cinsel fetisizmin ayyuka ciktigi an 


kapat
  1. kişinin içinde kopan fırtınaların büyük bir enerji ile patlaması ve bu patlamanın getirdiği geri dönüşü olmayan yola girme eğiliminin başladığı andır.

    sıcak, ateşli ve bir o kadar ıslak hatıraları anlatırken girizgah olarak kullanılan cümledir "soğuk bir kış gecesiydi". tezat sanatının ihtişamından mıdır bilinmez son derece etkilidir.

    ben de sözlükte 1.5 yılı aşkın süredir yazan bir yazar olarak artık bazı gerçekleri tüm çıplaklığıyla paylaşmak isterim sevgili okur.

    soğuk bir kış gecesiydi. 17 yaşında delikanlılığın en deli zamanlarını yaşamakta olduğum dönelerdi. elektrikler kesilmiş, evde sobanın tavana yansıttığı alev dansını izlerken değişik şekiller görmeye başlamıştım. kuzu, dana, at, buğday tarlaları... bir biriyle alakası olmayan ne kadar şey varsa hepsini gördüm. derken şekiller değişmeye başlamıştı. tanıdık olmaktan çıkmıştı hareketler. anlam veremediğim şeyler yapıyorlardı. sanki bir korku filmi edasında kareler birbirini izlemeye başlamıştı. bir adam, bir kadını öldürüp arabasının bagajına koydu. sonra arabayı hızlıca sürüp dağ evine götürdü. dağ evinde kadını çırılçıplak soydu. etrafına güller serpti. bir tür ayin yapıyor gibiydi. adam hızlı hızlı hareket ederken tüylerim dikenleşiyor, ateşim yüklemeye, nabzım normalden kat be kat hızlı atmaya başlıyordu. adam evin şöminesini yaktı. tam önüne de ayı postu serdi. ayı postunun üzerine koydu ölmüş kadını. ne yapmak istediğini bir türlü anlayamamıştım.

    derken adam kadının üzerine çıktı. evet uydurmuyorum, bunların hepsi o soğuk kış gecesinde sobanın tavana yansımasında vuku buluyordu. Evet adam hızlı hızlı benim daha önce pek çok kez yaptığım hareketleri ölmüş kadının üzerinde yapıyordu. Kendinden geçmiş delicesine zevk alıyordu. Peki ya o ölmüş kadın? Acaba ruhu halen içinde miydi? Bedeni olmasa da ruhu zevk alıyor muydu bu birleşmeden? Yarım saat boyunca bu aktiviteyi izledim gözlerimi kırpmadan. Kendimi kaptırmıştım aksiyonun içerdiği anlamlara. Adam öldürdüğü kadınla büyük bir zevkle birlikte oluyordu. Arada gözleri parlıyordu sanki. Bir insan bir ölüyle nasıl ilişkiye girebilir diye düşündüm sabaha kadar.

    Ertesi akşam iki nehrin arasında bulunan bölgeye gittim. Karlar örtmüş üzerini. Düşünüyordum halen yüzyüze geldiğim o dehşet içeren görüntüleri. 1-1.5 saat sonra bembeyaz karın üzerinde kırmızı renk gördüm. Şaşırdım. Ne olduğunu anlamak için dikkatlice incelemeye koyuldum. Biraz daha uzakta aynısı vardı. Biraz daha ileride bir tane daha. Mesafe gittikçe kısalıyordu kırmızılıklar arasında. Derken ağaçların arasında yatan 21-22 yaşlarında bir kız gördüm. O gördüğüm lekeler kandı ve kız çok kan kaybetmişti. Ne yapacağımı bilemedim. Telefonuma elimi attığımda, şarjının bitik olduğunu gördüm. Zaten arayanım yoktu doldurmaya gerek duymamışım. Şah damarına attım elimi. Ardından bileklerine... Bir hayat emaresi arıyordum şuursuzca. Elim göğsüne değdi. irkildim. Tekrar değdi daha da irkildim. Bu kız benim hayatımda gördüğüm en güzel kızdı. Çok güzel bir yüzü, yuvarlak hatları vardı. Sırtındaki 3 bıçak yarasını saymazsak muhteşem bir fiziğe sahipti. Bacaklarına değdi sonra elim. Durduramıyordum kendimi. Her yanını okşamaya başlamıştım. Elimi çekmek istiyordum üzerinden fakat imkan yoktu. Sanki bir güç beni engelliyordu. Allah'ım bu olmamalıydı. Beynimdeki bütün şemalar alt üst olmuş, insanlığa bakışım değişmiş durumdaydı. içimde bu genç yaşta ölmüş kızla birlikte olma isteği şiddetini arttırdı tipiyle birlikte. Yavaşça soydum hayatımın kızını. Düşündüm biraz da, belki de bu benim ödülümdür diye. Hayatımın kızı önüme çıkmış neticede. Engelleyemiyordum kendimi bir de.

