devrimci yol 


/ 2
kapat
  1. 2 tane anlamlı cümleyi ard arda kurma başarısını gösteren gençliği lise sıralarında heyecanlandıran 2 kelime.. bu heyecanla daha tam olarak neyin nesi olduğu bilinmeden sıralara,okulun oralarına buralarına yazılan ve zamanla slogan haline gelen gaza getirici,mutluluk verici 2 söz... DEVRiMCi YOL... ancak gençlik daha ziyade sıraların üstüne dev-genç yazmayı tercih etmektedir..ne de olsa gençliktir...devrimcidir kendi kafasında..
    #417050 (radikalcevap, 12.07.2006 04:39)
  2. 80 darbesinde büyük darbe almış yönetici kadrosu ve sempatizanları işkenceden geçirilmiş devrimci örgüt.
    #638464 (diyonsos, 16.09.2006 00:47)
  3. yeni nesilin 4 şeritli otoyol zannettikleri yazık olmuş bi grup...
    (bkz: dev yol)
    #685464 (grejuva, 02.10.2006 00:58 ~ 01:37)
  4. yüzbinlerce sempatizan,200000 tirajı olan dergi,onbinlerce militana sahip özgün bir örgüttür. davalarına verilen müebbet kararı yargıtayca bozulmuştur.
    #1455404 (bahtsiz medeni, 26.03.2007 14:51 ~ 14:52)
  5. yol umuzun önderleri mahir , hüseyin , ulaş...

    "halkım medet umar
    devrimci yol dan
    başka da çare yok
    ............................" *

    (bkz: yıldız yumruk)
    #1455432 (brcyzdm, 26.03.2007 15:01)
  6. bedri yagancıların gurubudur.

    severek takip ediyoruz kendilerini.
    #1455451 (LocK, 26.03.2007 15:08 ~ 15:13)
  7. ilk sayısı 1 mayıs 1977 olan siyasi dergi ve bu dergi etrafında toplanmış bir grup thkp-c linin oluşturduğu devrimci hareket. 1978 de kendilerinden ayrılan istanbul ağırlıklı dursun karataş grubu dev-sol örgütünü kurar. bedri yağan ise 1992 tarihinde karataş ile ters düşen ve yollarını ayıran kısa süre sonra bir operasyonda öldürülen bir devrimcidir. devrimci yol ile ilgisi yoktur.
    #1655583 (sıpa, 17.05.2007 22:13 ~ 22:23)
  8. Devrimci Sol (kısaca Dev-Sol), 1978-1994 yılları arasında bir çok silahlı eylemin sorumluluğunu üstlenmiş, sol görüşlü yasa dışı örgüt!bu yollara başvurmak zorunda kalmış,solun mücadelesini veren gruptur.
    #2070322 (mujux, 04.08.2007 21:00 ~ 10.08.2007 18:20)
  9. Devrimci Yol Üzerine Bir Kitap:
    Miras Kaygısına Kurban Edilen Bir Muhasebe

    1974-78, Mahirler'in izinde yürüyen THKP-C potansiyeli açısından bir oluşum ve şekillenme sürecidir. ilk başta inkarcılar çekip gittiler. Onların ardından THKP-C çizgisini karikatürize eden sol sapma gruplar oluştu. Ancak bunların hiçbiri o potansiyeli yanına çekememişti. THKP-C potansiyelinin en yoğun olarak bulunduğu Ankara ve istanbul'daki grupların biraraya gelmesiyle, tüm THKP-C potansiyelini kucaklayacak ve THKP-C çizgisini sürdürecek bir örgütlenme yaratılmaya çalışıldı. Devrimci Gençlik Dergisi'nin ve ardından Devrimci Yol Bildirgesi'nin çıkarılmasıyla şekillenen bu süreç bir noktada tıkandı. THKP-C çizgisini sürdürme ve partiyi yeniden yaratma idealine sıkı sıkıya bağlı kadrolar, mevcut örgütlenmenin THKP-C'yi inkar ve tasfiyeye yönelen doğrultusunu açığa çıkararak hareketin asıl yönelmesi gereken çizgiyi gösterdiler. Bu, bir ayrışma noktasıydı.
    THKP-C'yi savunma iddiasında olan iki örgütlenme ortaya çıktı bu ayrışmanın sonucunda: Devrimci Yol ve Devrimci Sol...
    ikisi de THKP-C'yi savunduğunu iddia ediyordu, ama ikisinin gittiği yönler, farklıydı. Peki hangi yön THKP-C çizgisindeydi, hangi yön devrime gidiyordu ve hangisi devrimden bir sapmaydı. Hüküm artık tarihindi.
    O ayrışmadan bugüne 28 yıl geçti. Tarih hükmünü verdi.
    Şimdi o sürece dair yapılacak her tartışma, tarihin bu hükmünü esas almak zorundadır.
    Devrim Dergisi Yayınları tarafından Mayıs 2006'da yayınlanan "THKP-C ve Devrimci Yol'dan Bugüne Geçmiş Değerlendirmesi, Bu Tarih Bizim" adlı kitap, herşeyden önce bu hükmü yok sayıyor. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, esas olarak Devrimci Yol'u değerlendirmeyi amaçlıyor. Ve bu değerlendirme kaçınılmaz olarak yukarıda sözünü ettiğimiz süreci ve ayrışmayı da içeriyor.
    Devrimci Yol, THKP-C'yi sürdürme iddiasıyla başlayan bir siyasal serüvenin sosyal-demokratlaşma yolundaki bir siyasi oluşuma, anti-emperyalist anti-oligarşik devrim stratejisi'ni savunmanın AB'ciliği savunmaya evrilmesiyle, başlı başına tartışılmaya değer ve sol açısından derslerle dolu bir oluşumdur. Keza, bir dönemki kitleselliğiyle, konjonktürel bir hareket olarak kalmasıyla, anti-faşist mücadelede yeralışıyla, 12 Eylül süreci ve 12 Eylül hapishanelerindeki tavrıyla, 1990'lardaki reformistleşmede oynadığı rolle de üzerinde durulması gereken bir siyasi harekettir.
    Devrimci Yol çevresinden 28 yıl sonra da olsa, böyle bir muhasebe girişiminin ortaya konulması, önemli ve olumludur. Muhasebe yapmaya girişmek, kendi içinde bir siyasi cesaret göstermektir. "Bu Tarih Bizim", çıkış noktasında gösterdiği bu cesareti, muhasebeyi somutlarken gösterememiştir. Bu nedenle de kitap, pek çok şey söyleyen ama asıl temelleri üzerine oturmayan bir muhasebe olarak kalma talihsizliğine uğramıştır. Devrimci Yol'a yönelik ilk ve aynı zamanda en sistemli ve kapsamlı eleştirilerin, daha da önemlisi tarih önünde doğrulanan eleştirilerin sahibi olarak, "Bu Tarih Bizim"in üzerine gitme cesareti gösteremediği bu ideolojik ve politik temeli bir kez daha özet de olsa göstermekte yarar var.
    Devrimci Sol ayrılığı konusunda, 28 yıl sonra, Devrimci Yol cephesinden "üç beş kariyerist" nakaratının dışında bir şeyler söyleme çabası gösterilmesi de "Bu Tarih Bizim"i, DY'nin klasik yaklaşımından bir nebze ayırmakla birlikte, bu konuda da tarih karşısında nesnel olamamışlardır ve gerçeği yerli yerine oturtma cesaretinin uzağındadırlar. Kuşkusuz, bu arkadaşlar da sadece "üç beş kariyerist" nakaratını tekrarlamış olsalardı, böyle bir değerlendirmeyi ciddiye alıp cevap vermeye de gerek duymazdık. Bu anlamda "Bu Tarih Bizim" kitabının Devrimci Sol'un ortaya çıkışı ve gelişimi üzerine eksik, yanlış veya çarpık ortaya koyduğu tarihi bilgileri de düzeltmek durumundayız.

    "Devrimci Yol'u savunma"
    adına düşülen idealizm:

