alay etmektir.

    Yargının, Yürütme üzerinde denetimi de, böyle bir işlevi de sözkonusu değildir. Gerçi ülkemizde Danıştay, Sayıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlara kağıt üzerinde belli açılardan böyle bir rol verilmiş olsa da, oligarşi içindeki çelişkilerden kaynaklanan bir sorun yoksa, bunların kararları da Yürütme ve Yasamatarafından dikkate alınmayabilir. Nitekim, ülkemizin tarihi, özellikle "uyulmayan Danıştay kararlarıyla" doludur.

    Keza, siyasi iktidarların elindeki atama yetkisi nedeniyle "yargıç teminatı"nın olmadığı bir ülkede yargının bağımsız ve yansız olduğunu ileri sürmek de, tıpkı "hukuk devleti" gibi kuyruklu bir yalandır.

    Egemenlik, her koşulda ve her biçimde oligarşinindir... 12 Eylül faşist cuntası ne yapmıştı? TBMM feshedilmiş, sıkıyönetimle tüm idare orduya verilmiş, yasama, Yürütme ve yargı tek elde; beş generalin elinde toplanmıştı. Şimdi beş generalin yerine AKP yönetimini, daha dar anlamda da Tayyip Erdoğan'ı koyun, anlayış, yönetim tarzı pek de farklı değildir. Demokrasicilik oyununun gereği olarak beş general gibi mutlak olarak hükmedemeseler de, ülkeyi birkaç kişinin emirleriyle yönettikleri ortadadır.

    Elbette burada şunu belirtmek gerekir; beş generalin veya Tayyip Erdoğan'ın ülkeyi tek başına yönetebilmesinin bir ön koşulu vardır: Bu ön koşul, emperyalizmin ve tekelci burjuvazsinin çıkarlarını harfiyen savunup yerine getirmektir. Bunu yapmadıkları noktada, "adama" ülkeyi tek başına yönettirmezler.

    TBMM'deki yazı değişmelidir; Çektiğimiz acılar, maruz kaldığımız zulümler karşısında sık sık sormuştur halk; "bu ülkede hukuk yok mu?", "bu ülkede bunlara dur diyecek bir meclis yok mu?"

    Var mı gerçekten de? Tartışılır.

    Kurum olarak vardır, bu açık. kağıt üzerinde yetkileri de vardır, bu da belli. Ama ülkenin yönetiminde, ülkede olan biten herşeye dair denetimde, ne kadar varlar? işte bu soruya faşist bir düzende Yasamave yargı bakımından olumlu cevap vermek zordur.

    Bir yandan herşeye kadir görünürler, ama bir yandan da düzenin başka kurumları (ve elbette esas olarak da Yürütme tarafından) itilip kakılabilen kurumlar durumundadırlar. Meclise, çıkaracakları yasalar dışarıdan empoze edilir. Empoze eden emperyalizmdir, işbirlikçi burjuvazidir, toprak ağalarıdır, ordudur, MGK'dır, bunların doğrudan temsilcisi durumundaki parti yönetimleridir...

    Yaptıkları yasaların pek de temel önemde olmadığı, her hükümetin önüne konulan MGK'nın "Milli Güvenlik Siyaset Belgesi"nden de bellidir, çünkü ülke ona göre yönetilecektir. Ülke NATO'dan, IMF'den, BM'den, AB'den, TÜSiAD'dan yönetilicektir. Bu kadar çok ve aslında hepsi emperyalizmin ve işbirlikçi oligarşinin egemenliğinin ifadesi ve temsilcisi olan kurumlar arasında yasamaya, Yürütmeye, Yargıya söz düşmez. Gerçek budur.

    Ve bu noktada elbette TBMM'de asılı duran "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" yazısının yerine, emperyalizmin oligarşinin içinde olduğu da gözönünde bulundurularak, "Egemenlik kayıtsız şartsız oligarşinindir" yazılmalıdır. Doğrusu, gerçeği budur.

    Sorun oligarşi içi çatışmadır. Bu çatışmanın tarafları, etkileyebildikleri, ellerinde tuttukları düzen kurumlarını birbirlerine karşı kullanmaktadırlar. iki taraf açısından da bu çatışmada ne hukuk, ne halkın iradesi umurlarında değildir.

    Ülke NATO'dan, IMF'den, BM'den, AB'den, TÜSiAD'dan yönetilecektir. Bu kadar çok ve aslında hepsi emperyalizmin ve işbirlikçi oligarşinin egemenliğinin ifadesi ve temsilcisi olan kurumlar arasında yasamaya, yürütmeye, yargıya söz düşmez. Gerçek budur.

    Egemenliğin kullanımı duruma göre değişir mi!

    AKP, geçen yıl da, bir "anayasa değişikliği" paketi hazırlamıştı. Bu pakete ilişkin AKP yetkililerinin açıklamalarında "Kuvvetler ayrılığı ilkesi getireceğiz" deniyordu (Bkz. Yürüyüş, sayı: 120, 2 Eylül 2007)

    Getirseydi, bugünkü durumu önlemiş mi olacaktı? Hayır.