    3 ay sonra, halen devam ettiğim morgta çalışmaya başladım. Maaşı iyi değil ama son derece zevkli meslek.
    #3882929 (cemsbg, 28.08.2008 16:50 ~ 17:37)
  2. çok insan vardır etrafımızdaki gerçeklerden kendisini soyutlayan yahut soyutlamaya kalkan ama bazılarıda vardır ki bu gerçeklerin üstüne gider bir nevi günah çıkarmadır belki de sadece bir istenç...
    insanlar kararlarından sorumlu oldukları gibi dolayısı ile bu kararlar sonrası yaşadıklarındanda sorumludur. işte böyle bir sorumluluktu benimkisi de. evet bu kolay değil hatta zordan da öte tamamiyle bir varoluş savaşı diyebilirim. bunu yazmamda etken olan içimdeki savaştan ziyade "evet" bir rahatlama duygusu belki de bir iç dökme kimisine göre ise bir uzak doğu ayini. cinsel içerikli bazı şakalarda ortaya atılmam ve bu şakalardan haz alıyor olmam kişiliğimin belkide iyi bir aynasıydı. ancak durum daha vahimdi ne yapacak durumda olduğumu bilemiyordum hoş şu an bildiğim söylenemez olayın özeüne dönmek gerekiyor sanırım:

    soğuk bir kış gecesiydi içimdeki sıkıntılar ve ailevi çıkmazlar sonucu kendimi eve kapatmıştım diyebilirim bol bol okuyordum msn e giriyordum ama hiç bir şey içimdeki boşluğu dolduramıyordu! çok düşündüm kafamı duvarlara vurmak istemiştim ama yine olmuyordu olmuyordu...şu anda olayı anlatmak durumundayım ama kelimeleri seçemiyorum anlatamıyorum dünya edebiyatında şu halimi anlatabilecek bir kelime bulabilsem kesinlikle o edebiyatı hatmederdim!