    ideoloji doğru... Politikalar başarılı... Ama liderlik kötü!
    "Bu Tarih Bizim"in önsözünde şöyle denilmektedir: "Bu çalışma, tarihsel bir karalama ya da güzelleme beklentisinde olanları hayal kırıklığına uğratacaktır." Doğru bir çıkış noktasıdır. Geçmiş değerlendirmesi adına "karalama" yapmak, yenilgiler karşısında her şeyi yadsıyan ve adeta geçmişinde tutunacak dal bırakmayan bir küçük-burjuva inkarcılığının, "güzelleme" yapmak ise, süreci nereden ve nasıl ilerletebileceğinin dinamiklerini yakalamaktan uzak varolanla yetinen statükoculuğun ürünüdür.
    Ancak; karalama ya da güzelleme bekleyenlerin ne bulduğu bir yana, "Bu Tarih Bizim", gerçek bir muhasebe ihtiyacına da cevap vermiyor. Tüm "sorgulayıcılık", "eleştirellik" iddialarına rağmen, birçok noktada değerlendirmeyi bir güzellemeye çevirmişlerdir.
    Bunun nedeni ise, kitabın bütününe damgasını vuran temel bir sorundur: Bu temel sorun, Devrimci Yol mirasına sahip çıkma kaygısıyla, tarihsel hesaplaşma arasında bir çelişkinin ortaya çıktığı hemen her noktada, arkadaşların "mirasa sahip çıkma" kaygısıyla savunmacı, aklayıcı bir tutumu tercih etmiş olmalarıdır. Marksist-Leninist bir yöntemle ele alındığında, bir mirasa sahip çıkmakla mirasın devrimci eleştirisini yapmak birbiriyle çelişmez; ama böyle bir yöntem yerine, muhasebe, "Devrimci Yol biziz" iddiasına kurban edilmiştir.
    Devrim Dergisi, "Devrimci Yol'un devamı olma" veya başka bir deyişle "Devrimci Yol'u sürdürme" iddiasındadır. Kitabın birçok bölümünde bu iddiayla, gerçek bir tarihsel muhasebe arasında sıkışmış bir görünüm sergilemektedirler. Bu temel çelişki çözülemediği için de ortaya son derece sorunlu ve yetersiz bir Devrimci Yol değerlendirmesi çıkmıştır.
    Bu savunmacı tutumun kendini en bariz gösterdiği yer, ileride tekrar değineceğimiz gibi, Devrimci Sol ayrılığıdır. Kendilerinin zamanında göremeyip bugün de ancak kısmen görebildikleri olguları zamanında gördüğü ve kendilerinin 20 küsur yıl boyunca bir türlü olumsuzluklara tavır alamamasına karşın, öyle bir süreçte tavır alacak siyasi cesareti gösterdiği için, Devrimci Sol'un haklılığını teslim edeceklerine hala "özerklik eğilimi, tepkisellik, iradecilik" vs. diyerek ayrılığı ve Devrimci Sol'u eleştirmeye çalışmaktadırlar.
    #2075262 (LocK, 05.08.2007 18:44)
  10. "Biz, daha o zaman Devrimci Sol'un gündeme getirdiği bu noktaları sorup, sorgulayıp, tartışmayı derinleştirmemiz gerekirken, bunu neden yapmadık, yapamadık" diye kendilerini sorgulamaları gerekirken, hala Devrimci Sol karşısında Devrimci Yol'u aklama peşindedirler. Bunun Devrimci Yol'u değerlendirmeye bir katkısı olmaz; tersine yakalanan bazı doğru noktaların da ideolojik, mantıksal sonuçlarına götürülmesine engel olur. Bu yüzden de yaptıkları bu kapsamlı çalışmanın kendi iç bütünlüğü baştan kaybolmuştur. Sadece bir örnek olması bakımından; bir yerde Devrimci Yol'un kendiliğindenci olduğunu kendileri belirtirken, başka bir yerde, sözkonusu olan Devrimci Sol'un kendiliğindencilik eleştirisi olunca, bu eleştiriye karşı çıkmaktadırlar. Bu ikili yaklaşım ve ruh hali, daha önce de belirttiğimiz gibi, kitabın bütününde egemendir. Bu nedenle kitapta başta ortaya konulan amaçla varılan sonuç arasında bir paralellik yoktur.
    Yakaladıkları bazı noktaların ideolojik kaynaklarına, mantıksal sonuçlarına ulaşmak yerine, tüm günahların, yenilginin, teslimiyetin, sağa savruluşun, legalizm batağına saplanmanın sorumluluğu iki lidere yıkılıp Devrimci Yol çizgisi "aklanmış"tır!
    Hiç kuşku yok ki, bu açıklama tarzı idealizme özgüdür. Sorun Devrimci Yol'un ideolojisinden, politikalarından koparılıp kişiselleştirilmiştir.
    Kitabın Önsöz'ünde bir eğilime dikkat çekiliyor: "Her yenilgi sürecinde olduğu gibi, sorunların tümünü birtakım günah keçilerine yıkma kolaycılığı da sık rastlanan bir tutumdur. Özellikle bugünün genç devrimcileri arasında, genel siyasal donanım zayıflığından ötürü, sorunları bir kısım lider kadronun üzerine yıkarak izah etme eğiliminin oldukça yaygın olduğu bir gerçektir." (syf. 11)
    Ne yazık ki "genç devrimcilere" atfettikleri bu eğilimden kitabın yazarları da kendilerini kurtaramamışlar. Böyle kolaycı bir eğilimin farkında olmalarına rağmen buna nasıl düştüklerine gelince, orada da karşımıza aynı temel sorun, geçmişe dair ikircikli düşünce çıkıyor. "Devrimci Yol'u kurtarmak için", Devrimci Yol çizgisinde çıkışından bugüne yaşanan tüm olumsuzlukları ideolojik-politik temellerinden ve sonuçlarından koparıp Devrimci Yol liderleriyle açıklamışlardır. Kitapta yer yer farklı şeyler söylense de bunlar sonuçta tali etkenler konumuna düşürülmektedir.
    "Devrimci Yol'un yenilgisi, ideolojik bir yenilgi değil; odağında örgütsel yenilgi bulunan, politik bir yenilgidir. Örgütsel yenilginin temel sorumlusu ise, hareketin gerekli dönüşümleri yapmasını sağlayamayan merkez yönetim, esas olarak da lider kadrolardır. Yani, Devrimci Yol'un temel zaafı, liderlik düzeyindeki bir zaaf olarak tanımlanabilir." (syf: 96)
    "Bu kritik sorunların ifade ettiği zaafların gösterdiği en önemli gerçek, hareketin yetersizliğinin merkezinde, hareketin liderliğinin siyasal-örgütsel yetersizliğinin bulunmasıdır." (syf. 101)
    Liderlik zaafının altı da boştur. Arkadaşlara göre, DY liderlerinin eksikliği "ideolojik" değildir; esas olarak "yönetme yeteneğiyle, kapasitesiyle", "temkinlilik" gibi kişisel özellikleriyle ilgili hatalardır.
    Devrimci Yol'un yenilgisi, başka herhangi bir hareketle karşılaştırılamayacak kadar kapsamlı, köklü ve yokoluşa götüren bir yenilgidir. Böyle bir yenilgi bununla açıklanabilir mi? Liderlik zaafına yol açan politikalar, o politikaların kaynağındaki ideoloji ortaya konulmadığı sürece, DY yenilgisi açıklanamaz.
    Mesela şu paragrafa bakalım:
    "Kuşkusuz gelişmelere sıcak kanlılıkla siyasi müdahalede bulunma özelliği korunmuş; ancak, her bir yeni adımın, temel stratejik hedef açısından zorunlu kıldığı yeni atılımlar görülememiş; özellikle de örgütsel atılımlar açısından temkinli davranma eğilimi ağır basmıştır." (syf. 97)
    Burada sözü edilen "temel strateji açısından zorunlu adımların atılmaması"nın nedenini, "temkinlilik" gibi "kişisel" özelliklerin sonucuna indirgeyen anti-bilimsel yaklaşım yerine, temkinliliğin ideolojik nedenlerini sorgulasalar hiç kuşkusuz daha doğru yapmış olurlardı.
    Keza, bir başka yerde yine şöyle deniyor:
    "Lider kadroların birinin barındırdığı komitacı özellik... Bir diğerinde varolan pragmatizm, temkinlilik ve bürokratik eğilim... Bu durum inisiyatifin elden kaçtığı son dönemlerde, tali alanları aktüel kaygılarla öne çıkartan ve hareketin ana ideolojik-politik hattında kaymalara yol açan, özünde sağ bir basınca dönüştü." (syf. 100 -abç)
    "Devrimci Yol liderliği bu açılardan yapması gereken kritik tercihleri ya öngöremedi ya da bunları gerçekleştirmekten kaçındı." (syf. 97-98)
    Sorgulamayı derinleştirmekten kaçıp Devrimci Yol'un sorununu "liderlikte düğümlemekte" özel bir gayret olduğu açıktır. O kadar ki, kapsamlı bir değerlendirme iddiasındaki bir kitapta yeralması bile sığlıktan başka bir anlam taşımayan "ya öngöremedi, ya kaçındı" gibi ifadelerle yenilginin bu çerçevedeki nedeni bile ortada bırakılmaktadır. Aradan geçen bu kadar yıl sonra, sorunun öngörememe mi, yoksa kaçınmak mı olduğunu hala anlayamamışlarsa, hiçbir şeyi anlamamışlar demektir. Aslında ne olduğu ortadadır. Ama Bu Tarih Bizim yazarları bunu görmemekte ısrar ediyorlar.
    Kitabın yazarları, her şey sebepleri ve sonuçlarıyla çırılçıplak ortaya çıkmışken, hala Devrimci Yol liderliğinin neyi niçin YAPTIĞINI veya YAPMADIĞINI tahlil edemiyorlarsa, böyle bir değerlendirmeye de girişmemeliydiler. Fakat belirttiğimiz gibi, bu tutum, esas olarak bazı cevapları bilmemekten değil, DY'nin "ideolojisine dokunmama" tavrının sonucudur. Mesela diyorlar ki, "ana ideolojik politik hatta kaymalar oldu", diyorlar ki, "temel stratejinin gerektirdiği zorunlu adımlar atılmadı"; sonra da bunu liderlerin bürokrat, temkinli olmasıyla açıklamaya kalkıyorlar. O liderlerin zaten bu stratejiyi (THKP-C stratejisini) değil de başka bir anlayışı savunuyor olmaları hiç akıllarına gelmiyor anlaşılan. Bu ihtimali hiç tartışmıyorlar bile. Çünkü bunu tartıştıklarında liderleri değil, gerçekten Devrimci Yol'u tartışmış olacaklardır. Devrimci Yol'u tartıştıklarında ise, Devrimci Yol'a getirilen eleştirilerin haklılığı ortaya çıkacak, tarih karşısında bir hakkı teslim etmek zorunda kalacaklardır.
    işte bundan kaçmak için, sorun liderliğin kişisel yetersizliğine hapsedilip, bütün bu sıralanan olguların ideolojik, stratejik bir sorun olduğu görmezden geliniyor. Doğal olarak sürecin bütün aşamalarının ve belli başlı olaylarının değerlendirilmesi de bu "sorunların kaynağını görmezden gelme" yaklaşımıyla şekillendirilmiştir.
    #2075263 (LocK, 05.08.2007 18:44)
  11. 1974 Sonrası Sürece
    Müdahale ve DY'nin iradiliği