    AKP Anayasa taslağına göre, burjuva demokrasilerinin temelini oluşturan yürütme, yasama ve yargı organlarının birbirinden ayrılacağı, anayasal hüküm olacakmış.

    AKP'nin düşüncesine göre, mevcut anayasadaki "Türk milleti, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır." şeklindeki 6. maddesi şöyle değiştirilecekti:

    "Türk milleti, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yasama, yürütme ve yargı organları eliyle kullanır."

    O zaman egemenliğin "ordu eliyle" kullanılmasını engellemeye çalışıyordu AKP. Onun için de yukarıdaki gibi formüle etmişti.

    Şimdi gelişmeler farklı olunca, yargının millet egemenliğinin temsilcisi olmadığını söylüyor.

    Yani ortada kurumsallaşmış bir yapı, tutarlı bir anlayış yok; kuvvetler ayrılığının anlamı ve tarifi de, millet egemenliğinden anladıkları da duruma ve çıkarlarına göre değişiyor.

    yuruyus.com
    --spoiler--
    #6486199
  22. 33
    demokrasi ile yönetilen ülkelerde, genel kural olarak belirlenen ilkedir aslında güçler ayrılığı.

    türkiye de; 1920 tbmm kurulduğunda güçler birliği esastı, çünkü ülke savaş içerisindeydi, bütün kararlar bir an önce çıkarılıp uygulanmak zorundaydı, ancak ne zaman ki 29 ekim 1923 de bağımsızlık ilan edildi, ülke de herşey rayına oturdu sona bu ilke değiştirildi; güçler ayrılığı şeklini aldı.

    efendim nedir bu güçler ayrılığı;

    yasama; tbmmm
    yürütme; cumhurbaşkanı, başbakan ve bakanlar kurulu
    yargı; bağımsız mahkemeler.

    ulu önder atatürk; ilerde olur da padişahlara kul köle olmak isteyen %47 lik bir kesim çıkar da kendilerine bi padişah yaratmak isterlerse, tbmm kararları kendi istediği gibi alabilecek bir konumda olursa, cumhurbaşkanı olabilecek olumsuzluklarda müdahale edebilsin diye, daha sonra olur de bu %47 lik kesimin seçtiği vekiller kendi cumhurbaşkanını seçer, yasama ve yürütmede kendi istedikleri gibi davranırlarsa, yargı, yani bağımsız mahkemeler onların yanlışlarına müdahale edebilsin diye.

    peki ya yargı da kendi ellerine geçerse ne olacak?..

    (bkz: darbe)

    hiç bir zaman darbe çığırtkanlığı yapmadım, yapmam, ama bu vatanı, akıllarında binbir kurnazlık bulunan ne yediği belirsiz insanlara bırakmak gibi de bir niyetim yok. hiç bir türk insanının da olmaması gerekir.
    #6487321
  23. 22
    bir zamanlar hatırlarmısınız bilmem ama bir üçlü vardı, mazhar, fuat, özkan gibi, metin, ali, feyyaz gibi, izel, çelik, ercan gibi...
    yasama, yürütma, yargı...
    hatırladınız mı?
    evet evet işte güçler ayrılığı.
    sınırları anayasamız tarafından çizilen üç egemen güçtü bunlar,yasama organı meclis yasa yapar, yürütme organı hükümet icra eder, bağımsız yargı da kanun hükümleri ile kırmızı çizgilerimizi korurdu. her üç unsur da zaman zaman isnat edilen vazife ve selahiyetleri ile çelişse de yine de kör topal giderdi işte.
    ama tüm muhteşem üçlüler gibi bunun da sonu gelecekti elbet...
    şimdilerde baktığımızda bu güçler ayrılığından eser yok ülkemizde. varsa yürütme, yoksa yürütme...
    ne denir?
    helal olsun...
    bizler ki ulu önderin çizdiği yoldan saptık, o'nun ilkelerini cumhuriyetin temel taşlarını tartışır olduk, demek ki hakettik bu durumu...
    sadece yürütme ile demokrasi olduğunu sanıyor zorba tiranlar günümüzde. bunun adı çoğulcu demokrasi olmaz olamaz. yüzde kırkyedi dünyanın hiçbir yerinde yüzde yüzü yönetemez.
    bunun adı monarşidir, saltanattır...
    hani birileri 3. abdülhamit benzetmesi yapmıştı ya birilerine.
    o misal işte...
    yasama, yürütme, yargı öldü efendiler
    allah rahmet eylesin...
    yeni trendimiz;
    yürütme, yürütme, yürütme...
    #7163554
  24. 00
    halkın %58'inin onayıyla ortadan kaldırılmıştır.
    #9361664
  25. 11
    12 eylül 2010 tarihinde, türkiye cumhuriyeti halkının %58'inin onayıyla ortadan kalkmıştır. Sözde "demokrasi" ye hayırlı olsun.
    #9363893