    artık o geceye dönmek gerekiyor zannedersem:
    evet evet yaşım 16 yahut 17 yine psikolojik bir tramva yine çıkmaz yine sorular arkhe sorusundan giriyorum "öz mü önce gelir varoluş mu?" sorusundan çıkıyorum nietzsche aforizmaları ve sartre'ın duvarı önümde dikilmiş tam bir savaş vermekteyim ama o da ne? rodi bana bakıyor o an işte o an bütün aforizmalarım değişti önce korkmuştum anlam verememiştim ama rodi öyle güzel öyle tatlı bakıyordu ki ben sanırım o an hiç öyle hissetmemiştim sanırım titriyordum evet evet titremeye başlamıştım korku ve heyecan karışıktı hala çözemiyorum o duyguyu ne bir kıza karşı ne de bir başka şeye karşı hissetmiştim o an hissetiklerimi. bir an kaynar sular boşaldı erekte hale geliyordum bunu anlatmak çok kötü ve elem verici ama bir şekilde anlatmalıyım! sonra rodi bana doğru geldi çok masumdu çok tatlıydı uzunca baktı ve evet köpeğimle ilişkiye girmiştim çok harikaydı, şu an ellerim titriyor ve sanırım devam edemeyeceğim o anı korku dolu ama heyecan ve şehvet dolu anları tekrar yaşıyorum sanırım! ama devam etmek zorundayım rodi için benim için bunu yapmalıyım.
    derken gel zaman git zaman ikimizde bu duruma alışmıştık kah bahçede kah avluda kah oda da her daim iş üstünde olabiliyorduk, rodi biraz kıskançtı başka köpeklerle beni görünce hemen havlamaya başlıyordu. artık bende bu duruma alışmıştım taaa ki rodi araba kazası geçirene dek ilk aşkım ölüyordu nefes alışı öyle azalmıştı ki kulaklarımı tüm gücümle ciğerlerine dayamama rağmen bir şey duyamıyordum bir kalp atışı ufacık bir kalp atışı hissetmek için o an canımı verebilirdim. ağladım bağırdım tanrıya lanet ettim insanlara lanet ettim doğa anaya lanet ettim!!!
    unutmak zorundaydım rodiyi belki de bu hastalıktan kurtulmalıydım ama hayır kurtulamıyordum yeni bir partner bulmak istiyordum ve bulmuştum ilayza idi adı ben koymuştum ufaklığımın çizgi filmi şeker kız candy deki ilayzaydı o benim için vahşi ama bir o kadar tutkulu bir o kadar güzel işte benim ilayzamdı!! ilayza sanırım dünyanın sayılı van kedilerindendi gözleri ahh o gözleri... neyse daha fazla uzatmanın alemi yok sanırım ilayza ile mutlu bir birlikteliğim var ve onu çok seviyorum tanrı rodi'yi benden aldı ama ilayzamı alamayacak!!!
    artık ruhum dolu değil okusanız da okumasanız da değişmez ben içimi döktüm ya ilayza ve rodi'ye olan aşkımı anlattım ya bana yeter!!! rodi seni hiç unutamadım ama unutmak zorundayım yapacak bir şey yok ölmeyi denesem de değişmedi sonumuz artık ilayza var bir tanecik ilk aşkım seni özlüyorum...

    "...ilk aşkım, deli aşkım
    bana çare bul
    kendine çare bul
    bağlandı elim kolum neyleyim..."
    #3882940 (lost control, 28.08.2008 16:51)
  3. soğuk bir kış gecesiydi... ama öyle böyle soğuk değil, tilkiler bakır sıçıyordu resmen. sanırım o şehir nuh nebiiden beri böyle bir soğuk böyle bir fırtına görmemişti. viran öğrenci evimizdeki tek elektrik sobası tir tir titreyen üç genç ve abazan arkadaşı ısıtmada kifayetsiz kalıyordu. kendimi bildim bileli muzdarip olduğum bir huyum vardır; maalesef bencil olamıyorum. kendimden önce başkalarını düşündüğüm için başım bitten dötüm mikten kurtulmadı sevgili okurlar. işte o soğuk kış gecesinde de bünyeleri benden daha zayıf olduğu için sobayı sevgili arkadaşlarımın odasında bırakıp kendi buzhaneme çekildim. ' işte yine yalnız bir gece; yatağım buz gibi soğuk. bekarlık sultanlıktır diyeni long dong silver kovalasın' diye bir şeyler geveleyerek yorganın altına girdim usulca. tir tir titrerken kung fu tekniği hesabı başka şeyler düşünerek soğuğu unutayım dedim ve günün muhasebesini yapmaya başladım. ' ne olacak lan senin halin kamil? yirmiüç yaşına geldin, ne ev bark var ne çoluk çocuk' ekseninde dönüp duran düşünceler ve soğuktan dumura uğramış dimağım beni sersemletmişti de ondan kelli anlık bir heves miydi yoksa yıllardır bilinçaltımda saklanmış dürtüler mi ortaya çıkmıştı bilmiyorum lakin, üzerimdeki güllü, papatyalı yorgan sanki birden en yakın dostum, yarim, yarenim oluvermişti. gerçekten de yirmibeş metrekarelik odamda yalnızlığımı paylaşan, sarıp sarmalayıp bronşit olmamı engelleyen başka kimim vardı ki? ' battaniye var' demeyin lütfen, kendisi zırt pırt yataktan aşağı kayar, tutarsız ve kaypaktır. ama yorgan öyle midir? yorgan candır, yarı yolda bırakmaz sizi. velhasılı kelam yorganımla aramızda bir yakınlaşma başladı. bunca yıldır umursamadan sadece bacaklarımın arasına sıkıştırdığım yorganımın o yumuşak ve hafif pürüzlü dokusuna ilk kez böyle dokunuyordum. kollarımla sarmaladım iyice gülizarımı ( gül desenli olduğu için aklıma ilk o isim gelmişti) ve küçük küçük buseler kondurmaya başladım. ' canım, canım benim' diye fısıldıyordum kulağına, 'bunca yıldır nasıl da fark edemedim seni, senin bana sevgini' . gecenin devamında yaşananları yazmayı doğru bulmuyorum çünkü bu bizim özelimiz. ayrıca aramızda onsekiz yaşın altında yazar ve okur arkadaşların da olduğu hepimizin malumu. sadece şunu söyleyeyim ki efendim, artık ne o gece ne de daha soğuk başka gecelerde üşümüyordum. hatta aksine sadece iç çamaşırlarımla uyur olmuştum. yazın akdeniz' in boğucu sıcaklarında bile gülizarımdan ayrılmıyor, çevremdekilerin ' ulan sen mal mısın, kansız mısın? bu sıcakta ne yorganı' tandanslı baskılarından çok bunalınca yaylaya çıkıyordum ve yasak aşkımız dolu dizgin ilerliyordu.