    THKP-C'yi sürdürme ideali değil, parsa toplama hesabı
    "Bu Tarih Bizim"de, 1974-76 süreci, tam bir başarı öyküsü olarak anlatılmakta, Devrimci Yol'un sürece en başından itibaren son derece iradi, son derece programlı bir şekilde müdahale ettiği bir tarih anlatılmaktadır:
    "Devrimci Yol'un...anti-faşist mücadele eğilimini... sömürge tipi faşist rejime karşı sistematik bir devrimci mücadele siyaseti önerisine dönüştürmesi, 'yeni sömürge devrimi' modeli dahilinde oluşturulan bir güncel sentezi temsil eder." (syf. 44)
    Tarihi gerçek böyle değildir. Tarihin bu şekilde anlatılması tam da bir "Devrimci Yol güzellemesi"dir. Devrimci Yol önderlerinin o süreçteki tavırları, alıntıda ifade edildiği gibi büyük, kapsamlı "sentez"lerden, "sistematik bir siyaset önerisi"nden hareketle saptanmış bir politikanın sonucu olmayıp, fırsatçı ve pragmatiktir.
    Arkadaşlara kısa bazı hatırlatmalar yapalım:
    "THKP-C yenilgisinden sonra, geçmişte THKP-C mücadelesine katılmış ve 'içeriden' çıkan (bugün KSD, Aydınlık içinde olanlar ve DYD yazarları), 1974'de biraraya gelerek 'hareketi' yeniden inşa etmek doğrultusunda bir platform oluştururlar. Bu platformda KSD'liler geçmişi eleştirirken, bugün DYD'nin iki sözcüsünden biri ise geçmişi savunur. DYD başyazarı durumundaki kişi [Oğuzhan Müftüoğlu] ise geçmişi inkar ve savunmak arasında bocalayıp durur." (Devrimci Yol Hareketi'nde Tasfiyecilik ve Devrimci Çizgi)
    Demek ki bırakın bir sentezi, bırakın sistematik siyaset belirlemiş olmayı, THKP-C'yi savunup savunmama konusunda bir kafa karışıklığı vardır ortada. "Bu Tarih Bizim" yazarlarının hiç değinmediği noktalardan biri DY önderlerinin 12 Mart sonrası hapishaneden çıkışta yaşadıkları bu ideolojik tereddütlerdir. Onların yazdığı ve sandığı gibi, DY önderleri, daha işin en başından THKP-C'yi devam ettirme gibi bir amaçla müdahale etmediler sürece. O dönemden biraz daha ayrıntı verelim.
    1974'de hapishaneden çıktıklarında, Devrimci Yol önderliğini oluşturacak isimlerin kimi okulunu bitirmeye, kimi evlenmeye, kimi askerlik meselesini halletmeye, kimi iş-güç sahibi olmaya girişti... Devrimci Yol'un bir süre sonra "tartışılmaz" önderi olarak anılacak kişi, tahliyesinin ardından avukatlık stajı yapıyordu.
    Bu tabloyu bilmenin, hatırlamanın önemi şudur; onların ruh hali, 1974 sonrasının THKP-C potansiyelinden çok farklı ve çok uzaktı. Onlar ne zamanki bu potansiyelin farkına vardılar, ne zamanki kendi yenilgili ruh halleriyle kitlenin ruh halinin arasındaki farkı gördüler, ancak o zaman Ğen azından görünürdeĞ "THKP-C savunuculuğu"nda karar kılıp(!) bir şeyler yapmaya soyundular.
    Bu tablonun gösterdiği bir başka gerçek ise, Devrimci Yol'un önderliğini oluşturan kadro içindeki çeşitli isimlerin o gün düzenden kopmaya karar vermiş bir konumlarının olmayışıdır. Düzenden kopmayan düzeniçi yaşamlarla, düzeni devirecek, silahlı mücadele sürdürecek bir örgütü yönetmek arasındaki çelişki, DY'nin kadrolaşmasını, merkezileşmesini, çeşitli dönüm noktalarındaki tavırlarını etkileyen çelişkilerden biri olmaya devam etti. Her şeyi liderliğe bağlayan "Bu Tarih Bizim" yazarları, liderliklerinin tarihine, statüsüne ilişkin bu gerçekleri değerlendirmeliydiler en başta. (Ama bugün de esasen bu statülerden pek kopmamış oldukları için, bu sorgulamayı da eksik bırakmışlardır.)
    Gerek THKP-C ideolojisini yavaş yavaş ve sinsice tasfiye etme politikası, gerekse de iktidarı hedefleyen bir savaş örgütü yaratmanın gerçekte gündeme alınmamış olması nedeniyle, bu süreç kelimenin gerçek anlamıyla kendiliğindenci bir süreçtir. Kendiliğindencilik, çeşitli eksiklikler nedeniyle ortaya çıkmış bir sonuç değil, tasfiyeciliğin kaçınılmaz devamı olarak bir politikadır; "Bu Tarih Bizim" yazarlarının iddia ettiği gibi DY'nin "kitle hareketinin kendiliğinden karakterine verdiği önem"in sonucu da değildir. Zaten, kendiliğindencilik kabul edilmediğinde, Devrimci Yol sürecinde yapılamayanları izah etmek de mümkün değildir. Veya yapılamayan her şeyin, bir kişinin temkinliliğiyle açıklanması gibi idealist bir çözümleme çıkar ortaya.
    Bu süreçte, gençliğin ve halkın anti-faşist mücadele eğiliminin sistematik bir mücadele çizgisine dönüştürüldüğü iddiası da o sürecin gelişimiyle uyuşmayan bir iddiadır. Tersine, Devrimci Yol'un anti-faşist mücadele anlayışında daha baştan bir sorun vardır. Ki bu sorun, Ankara ve istanbul örgütlenmeleri, mücadelesi arasındaki farkın ve ayrılığın da önemli nedenlerinden biridir. "Bu Tarih Bizim"in süreçleri ele alıştaki tüm ayrıntıcılığına karşın, bu olguya bir kelimeyle bile olsa değinmemesi elbette dikkat çekicidir.
    Yine bilinçli bir tercihle, bu sürecin bir parçası olarak 1977-78'de Devrimci Gençlik Dergisi'nin çıkışında, Bildirge Platformu'nun oluşumunda istanbul'daki Cepheliler ve Ankara Grubu arasında nasıl bir süreç yaşandığından da sözedilmemektedir. Devrimci Sol ayrılığından sözedilen bölüm dışında, sürecin genel anlatımında istanbul'daki mücadele, oradaki Cepheciler'in THKP-C potansiyelinin toparlanmasındaki rolü, anti-faşist mücadelenin tüm ülke çapında örnek yaratacak şekilde geliştirilmesi, yoktur. Orada bir şeyler olmuşsa, o da zaten DY önderlerinin müdahaleleriyle olmuştur havasında yansıtılmaktadır, ki bu da gerçek değildir.
    Kitapta anti-faşist mücadelenin büyük önemine ve DY'nin bu konudaki rolüne sürekli dikkat çekilirken, Ankara ve istanbul'daki Cepheci örgütlenmelerin anti-faşist mücadele pratiği arasındaki fark da görmezden gelinmektedir. Dolayısıyla, ayrışmada anti-faşist mücadele anlayışlarındaki farklılığın yeri de yok sayılmıştır.
    1975-77 süreci, Devrimci Yol açısından ülkedeki THKP-C potansiyeline, sürmekte olan sınıflar mücadelesine, faşist saldırılara karşı hayatın her alanına iradi bir müdahale süreci değil, Devrimci Yol liderlerinin kendi kafa yapılarına uygun bir kadrolaşma oluşturmayı her şeyin önüne koydukları bir süreçtir. Böyle olduğu için, diğer gruplara karşı THKP-C ideolojisinin savunulmasında da Ankara Grubu alabildiğine tutuk, isteksizdir. THKP-C'ye yönelik eleştirilere gerekli cevap verilmediği gibi, bu tavırsızlık nedeniyle özellikle Ankara Grubu'nun ve aynı kafadaki kadroların etkili olduğu yerlerde THKP-C potansiyeli durumundaki çeşitli kesimlerin inkarcı başka grupların etki alanına girmesi de engellenememiştir.
    Özcesi, Devrimci Yol önderliğinin tasfiyeci niteliği görülmeden, o süreçte atılan adımları doğru değerlendirmek mümkün değildir ve "Bu Tarih Bizim" yazarları da değerlendirememiş; sürece dair "iradi, planlı, THKP-C doğrultusunda" diye suni bir tarih yazmışlardır.

    Tasfiyecilik, Devrimci
    Yol Gerçeğinin Özetidir
    ÖDP'yi doğuran bu ideolojik
    temelle hesaplaşmamak,
    DY gerçeğiyle yüzleşmekten kaçmaktır

    Devrimci Yol, siyasi arenaya çıkışından itibaren sistemli ve sinsi bir biçimde THKP-C düşüncelerini tasfiyeye yönelmiştir. Bu olgu görülmediği zaman yapılacak her değerlendirme boşluğa düşer. "Bu Tarih Bizim"in kapsamlı değerlendirmesinin başına gelen de budur.
    Arkadaşlar, Devrimci Yol önderliğinin "tasfiyeci" düşüncelerini ve Devrimci Yol'un politikalarına damgasını vuranın da bu tasfiyecilik olduğunu yoksaydıkları için şöyle diyebilmişlerdir:
    "... Devrimci Yol'un gelişim süreci ve dinamikleri, esas olarak, THKP-C tezlerinin üzerinde inşa edilmiştir. ... 1970'lerin devrimci mücadelesinin ana kulvarını oluşturan Devrimci Yol, THKP-C'nin örgütsel devamı olmamasına rağmen... onun ideolojik-politik devamı olmuştur." (Syf. 29)
    28 yıl sonra, bütün bu yaşananların ardından Devrimci Yol'un THKP-C'nin ideolojik-politik devamı olduğunu iddia edebilmek büyük cesaret işi! Ama altı boş bir cesaret bu. Devrimci Yol gerçeğine gözlerini kapamış bir cesaret.
    Devrimci Yol'un THKP-C tezleri üzerine inşa edildiği iddiasının iç yüzü, daha 1978'de ortaya çıkarılmıştır. Peki Devrimci Sol ayrılığından sonra ne oldu, onu da soralım arkadaşlara? Devrimci Yol, bu ayrılıktan sonra THKP-C çizgisine daha mı yaklaştı, yoksa "giden gitti" anlayışıyla, tasfiyeci düşüncelerini daha açık dile getirerek THKP-C düşüncesinden daha da uzaklaştı mı?
    Birincisi, Devrimci Yol'un THKP-C'nin "ideolojik-politik devamı" olduğunu pratikte kanıtlamak mümkün mü? ikincisi, bunu söylemek, zaten DY'nin bu süreçteki tüm politikalarını ve pratiğini aklamak, sahiplenmektir; ki bu tavırla, zaten bazı eksikliklerden sözedilmesi de anlamsızlaştırılmış olmaktadır.
    Devrimci Yol, ne ideolojik anlamda, ne de politik anlamda THKP-C'nin devamı olmamıştır.
    THKP-C gibi bir savaş örgütü yaratıp, öncü savaşı vermeyi mi hedefledi Devrimci Yol? Veya politik anlamda mesela THKP-C'nin 12 Mart'ı karşılaması gibi, 12 Eylül'ü karşılayan bir politik hat mı izledi? Kızıldereler mi yarattı?..
    Daha o zaman öncü savaşını, silahlı propagandayı, halk savaşını, hatta devrimci bir partiyi gündeminden çıkarmış, her konuda THKP-C'nin "sağ" bir yorumunu geliştirmiş bir örgütten, dahası bugün ÖDP'ye dönüşmüş bir çizgiden sözettiklerini unutuyor arkadaşlar.
    Daha da ileri gidilip, Devrimci Yol'un THKP-C'nin 60'lardaki ideolojik ve politik cesaretini, yırtıcılık ve ataklığını, saflığını, cesur ve iddialı politik-pratik hattını, 70'lerdeki iç savaş koşullarına uyarladığı iddia ediliyor. Bu cesaret, ataklık, cüret, iddia DY'nin anti-faşist mücadeledeki edilgen çizgisinde mi? Devletle açık çatışmaya girmekten tüm tarihi boyunca kaçınmasında mı, Mamak pratiğinde mi, nerede?
    #2075265 (LocK, 05.08.2007 18:45)
  12. Devrimci Yol bütün bunları yapan bir hareketse, bütün kitap boyunca Devrimci Yol önderliğine yönelttiğiniz eleştirilerin tümü haksız ve altı boş eleştirilerdir. Ya o eleştirilerden, ya da Devrimci Yol'un tartışmasız THKP-C'nin ideolojik-politik devamı olmayı başardığı iddiasından vazgeçmek durumundasınız.
    işte yine kitaba damgasını vuran o ikilemle, "mirası sahiplenmekle muhasebe yapmak arasındaki" ikircikli ruh haliyle karşı karşıyayız. Devrimci Yol tasfiyeciliğini mahkum etmeden, Devrimci Yol'u THKP-C çizgisi temelinde sahiplenmeya kalkışmak, içi boş bir çaba olarak kalmaya mahkumdur.
    Ayrılığın ideolojik boyutlarını tam olarak kavradıkları da şüphelidir demiştik. Şüphemizin en temel nedeni, ayrılığın ana nedenini oluşturan "tasfiyecilik" meselesini hiç anlamamış olmalarıdır.
    "Bu Tarih Bizim"de şöyle deniyor: "Grubun [Devrimci Sol'un], Devrimci Yol'a yönelttiği iki özgün eleştirisi de vardı. Bunlardan birincisi, Devrimci Yol liderliğinin tasfıyecilik yaptığıydı. Tasfiyecilikten kast edilen, Devrimci Yol'un 'devrimci ve militan eğilimi' olduğu ileri sürülen ilişkilerin tasfiyesi; yani kendi ilişki çevrelerinin özerk etki alanının daraltılmasıydı. Oysa gerçekte özerklik eğilimlerinin üzerine gidilmesi, devrimci hareketin merkezileştirilmesinin doğrudan bir parçasını oluşturuyor ve Leninist anlamdaki 'tasfiyecilik' kavramının tam tersi bir anlam taşıyordu." (syf. 25 -abç)
    "Devrimci Sol, 1983'den sonra 'tasfıyecilik' kavramıyla, Taner Akçam'ın temsil ettiği sivil toplumculukda ifadesini bulan ve gerçekten de tasfiyeci bir nitelik taşıyan yaklaşımları tanımlamaya başladı. Böylece Devrimci Yol'a yönelttiği eleştirilerde 'tarihsel bir süreklilik' sağlamış oluyordu. Oysa bu iki eleştirinin hedef aldığı olgular arasında herhangi bir nesnel veya öznel bağ bulunmuyordu." (Syf. 92)
    Devrimci Yol'u "en kapsamlı biçimde" değerlendirme iddiası taşıyan kitabın yazarları, sanırsınız ki, Devrimci Yol'a yönelik ilk ve en sistematik eleştiriyi getiren Devrimci Sol'un bu eleştirilerini tarihe kaydettiği "Devrimci Yol Hareketi'nde Tasfiyecilik ve Devrimci Çizgi" kitabını okumamışlar. Bilemiyoruz, belki de gerçekten okumamışlardır. Eğer öyleyse, soyundukları işin ciddiyetiyle bağdaşmayacak bir şeydir bu. Öyle değilse, sözkonusu kitabı okumuşlarsa, o zaman meseleyi açıkça çarpıtmaktadırlar.
    Baştan "tasfiyecilikten kastedileni" çarpıttıkları için, sonraki hükümlerinin de bir hükmü yoktur.
    işte 1978'de yazılmış sözkonusu kitaptan birkaç cümleyi buraya aktarıyoruz.
    "Ankara hizbi yöneticileri partileşme süreci ilkelerini tasfiyeye yönelmişlerdir."
    "Ankara hizbinin temel yapılanmasında örgütsel ve ideolojik olarak tasfiyecilik yatar."
    Demek ki, daha Taner Akçam'ın sivil toplumculuğu ortada yokken, ilişkilerin değil, ideolojik bir tasfiyecilikten sözedilmektedir. Devam edelim.
    "Ankara hizbinin, kendi sağ anlayışına ve hizipçiliğine karşı çıkan 'biz' ve bizim gibi düşünenleri tasfiyeye yönelmesi, meselenin sadece görünüşüdür. Olayın arkasında yatan çıplak gerçek ise, THKP-C düşüncesinin ve mücadele anlayışının tasfiye edilmesidir."
    Demek ki, "ilişkilerin, kişilerin" tasfiyesi, "meselenin sadece görünümüdür" diye biz 28 yıl önce yazmışız. Ama arkadaşlar hala o görünüme takılıp kalmışlar. 28 yıl geçmesine rağmen olayın arkasındaki ideolojik tasfiyeyi görememişler.
    Bunlar yeter sanırız. Bunlardan "tasfiyecilikten kastettikleri kendi ilişki çevrelerinin özerk etki alanının daraltılmasıydı" anlamını çıkarmanın, basit bir yanlış anlama, olmadığı ortada. Devrimci Yol tarihindeki bu, tam da Leninist anlamdaki ideolojik tasfiyeciliği kendileri yok saydığı gibi, bunu dile getirenlerin söylediklerini de çarpıtmaktadırlar. Çünkü bunu yok saymasalar, ne DY, THKP-C'nin ideolojik-politik devamıydı diye yazabilirler, ne de o süreç hakkında böyle bir güzelleme yapabilirlerdi.
    Ama Devrimci Yol'un en temel gerçeğini yok sayarak "o dönem ne kadar iyiydik, başarılıydık, etkiliydik" diye yazmak, ne tarihi bir sorumluluğa, ne bir muhasebe amacına denk düşmez; olsa olsa bu satırların yazarlarının o geçmişle kendilerini avutmasına yarar.
    Taner Akçam'ın "gerçekten de tasfiyeci" olan görüşleriyle Devrimci Yol'un öncesinin ilişkisi yokmuş. Peki Akçam'ın o sivil toplumcu, liberal görüşleri nasıl Devrimci Yol'un "askeri kesimi, gerillaları" dahil, her yerde o kadar ÇABUK ve YAYGIN kabul gördü? Bu düşünceler nereden geldi, nasıl itirazsız yaygınlaştı, nasıl hakim oldu? Devrim Dergisi yazarlarının buna bir cevabı var mı?
    Devrimci Yol değerlendirmesi yapmak için yola çıkıldığında bunların da cevabının verilmesi gerekir. Bunların cevabını vermemek, Devrimci Yol gerçeğiyle yüzleşmekten kaçmaktır. Sivil toplumcu, liberal düşünceleri "kişisel etkilenmeler" düzeyine indirgemektir ki, o zaman bütün bu sürüklenişleri, yenilgileri de kişilerle açıklamaya varılır ki, hiçbir tarih, hiçbir örgüt böyle değerlendirilemez. Bu kaçış ve idealizmdir.
    Bu nasıl bir ideolojiydi, nasıl bir örgütsel şekillenişti ki, bu sonuçları yarattı? Demek ki sorun sadece Taner Akçam'da değil. Bu sağcı görüşlerin Devrimci Yol kadrolarında, militanlarında nasıl bu kadar kolay ve hızlı yeşerebildiği sorunudur. Kitabın sorgulamadığı, sorgulamaktan korktuğu budur.
    http://www.yuruyus.com/www/news.php?h_newsid=1878
    #2075268 (LocK, 05.08.2007 18:45)
  13. Devrimci Sol Ayrılığı
    Tarihsel bir çıkış, 'iki taraf da eksikti...' kolaycılığıyla açıklanabilir mi?