    her ilişkinin iniş dönemi vardır biliyorsunuz. karmaşık duygular içindeydim; acaba artık ona olan tutkum azalmış mıydı? yoksa kimselerin haberdar olmaması, toplum tarafından kabul edilmeyi geçtim, tek bir arkadaşımın bile bilip onaylamaması yüzünden mi yaklaşık üç haftadır hiç sevişmemiştim gülizarla. midas' ın kulaklarını gören berber gibi bir kuyuya mı haykırmalıydım? hayır ben o kadar angut değildim. bunun yerine çok güvendiğim kuzenim hakan' la paylaşmaya karar verdim. o beni anlardı, onun da farklı eğilimleri olduğundan emindim. ayrıca beni çok severdi, sırrımı kimseye söylemezdi. gittim açıldım ona; dedim ki ' kuzen ben yorganımla yasak aşk yaşıyorum', kendisi gayet lümpen bir tavırla ' nee, yoğurt mu? axsaxsaxsa' diye itici itici güldü. başka arkadaş yok muydu sanki güvenilecek? vardı tabii, olmaz mı? aslanlar gibi cem vardı, canımdan bir parça can. ona açıldım, anlayışla karşıladı ve bana cesaret verici sözler söyledi. cem o an bana çok değişik görünmüştü, başındaki kırmızı kep ne kadar çekiciydi öyle. ehm, neyse... sevinç içinde eve koştum ve onaylanmanın verdiği şevkle ilk geceki gibi seviştim gülizarla. ama onda bir tedirginlik vardı sanki, beni aldattığından bile şüphelendim. sonra kulağıma usulca hamile olduğunu fısıldadı. yüce tanrım bu ne mutluluktu böyle, aşkımızın meyvesi geliyordu.
    ertesi gün mahallede her zaman takıldığımız kahveye gittim ve ' herkese benden çay' diye bağırıp hakan ve cem' in oturduğu masaya seyirttim. gözlerinde muzip ışıltılar vardı kankalarımın ve önlerinde de bir paket. ' ne oluyonuz lan? ne diye kaşınız ayrı gözünüz ayrı oynuyo' dedim. hakan ' kuzen biz cem' le konuştuk ve yengeye bi hediye almaya karar verdik. buyur! ' diyerek paketi bana doğru uzattı. talihim değişiyor muydu ne? son günlerde mutluluk üzerine mutluluk yaşıyordum. hakan' a haksızlık ettiğimi düşündüm, gözlerim dolu dolu paketi açmaya başladım ellerim titreyerek. sevgili dostlarım biricik sevgilime parfüm almışlardı. ' hem de en iyi marka hafız, glade bu glade. ister odaya sık, ister elbiselere. çok amaçlı' dedi cem. teşekkür ederek sarıldım candostlarıma. işte bu andan sonrası tam bir trajedidir sevgili okurlar. o duygu yüklü sahne yaşanırken önce kahve ahalisi bir kahkaha kopardı. sonra hakan' la cem ' tısısısısıhıhı kamil lan bu, resmen kamil. eyüp' teki topal leyleği zigen adamdan bile beter. dalgasına oda parfümü alıyoruz ağlıyo mutluluktan' diye gülerek yerlere yattılar. sinirden titremeye başlamıştım, çay bardağını sıkıyordum. dudaklarımdan belli belirsiz ' kimin fikri lan bu? hanginiz benim sevdamla böyle dalga geçmeyi reva gördü' cümleleri döküldü. bu iğrenç fikir hakan' dan çıkmıştı. akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini diye boşuna söylememişler. gözlerinden yaşlar gelene dek gülen kuzenim bilmiyordu ki son gülen iyi gülerdi. ve bilmediği bir diğer şey de elimdeki kırılmış çay bardağıydı. üstelik bu bardak öyle ufak, ince bellilerden değil öksüz doyuran tipte irice olanlardandı. şimşek gibi atıldım üzerine pezevengin ve boğazını kestim. hakan' ın şah damarından oluk gibi kan fışkırırken kahve ahalisinin gözlerinden dehşet, benimkilerden vahşet, cem' in gözlerinden ise şehvet okunuyordu. polisler geldiğinde kuzenim yerde ölü yatmaktaydı. ben bir köşede oturmuş elimdeki oda parfümünü sağa sola sıkarken, cem de yerdeki leşi okşamakla meşguldu. ellerim kelepçeli dışarı çıkarken cem' in kahveciye ' hacı abi be, bi ibrik kaynar su getirsene dökelim şunun ardına. buz gibi olmuş' dediğini duydum. kahvenin hemen önünde hakan' ın kedisi ilayza' yı gördüm. sinirli bir hali vardı o şirinlik muskasının. sahibinin öldürüldüğünü anlamıştı sanırım. ' ilayza geah kıjıım geah pisi pisi' diye çağırdım kendisini. o her zaman mırıldanarak bacaklarıma sürtünen, beni çok seven kedi panter gibi üstüme atlayıp yüzümü gözümü çizdi. sebebini hala anlayabilmiş değilim. hemen arkasından mahallenin uyuz köpeği tommy, bakkal reşat amcanın tavuğu çilli ve hacı mahmut efendilerin eşşeği kadife de bana saldırıda bulundular. hakan' ın bu hayvanlar üzerinde anlayamadığım, tuhaf bir etkisi vardı. insanlarla diyalog kurmakta zorlanan kuzenimin arası hayvanlarla pek bir iyiydi nedense.