    Türkiye Solu'nun tarihindeki "ayrılıklar"a bakan herkes, Devrimci Sol ayrılığının diğerlerinden farklı bir ayrılık olduğunu açıkça görür. Ülkemiz solunda, bir ayrılıktan sonra kısa sürede kalıcılaşıp, örgütsel ve siyasal anlamda böyle bir güce erişen başka bir hareket yoktur. ikincisi, ilk oluşumla, o oluşumdan ayrılan grubun bu kadar farklı yönlere gittiği başka bir örnek de yoktur. Bu olgular, Devrimci Sol ayrılığının subjektif nedenlere değil, tarihsel, nesnel ve ideolojik bir temele sahip olduğunu gösterir.
    Solun tarihine bakıldığında görülür ki, ayrılanlar çoğunlukla ayrıldıklarıyla hemen hemen aynı şeyleri söylemeye, aynı şeyleri yapmaya devam etmiş, "bunların arasındaki ayrılık nedir" sorusu, solun içindekiler açısından bile bir muamma olarak kalmıştır. Bazı ayrılıklarda "istim arkadan gelir" misali, ayrılığın teorisi sonradan yapılmıştır. Devrimci Sol ayrılığında ise, ayrılığın ideolojik, teorik nedenleri daha baştan sistematik bir şekilde ortaya konulmuş, bu farklı stratejik yaklaşıma bağlı olarak pratik de farklı bir seyir izlemiştir. Sonuçta Devrimci Yol çizgisinin bugün geldiği noktayla, Devrimci Sol çizgisinin geldiği nokta karşılaştırıldığında da, kimse, "Devrimci Sol'un Devrimci Yol'dan temelde bir farklılığı yokmuş" diyemeyeceği gibi, kimse de Devrimci Sol'a, "sizin Devrimci Yol hakkında söyledikleriniz ve öngörüleriniz yanlış çıktı" diyebilecek durumda değildir.
    28 yıl önce bunları söyleyenler vardı. Bu Tarih Bizim yazarları, olguların tarihsel, siyasal sonuçlarının tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmış olmasına karşın, ayrılıktaki nesnel, tarihsel ve ideolojik temeli görmekten uzaktırlar hala. Devrimci Sol ayrılığını, tarihsel yerine oturtma cesareti gösterememişlerdir. Yazımızın önceki bölümünde "tasfiyecilik" meselesinde de belirttiğimiz üzere ayrılığın ideolojik boyutlarını tam olarak kavramış değillerdir. Kavradıkları kadarını da, Devrimci Yol'a "dokunmamak"! için geçiştirmişlerdir.
    Ayrılıktaki nesnel, tarihsel, ideolojik temeli yok sayınca, tabii geriye Türkiye solundaki alışılmış subjektif nedenler kalır. "Bu Tarih Bizim" yazarları da, ayrılığı bu türden sığ gerekçelerle açıklamaya çalışmak gibi bir basitliğe düşmüşlerdir. Şöyle diyorlar:
    "Yerel militan örgütlenmelerin özerkliklerini koruma eğilimleri, bu sorunların gelişiminde önde gelen bir yer tutar. Devrimci Sol ayrılığında da bu etkili olmuştur."
    "Devrimci Sol ayrılığının başını çeken grup, Devrimci Gençlik militanlarının bu duyarlılığını olumlu bir enerjiye dönüştürmek yerine, bir güvensizlik kaynağı olarak besledi." (syf. 89-90)
    "Elbette dönemin yerel militan örgütlenmelerinin merkezileşmeye karşı direnişine kariyerizm, tayfacılık ve benzeri türden birçok olumsuz öğe eşlik ediyordu." (syf. 89-90)
    "Ayrılanlara yönelik olarak yapılan 'kariyerizm' suçlamaları, gerçeğin bir yönünü temsil etmekle birlikte, sorunun çözücü biçimde ele alınmaması, her iki taraf açısından da yıkıcı sonuçlara yol açtı." (syf. 92)
    Bu Tarih Bizim yazarları, bunları saydıktan sonra "tek neden bunlar değil" diyerek, "stratejik anlayışın bir an önce açıklığa kavuşturulması ve ayrıntılı bir 'geçmiş değerlendirmesi' yapılması yönündeki istekleri; Sovyetler Birliği ile diğer reel sosyalist ülkelerdeki 'geri dönüş sürecinin doğası'nın çözümlenmesi..." gibi etkenler de vardı diye güya bir nesnellik gösteriyorlar.
    Birincisi; "Tek neden bunlar değil" derken, bunların Ğyani, "özerkliklerini koruma eğilimi, istanbul'daki liderliğin hata ve zaafları, güvensizliği beslemek, kariyerizm, tayfacılık, benzeri türden bir çok olumsuz öğe"Ğ olduğu konusunda "Bu Tarih Bizim" yazarlarının şüphesi yok anlaşılan. Ama kitapta böyle olduğunu gösterecek tek bir olay, tartışma, teorik metin örneği de yoktur. Bir hareketin varoluşunu, bu nedenlerle açıklıyorsan, elbette o "sıfat"ları hangi olaylardan, yaklaşımlardan çıkardığını ortaya koymak zorundasın. Bunu yapmadan "kariyerizm, özerklik eğilimleri" diye saymak, siyasal bir değerlendirme iddiasıyla bağdaşmaz.
    ikincisi; arkadaşlar, tek neden bu değildi deyip, birkaç neden daha sayıyorlar ama, kitapta her şeyi tartışırken nedense zaten eksik saydıkları bu nedenleri tartışma gereği bile duymuyorlar. Çünkü arkadaşlara göre, aslında ayrılıkta bunlar tali nedenlerdir. Esas neden, tayfacılık, özerklik ve benzeri diye saydıklarıdır. Aktardığımız alıntılarda da görüldüğü gibi, olumsuzluk vurgusu hep Devrimci Sol önderliğine yöneliktir.
    Devrimci Yol önderliğine ise, ayrılık konusunda "lütfen" bir şeyler söylenmiştir. Bu Tarih Bizim'e göre, Devrimci Yol önderliğinin bu konudaki temel hatası, ortaya çıkan sorunu "son derece kötü yönlendirmiş" olmasıdır. Bu kadar basit yani. Her sorunda olduğu gibi, Devrimci Sol ayrılığı konusunda da asıl neden "liderlerin yeteneksizliği"!dir.
    #2075272 (LocK, 05.08.2007 18:46)
  14. Bu kötü yönlendirmenin de DY liderliğinin 1973-74 dönemindeki gelişme sürecinin dokusunu ve dinamizmini kavrayamaması, genç militanların politik gereksinimlerini acelecilik olarak ele alması'ndan kaynaklandığı söyleniyor.
    Devrimci Yol liderliğinin ayrılıktaki rolünün esası yoktur bu tahlilde. Devrimci Yol liderliğinin tasfiyeci ideolojisi yoksayılmaya devam edilmektedir. Oysa ayrılık tartışması burada düğümleniyor. Devrimci Sol ayrılığını açıklayan kitabın adının "Devrimci Yol Hareketi'nde Tasfiyecilik ve Devrimci Çizgi" olması bir tesadüf değildir.
    "Özerklik eğilimleri"nden sözediyor arkadaşlar. Bizi örgütlemek istediler, partinin, THKP-C'nin yeniden yaratılması doğrultusunda somut adımlar attılar da biz mi direndik? Bilinçli ve iradi bir tavırla, THKP-C çizgisini savunan kadrolara görev verilmemiştir. (74 sonrasının doğal gelişim sürecinde üstlenilen görevler vardır. Ona da pragmatik hesapları nedeniyle bir itirazları olmamıştır, zaten olması da sürecin karakteriyle terstir.)
    Biz örgütlenelim diyorduk. PASS'yi örgütleyelim diyorduk. Biz "dikey örgütlenme"nin ihmal edilmesini eleştiriyorduk. Peki onlar ne diyordu? Hiçbir şey.
    Bu Tarih Bizim yazarları, ayrılık sürecini açıklarken "Devrimci Yol liderliği... örgütlenmenin silahlı mücadelenin iniş-çıkışlarındaki birliğini korumasının önemine vurgu yapıyor ve bununla çelişen eğilimleri etkisiz hale getirmeye öncelik veriyordu." (syf. 91) diyerek adeta DY önderliğinin tasfiyeciliğine mazeret uydurmaya çalışmaktadırlar. DY liderlerinin kafasında THKP-C çizgisinin tasfiyesi vardır ve buna bağlı olarak tasfiyeye direnmeyecek bir kadrolaşma-merkezileşme gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Mesele budur. DY liderleri o dönem şunu yapmak istiyorlardı, bunu yapmak istiyorlardı diye eğip bükerek hiçbir şey açıklanmış olmaz.
    Örgüt, merkezileşme sorunu, THKP-C çizgisini hayata geçirme sorunu, o dönem Devrimci Yol'un gündeminde değildi. Eleştirilerimiz de bunaydı zaten. Bu Tarih Bizim yazarlarının kendilerinin de belirttikleri gibi, DY, ancak ayrılıktan sonra merkezileşmeye yönelmiştir. Çünkü artık kendi tayfalarını oluşturmuşlardır ve inkarcı düşüncelerini hayata geçirebileceklerdir. Nitekim hayata geçirilen Devrimci Yol çizgisi, THKP-C'nin inkar çizgisi olmuştur.
    Bizim "iradiliğimizi" eleştirmenin hiçbir mantığı yoktur bu noktada. Böyle bir durum karşısında, sorgulanması gereken irade ve insiyatif değil, o iradeyi ve insiyatifi gösterememektir.
    Kitabın bütününde arkadaşlar sık sık "kurucu irade" diye bir kavramdan sözetmekte, mesela THKP-C'nin ve Mahir Çayan'ın en belirgin yönünün güçlü "kurucu iradesi" olduğu belirtilmekte; Devrimci Yol'un ÖDP'lileştirilmesi sürecinde DY kadrolarının en önemli eksikliğinin de böyle bir kurucu iradeyi gösterememeleri olduğu vurgulanmaktadır. Ama arada bir süreci atlamaktadırlar; tasfiyeciliğe karşı Devrimci Sol, işte o çok sözünü ettikleri "kurucu iradeyi", dönemin tüm zorluklarına, "eski"lerin, "cazip şöhretler"in kitleler üzerindeki etkilerine karşın gerçekleştirmişlerdir. Devrimci Sol'un ortaya çıkışında en azından bunun hakkını teslim etmeleri gerekirken, bu hakkı da teslim etmiyorlar.
    THKP-C çizgisini her koşul altında ve her şeye rağmen savunma cüretini gösteren kadrolar, sizlerin 20 yıl sonra bile hala aşamadığınız "barikatları" aşmış ve tasfiyeciliği tasfiye etme iradesini ortaya koymuşlar. Bu iradeden ders çıkarmaları gerekirken, hala bu devrimci insiyatif ve iradeyi "özerklik eğilimleri" vb. gibi sığ gerekçelerle izah etmeye çalışmak, tarihsel muhasebe iddiasıyla çelişen basit bir subjektivizmdir.
    Ama bunun da ötesinde Bu Tarih Bizim yazarlarının Devrimci Sol ayrılığını ele alışlarının en zayıf noktası, sonuç hükmü olarak belirttikleri bölümdedir. Şöyle diyorlar sonuç olarak:
    "Devrimci Yol liderliğinin ayrışmaya giden süreci, kendisini aşmayı hedefleyen özeleştirel bir tutumla kavraması halinde, bu süreçte ortaya çıkan gerilimler, olumlu bir gelişme dinamiği haline getirilebilirdi. ... Devrimci Sol'u oluşturan unsurlar da, merkezileşme sürecinde ortaya çıkan tepkilerini, 'tepkisel' bir çizgiye sürüklemeseler... 'yerel özerklik' eğilimine yol açan kendi zaaflarını kavramanın ve bunlardan arınmanın bir aracı haline getirebilselerdi, Devrimci Hareketin daha sonraki gelişiminde görülen birçok eksiklik ortaya çıkmayabilirdi." (syf. 95)
    "DY önderliği şöyle yapsaydı, DS grubu da böyle yapsaydı..." tarzındaki bir değerlendirme siyasal bir muhtevadan yoksundur. Tarihsel bir olgu böyle ele alınamaz. "Keşke"lerle değerlendirilemez. Olan olmuştur. Tarihsel bir değerlendirme ve muhasebenin yapacağı, olan olayları tarih içindeki yerine oturtmaktır.
    Bir "ayrılık" sözkonusuysa, bu ayrılık doğru mudur, yanlış mıdır, hangi sonuçları doğurmuştur, ayrılık noktasında ileri sürülen düşünce ve tezler, ne kadar doğrulanmış, ne kadar yanlışlanmıştır? Bunlar cevaplanmalıdır. Devrimci Sol ayrılığı üzerine bu kadar yıl sonra bir değerlendirme yapılıyorsa, değerlendirmeyi yapanların sorumluluğu, bu sorulara cevap vermektir.
    Bu soruya cevap arayanlar, Bu Tarih Bizim'de bunu bulamayacaklardır. Ama kitaba bakanlar, ayrılığı değerlendirmekteki "esastan kaçış"ın, ayrılık sonrasının değerlendirilmesinde bir "Devrimci Yol güzellemesi" ve "Devrimci Sol karalaması" olarak devam ettiğini görebilirler.
    Devrimci Sol da tarihin bir yana savurduğu hareketlerden biri olsaydı, "Bu Tarih Bizim" yazarları, tarih karşısında daha nesnel olma cömertliğini göstereceklerdi belki. Ama Devrimci Sol, Türkiye solunun büyük bölümünün savrulduğu, döküldüğü, düzeniçileşmeye yöneldiği tüm dönüm noktalarını, devrimci çizgide ısrar ederek, Kızıldere çizgisinde yürüyerek, destanlar yaratarak aşıp, partileşerek bugüne gelmiş bir harekettir. işte bu noktada Bu Tarih Bizim'in Devrimci Sol'a yönelik değerlendirme ve söylemi, değerlendirmenin tarihsel bağlamından kopup, rekabetçilikle, grupçulukla şekillenmeye başlıyor.
    Ayrılıktan sonra ne oldu? Devrimci Yol nasıl bir tarih yazdı, Devrimci Sol nasıl bir tarih yazdı? Bu Tarih Bizim yazarları bu soruya, size "subjektivizm nedir"e örnek olarak gösterilebilecek bir cevap veriyorlar:
    #2075273 (LocK, 05.08.2007 18:46)
  15. "Devrimci Sol'un bu dönemde solun etkisiz bir grubu olarak kalması ve daha 12 Eylül öncesinde yenilmesinde, çok aşırı bir iradi zorlama vurgusu yaparak kendiliğindenliğin devrimci rolünü küçümsemesinin ciddi bir payı olmuştur. Devrimci Yol, özellikle halka zarar veren, halkta korku ve dehşet duygusu uyandıran eylem biçimlerine karşı duyarlılığıyla THKP-C'nin politik mücadele kültürünü güncel mücadeleler içinde yeniden üretmeyi başarır ve halkın devrimci eğilimleriyle bütünleşen yeni bir devrimci politik kültürü mayalandırabilirken, Devrimci Sol 'iradi' olmak adına, esnaftan zorla para toplama, zorla kepenk kapattırma gibi yöntemleri yaygın bir biçimde kullanarak, bugünkü 'militarist sol' anlayışın tohumlarını atmıştır." (syf. 93-94)
    Zorlama ve çarpıtma!
    Devrimci Yol tarihi adına yazılan teslimiyet dolu bir geçmişin ve karikatürize etmeye çalıştıkları Devrimci Sol'un yazdığı direniş dolu tarihin karşısında, arkadaşların en azından biraz daha "mütevazi" olmaları beklenirdi. Ama Devrimci Yol kültürünün yabancısı olduğu bir kavram bu. Dolayısıyla Bu Tarih Bizim yazarları da yabancı. Bütün yaşadıklarından sonra yine ve hala burunlarından kıl aldırmıyorlar.
    Soralım o zaman; "Devrimci Yol'un güncel mücadeleler içinde yeniden ürettiği" iddia edilen THKP-C kültürü, yeni bir devrimci politik kültür" nedir, nasıl bir şeydir, kendini nerede göstermiştir? Bu nasıl bir THKP-C kültürü ki, sıkıyönetimler, cuntalar karşısında bir direniş yaratmamış? Sıkıyönetimleri, cuntaları "bekle gör" tavrıyla izlemek miymiş yeniden üretilen THKP-C kültürü? "Faşist devletin yanıbaşında halk iktidarının nüvelerini kurduk" diye övünülen yerde bile, oligarşinin saldırıları karşısında direnmeyip barikatları kaldırmak mıdır? Yeniden üretilen THKP-C kültürü, hapishanelerdeki teslimiyet çizgisi midir yoksa? Yeni politik kültür, mahkemelerde örgüt olduğunu savunamayacak, devrimci olduğunu söyleyemeyecek kadar acizliğe düşmek midir? O kültür, bir daha ağzına silahlı mücadeleyi bile almaya tövbeli bir partiyi nasıl yarattı?
    "Zorla kepenk kapattırma" gibi oligarşiden alınmış görüşler, ya da Devrimci Sol'un daha 12 Eylül öncesi yenildiği gibi, 12 Eylül'e karşı direniş sürecinden bihaber, kaynağı kendinden menkul iddialar üzerinde durmayı burada lüzumsuz görüyoruz. Ama arkadaşlara biraz daha mütevazi olmaları anlamında sadece şunu söyleyebiliriz: Devrimci Sol'un yukarıda size soru olarak yöneltilen tüm tarihsel kesitlerde neler yaptığını, kendi yarattıklarınızla kıyaslayarak tekrar düşünün!