    aldılar götürdüler beni, bu cinayetin hesabını sordular. mahkemeler, doktorlar, psikiyatrlar falan derken sonunda borderline personality disorder diye bir rahatsızlığım olduğu tanısını koyup akıl hastanesine yatırdılar. söylediklerine göre hayal kuruyormuşum, yorganla cinsel ilişkiye girmem, onu hamile bırakmam imkansızmış. aşkımı inkar etmemi istiyorlar benden. yaşadıklarımın gerçekliğini anlamaları için yayladaki evimize gitmeleri ve gülizar' ın binbir güçlükle tek başına yetiştirmeye çalıştığı ikiz çocuklarımız ömer ve gömer' i görmeleri yeterli halbuki. tabii onlara kalsa ömer bir çarşaftır, gömer de yastık kılıfı. ah benim aptal hekimlerim, bildikleriniz sadece bilmenize izin verilenlerdir anlasanıza. the truth is out there!
    #3883183 (Lynyrd, 28.08.2008 17:26 ~ 08.12.2008 05:29)

Copyright © 2009 - uludağ sözlük

cinsel fetisizmin ayyuka ciktigi an başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. cinsel fetisizmin ayyuka ciktigi an ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu cinsel fetisizmin ayyuka ciktigi an nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about cinsel fetisizmin ayyuka ciktigi an. Copyrights of the articles are belong to their authors.