    Bu Tarih Bizim'in
    Sorgulayamadığı Yan:
    Siyaset ahlakı ve direniş kültürü açısından Devrimci Yol

    Öyle hareketler olur ki, yenilmişlerdir, tasfiye edilmişlerdir, fakat yine de geriye çok önemli bir devrimci miras bırakabilmişlerdir. Fakat Devrimci Yol, direnerek, mevzi mevzi çatışarak yenilmiş, tarih sahnesinden direnerek tasfiye olmuş bir güç değildir. Dolayısıyla bakılması gereken, bugün, tarihin eleğinin üstünde Devrimci Yol'dan siyaset tarzı olarak neler kaldığıdır. Ne yazık ki bunlar içinde "Bu Tarih Bizim" sayfalarını dolduran o "güzellemeler" yoktur.
    Bu Tarih Bizim yazarları, Devrimci Yol'dan solun kültürüne miras kalan, tasfiyecilik, grupçuluk, hizipçilik, siyaset yasakçılığı ve direnmeme kültürünü masaya yatırmıyorlar. (Hatta mesela siyaset yasakçılığını teorileştirmeye kalkıyor.) Kitap boyunca Devrimci Yol liderliğine yöneltilen onca eleştiriye karşın, ihaneti, sapmayı, savrulmayı ve teslimiyetçiliği sorgulamaları çok geri bir noktadadır. Olguların, tavırların adını koymakta ürkektirler. Çürümenin sebeplerinden biri olan "yaşam tarzı"nı sorgulamaya hiç girişmiyorlar. Statükoculuğu lanetlemiyorlar. Çünkü bugün de benzerlikler çoktur.
    Tasfiyecilikle birlikte başlayan ve bugünlere uzanan süreç içinde militan devrimcilik öldürülmüştür. Direniş kültürünün içi boşaltılmıştır. Daha 1974'den itibaren örgütlenme, kadrolaşma adına alavere, dalavere, tayfacılık yapılmıştır. 90'ların başında yine aynı yöntemlere başvurulmuştur. Tabii tavırların sahipleri ahlaki olarak da sorgulanmalıdır. Bunun için 1974'te hapishaneden çıkıştan itibaren ne yapılmış, nasıl yapılmış yeniden bakmak zorundadırlar.
    "Bu Tarih Bizim"de, THKP-C süreci anlatılırken, THKP-C'de somutlanan "yüksek ahlaksallık", "ideolojik parlaklık, politik atılganlık, tarihsel dönemeçlerde risk alabilme sorumluluğu, yaşamını davasına adayabilme kararlılığı, dava insanı kimliği"ne vurgular yapılıyor.
    Peki, bunlar nirengi noktası olarak ele alındığında Devrimci Yol'un "THKP-C kültürünü yeniden ürettiği ve onun devamı" olduğu nasıl iddia edilebilir?
    DY liderliğinin uzlaşmacı, pasifist ve 12 Eylül'den sonra teslimiyetçiliğe dönüşen çizgisinin THKP-C'ye bir ilişkisi var mı? Daha önemli bir soru da şudur: Teslimiyeti, ardından düzeniçileşmeyi örgütleyen bir önderlik nasıl oldu da kabul görmeye devam etti?.. Hemen tüm hapishanelerdeki Devrimci Yol örgütlülükleri, Mamak çizgisini nasıl onaylayıp meşrulaştırdılar?
    THKP-C'nin önderlik ve kadro anlayışı, THKP-C'nin tüm stratejik tezleri ve savaş kültürü gibi, Devrimci Yol tarafından tasfiye edilen olgular arasındadır. Bunun için Devrimci Yol'un tayfalaştırılan, sağcılaştırılan kadroları Devrimci Yol yönetiminin teslimiyetçiliğini sorgulama sorumluluğunu ve cüretini göstermemişlerdir.
    Arkadaşlar, bugünden geriye dönüp, Devrimci Yol cuntaya karşı, THKP-C'nin Elrom eylemi gibi eylemler yapmalıydı diyorlar? Bugün tartışılması gereken bu mu? Bugün arkadaşların tartışması gereken bunun niye yapılmadığıdır. Ve bu da "DY liderlerinin temkinliliği"yle açıklanamayacak bir sonuçtur. işte buralarda Devrimci Yol'un THKP-C inkarcılığı ve tasfiyeciliği gerçeğinden kaçıyor Bu Tarih Bizim yazarları.
    Silahlı Propaganda, Devrimci Yol'un dilinde bile yoktur artık. Daha cuntadan önce "Sıkıyönetim ilanı" karşısında bu pasifist, inkarcı çizgi açığa çıkmıştır. Ama kitabın başka yerlerinde bu tavrı eleştiren Bu Tarih Bizim yazarları, iş Devrimci Yol çizgisine gelince, DY'nin sıkıyönetim karşısındaki tavrını bile aklamaktadırlar.
    Devrimci Yol'un, sıkıyönetim karşısında haftalarca tavırsız kaldığını kendileri de belirten Bu Tarih Bizim yazarlarına göre, süreç sonra şöyle gelişmiş: "Devrimci Yol... çok yaygın propagandif etkiler yaratan eylemler başlattı. Afiş-pankart asmadan, yazılamaya, kuşlamadan, küçük gösterilere, duvar gazetelerinden, anlık sokak tiyatrosu mizansenlerine uzanan bu eylemlerde, mizah, alay ve küçük düşürme unsurları son derece etkin bir biçimde kullanıldı. Bu sayede, sıkıyönetimin muhalif kitleler nezdindeki baskıcı-psikolojik etkisi kısa bir süre içinde silindi..." (syf. 59)
    Sıkıyönetimin etkisi DY'nin bu eylemleriyle silinmiş! Sıkıyönetime karşı sürdürülen -tabii Devrimci Yol dışındaki hareketlerin sürdürdüğü- silahlı mücadeleden hiç bahis yoktur burada. Bu Tarih Bizim yazarları, söylemde sık sık THKP-C çizgisini savunmaktan sözetseler de, hala DY'nin sıkıyönetim karşısındaki o mantığını taşımaktadırlar.
    Devrimci Yol, ısrarla devlete karşı silahlı mücadeleden kaçmıştır. Kendilerinin de dile getirdiği gibi, "Resmi güçler, ilk kez, 1980 Ağustosunda hedef alınmaya" başlanmıştır. Yani cuntadan sadece bir ay önce. Bu Tarih Bizim yazarları bu konuda da diyorlar ki, "artık çok geç kalınmıştı."
    Devrimci Sol, o zamandan çok daha önce, faşizme karşı mücadelenin resmi faşist teröre yönelmesi gerektiğini söylemiş ve üstelik bunu yapmış. Siz 28 yıl sonra ancak geç kalındığını tespit edebiliyorsunuz. Fark bu. Buna rağmen Bu Tarih Bizim, bunlardan bahsetmediği gibi, tersine bu devrimci çizgiyi "militarist", "iradeci" vs. diye mahkum etmeye çalışıyor hala.
    "Bu Tarih Bizim" yazarları, DY'nin anti-faşist mücadeleyi anti-MHP mücadele olarak ele aldığı gibi bazı eleştirileri de kendilerinin her şeyi "içeriden" bildikleri gerekçesiyle savuşturmakta, "bizden daha iyi mi bileceksiniz" tavrıyla yazmaktadırlar. Evet, Devrimci Yol'un en sistematik eleştirisini yazanlar, elbette "içeriden" yazmışlardı o eleştiriyi. Evet, o dönemin Devrimci Yol'unu tabii ki sizden iyi biliyoruz ve dahası, sizden daha isabetli tahlil ettiğimiz kesindir. Ne kadar iyi tanıdığımız, gerek DY hakkında söylediklerimizin hepsinin zaman içinde gerçekleşmiş olmasından, gerekse de bugün kendilerinin yazdıklarından da bellidir.
    Bu Tarih Bizim yazarları, bizim o zamandan görüp söylediklerimizi, hem görmeyen, hem de gösterilmesine rağmen, görmemekte ısrar edenler içindedirler. Üstelik bu geçici, birkaç aylık, birkaç yıllık bir siyasi körlük de değildir. Bunları ancak yirmi yıl geçtikten sonra görüp söyleyebiliyorlar. Bu nesnel gerçek, onların Devrimci Sol ayrılığında neler denildiğine tekrar dönmek zorunda olduklarını gösteriyor.
    #2075275 (LocK, 05.08.2007 18:47)
  16. Sonuç Olarak:
    Devrimci Yol'u aynen tekrarın varacağı yer, geçmişte vardığı yerden farklı olmaz!

    Devrimci Sol'u "militan tepkisel bir çizgi" izlemekle eleştirdikten sonra arkadaşlar sözkonusu kavrama bir de dipnot düşmüşler.
    Dipnot AYNEN şöyle:
    "Devrimci Sol'un mayasındaki bu tepkisellik, sonraki süreçte de (1985'ten bugüne) onun pozitif bir siyaset izlemesine engel olarak, her tıkanmasını tepkisel özelliğinin yarattığı savrulmalarla, önce büyük suikastlar çizgisine; ardından militarist bir çizgiye, mezhepçiliğe, lider fetişizmine neden olmuştur. " (syf. 95-ifade bozukluğu kendilerine aittir.)
    Bu Tarih Bizim'den bir Devrimci Sol değerlendirmesi daha:
    "Militarist çizginin en ısrarlı savunucusu olan Devrimci Sol, silahlı mücadelenin sürekliliğini sağlayamaz hale geldiği noktada, düzenle "sürekli ve uzlaşmaz bir kavga içinde olmanın" pratik imkanını, ölüm orucunu süreklileştirmekte buluyor." (syf. 195)
    Geçmişe ilişkin bölümlerdeki tüm o ağırbaşlı, nesnel görünmeye çalışan hava, günümüze gelince birden paramparça oluyor ve devrimci hareketi, burjuvaziden, küçük-burjuvaziden alınma kavramlarla değerlendirmeye başlıyorlar. Önce "büyük suikastlar çizgisi" izlenmiş, ardından "militarist" çizgi (ilkini neden 'militarist" çizgiye dahil etmemişler bilemiyoruz!)... Sonra silahlı mücadelenin de yerine ölüm orucu konulmuş... Böyle bir karikatürleştirme, ya siyasi cehalet ürünüdür ya da rekabetçiliğin, siyasi arenada bir türlü etkili bir güç olarak varolamamanın hazımsızlığının ürünü. Silahlı mücadeleyi sürdüremedikleri için onun yerine ölüm orucu yapıyorlar gibi bir iddia, 12 Eylül Cuntası'nın sınıf mücadelesi cahili savcılarının bile aklına gelmezdi herhalde... Ya da bugün Adalet Bakanı'nın tecritin kaldırılması talebi karşısına "siz bakmayın onların tecrit falan dediklerine, onlar silahlı mücadele yerine ölüm orucu yapıyorlar" diye çıktığını bir düşünün!..
    Bu Tarih Bizim'e göre, Türkiye solu "yasalcılık" ve "militarizm" olarak saflaşmış. Kendileri tabii bu ikisinin de dışında ve "devrimci çizgi"yi temsil ediyor olmalılar. Esamesi okunmayan bir "devrimci çizgi"! Türkiye solunu "yasalcılık ve militarizm"den ibaret gösterip mahkum etmek, tek kelimeyle "ben yoksam hiçbir şey yok" mantığıdır. Bu "saflaşma" tasviri, kendilerinin onlarca yıldır siyasi süreç üzerinde belirleyici bir insiyatif ve yönlendiricilik sahibi olmamalarının yarattığı baskılanmayla geliştirilen bir reddiyeciliktir.
    Tabii bütün bu yıllarda reddedemedikleri gelişmeler de var; ama onların karşısındaki tavırları da ilginç. Gençliğin Nisan eylemlerinden, 1 Aralık Basın Yayın işgaline, memur hareketinin örgütlenmesinden Zonguldak grevine, Bahar eylemlerine kadar, birçok şeyi ya kendilerine malediyor, ya da "Devrimci Yol kökenli devrimcilerin kayda değer etkisi"nden sözediyorlar. Bunlar bu yazı kapsamında tartışma konumuz değil, ama Devrimci Yol benmerkezciliğinin ve grupçuluğunun Bu Tarih Bizim'e damgasını vuran etkisini gösteriyor.
    1989 1 Mayıs'ını bile "istanbul işçi Sendikaları Şubeleri Platformu"na malederek yazılan bir tarih, ne düne, ne bugüne dair özellikle Devrimci Sol konusunda nesnel olamaz elbette. Devrimci Sol'a dair bir bölüm daha:
    "Devrimci Sol, 1985 sonrasında istanbul'daki cezaevlerinde süreklileşen açlık grevlerini örgütsel toparlanmasının ana zemini haline getirdi. Devrimci Sol'un zorladığı bu mücadele, dışarıda gelişen insan haklan hareketinin ivmesini yükseltti." (syf. 172)
    Arkadaşlar, şu 28 yıllık tarihte Devrimci Sol'un en azından "insan hakları hareketinin ivmesini yükseltmek"(!) gibi olumlu bir iş yaptığını teslim etmişler!.. Diye düşünürken, görüyoruz ki, bu "olumlu"luğa da bir dipnot düşmekten kendilerini alıkoyamamışlar. Devrimci Sol için olumlu bir şey söylersek, günahkar oluruz diye düşünüyor olsalar gerek ki, şu dipnotu eklemişler:
    "Cezaevlerindeki baskılara karşı mücadele, kuşkusuz 12 Eylül sonrasında solun uğradığı yenilginin aşılması açısından... kritik önemdeydi. Ama zamanla bu mücadele alanı gerekli gereksiz kullanılarak, özellikle bu mücadelenin dışarıyı cesaretlendirici etkisinin ötesinde, dışarıya siyaset taşıma iddiasına girmesiyle birlikte dışarıyı güdükleştirici ve kolaycılığı besleyen yönü ön plana çıkmaya başladı. Türkiye solu, cezaevlerinde yanlış bir zeminde oluşan bu yeni çizginin bedelini 1995'ler sonrasında ağır bir şekilde ödedi." (syf. 172)
    1995 sonrası hapishanelerde ödenen bedellerin nedeni olarak "izlenen çizgiyi" göstermek, oligarşinin 1990'ların başından beri başvurduğu ve halen uyguladığı politikaları anlamamaktır. Küçük-burjuvaziden mezhepçilik, lider fetişizmi gibi "eleştirileri" alan Bu Tarih Bizim yazarları, bu eleştiriyi de Kürt milliyetçiliğinden veya reformist teorisyenlerden almış olsalar gerek. Veya kimseden almamış da soruna zaten onlar gibi bakıyorlarsa bu daha vahim; çünkü bu, kitaptaki THKP-C'yi savunma iddiasıyla bağdaştırılamayacak bir mantığın tezahürüdür.
    "Sonuç olarak" altbaşlığında aktardığımız bu alıntılarda asıl önemli olan şudur: Silahlı mücadele konusundaki yaklaşımları, hapishaneler ve ölüm oruçlarına yönelik değerlendirmeleri ve bu değerlendirmelerde kullandıkları mezhepçilik, örgüt içi şiddet, militarizm, lider fetişizmi gibi kavramlar, ÖDP'nin yaklaşım ve kavramlarından pek de farklı değildir. Bu Tarih Bizim'de ÖDP'yi "yasalcılık" çizgisi diye mahkum etmeleri, THKP-C'den sözetmeleri, bu gerçeği değiştirmiyor. Sorun sadece kavramlarda da değildir; kitabı yayınlayan Devrim Dergisi çevresi, pratik olarak da yıllardır reformizmden ayrı değildir. Bu durum, Devrimci Yol'u vareden ideolojiyle, politikalarla gerçek anlamda bir hesaplaşma yapmamanın kaçınılmaz sonucudur. Devrimci Yol'daki reformist özle yüzleşme cesaretini gösteremedikleri sürece, o reformizm, sivil toplumcu görüşler, DY'yi savunduğu iddiasındaki her kesimin ayağına dolanmaya devam edecektir.
    Bu Tarih Bizim yazarları, Devrimci Yol'un 1990'ların başında yaşadığı "tartışma süreci"ni de şu kelimelerle anlatıyorlar:
    "Devrimci Yol önderleri tasfiyeci siyaset tarzını, bilerek ve tasarlayarak, militan çalışmaları eritmek için kullandılar. Çünkü tercih edilen siyasi çizginin ihtiyacı; militan bir gençlik yerine lafebesi bir gençlik, yoksul halkın mücadelesi yerine orta sınıfların talepleri; meşruluk yerine yasallık...tı. Sonuçta kaybeden, devrimci mücadele ve devrimcilerin canları pahasına oluşturdukları devrimci miras... oldu." (Syf. 200-201)
    Bu Tarih Bizim yazarları, ısrarla görmezden gelseler de, 1977-78'deki de işte böyle bir tasfiyecilikti. Ancak 78, Devrimci Sol çıkışı işte bu "kaybetmeye" izin vermemiştir. Belki de DY'nin "tartışma süreci" adı verilen bu sürecinin ihtiyacı da böyle bir çıkıştı. Ama sonuçtan görülüyor ki, onu yapacak güçte bir dinamik kalmamıştı artık Devrimci Yol'da.
    Sonuç olarak belirtilmesi gereken şudur: Devrimci Yol'u aynen tekrar etmeye çalışmanın varacağı yer, geçmişte vardığı yerden farklı olmaz! Bugün yeniden düşünmek gerekir. Devrimci Sol'un ayrılığı yerli yerine oturtulmadan, tam bir Devrimci Yol değerlendirmesi yapılmış olmaz. Bu Tarih Bizim, bunun olmayacağının bir belgesidir.
    DY çevresinden gelen herhangi bir grup, "Devrimci Yol'un devamı olma" veya "Devrimci Yol çizgisini sürdürme" iddiasında bulunabilir. Bu iddiayı saygıyla karşılarız. Silahlı mücadelede, devrimde, PASS'ta ısrar anlamına gelen bir sahiplenmeyi olumlu da buluruz. Ama bu iddianın henüz pratik bir tezahürü de yoktur. Bu anlamda, Türkiye solunun bu siyasi hareketleri Devrimci Yol'la özdeşleştirmesi subjektif olur zaten. Öte yandan, nesnel bir gerçektir.
    2006.08.27
    #2075277 (LocK, 05.08.2007 18:47 ~ 19:01)
  17. (bkz: baba bir dur soluklan biraz)

    su anda devrimci yol`un yaptigi gibi...
    #2075293 (cehennetlik, 05.08.2007 18:52)
  18. kokenini olusturdugu odp`nin mecliste temsil edilmesiyle bir anlamda meclise girmis siyasi hareket. iktidarda da gormek isteriz sizi...
    #2103962 (cehennetlik, 10.08.2007 08:12)
  19. şu tür bir savunmaları vardı 12 eylül mahkemelerinde;

    "biz; ülkemizin bağımsızlığını ve halkın mevcut sömürü ve zorbalık düzeninden kurtulmasını savunduk... faşizme ve emperyalizme karşı mücadele edilmesini savunduk...
    bir avuç sömürücü azınlığın değil halkın kendi iktidarını ve halkın kendi demokrasisini savunduk... biz; her türlü sömürünün ve eşitsizliğin ortadan kaldırılacağı bir düzeni yani sosyalizmi savunduk... " der ve " haklıyız kazanacağız" şeklinde bitermiş.
    #2428459 (kisil, 04.10.2007 23:43)
  20. eylemlerine hala devam eden * devrimci örgüt.

    http://haber.mynet.com/de...te=08Ekim2007&pages=1
    #2444787 (kedisever satanist, 08.10.2007 18:33)
  21. çoktan dağılmış olan grup. ama uyduruk devrimci yol kurulursa bilemem.
    #2444803 (kisil, 08.10.2007 18:39)
  22. davalarında imamların yargılandığı örgüttür. asla yadsınmaması gereken bir pratiktir.
    #2597044 (sakaci zeus, 16.11.2007 15:38)
  23. ozlenen, beklenen yoldur. bu halkin vergisi ile beslenip de halkina kursun sikanlara sikan yoldur. asgari ucretin altinda maasla gunde 18 saat saat emek somurenlere sikan yoldur. kisacasi, zalimin, fasistin, kompradorun korkulu ruyasi, halkin kizil safak umududur.
    #2642056 (alexi zorba, 29.11.2007 04:37)
  24. üyelerinin çoğunun hapishanede işkenceyi protesto etmek için başlattığı ölüm orucunda öldüğü örgüttür. yönetim kadrosu yakalanınca bir daha organize olamamışlardır.
    #2898886 (tuhh kahretsin, 26.01.2008 14:32)
  25. (bkz: bok yolu)
    #2898916 (sinceicould, 26.01.2008 14:40)
/ 2
© 2008 - uludağ sözlük

devrimci yol başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. devrimci yol ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu devrimci yol nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» i lav monolog » milan osterc » puberte » bluetooth » inonu universitesi » prozopagnozi » 2008 krizini islam ulkelerinin tetikledigi iddiasi » mutluluk » metamorphosis » konusmak varken sacmalayan insan modeli » orijinalinden guzel olan coverlar » dig lazarus dig » turkmenistan milli futbol takimi » yildiri » kurt hareketi sosyalisttir » a » b » c » d » e » f » g » h » i » j » k » l » m » n » o » p » q » r » s » t » u » v » w » x » y » z » 0 » 1 » 2 » 3 » 4 » 5 » 6 » 7 » 8 » 9 » sitemap » kısa » obtundasyon » righteous kill » yandan cevap » sokratesla » deniz harp okulu » la vida es una lenteja » seninki kac santim » yeni baslayanlar icin afrika » umraniye anadolu lisesi » hiperfaji » camel natural flavor » stockholm » sevgiliyi helikopterle gokdelen damindan almak » salo o le 120 giornate di sodoma » otokrin etki