can dundar 


/ 8
kapat
  1. türkiyede çok az bulunan ve değerleride pek kolay anlaşılmayan işini doğru şekilde yapan insanlardan bir tanesi. türkiyenin kaybetmemesi gereken değer.
    #2748925 (yoksa yamuluyor muyum, 26.12.2007 13:42)
  2. kalburüstü bir gazeteci, yazar ve belgeselci; tarihe ışık tutanlardan.
    #2782777 (leggare, 03.01.2008 01:13)
  3. http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=650422
    #2996456 (vernon sullivan, 13.02.2008 09:57)
  4. bkz : (#3016741)
    #3016846 (sol eliyle dusunen adam, 17.02.2008 03:08)
  5. "Yalnızlığımın başkenti" isminde bir şiiri var ki beni benden alan tek şiirdir.Okuduğumda beni can evimden vurmuş, zekasına ve o ince üslubuna hayran bırakmış, gözlerimi doldurmuş, salya sümük olmama ramak bırakmış birçok meziyete sahip süper insan.
    not: bu şiirini şiirde adı geçen şehrin soğuğunu yemişlerle güneşinde ısınmışlar sadece iyi anlar.
    Kadınları da iyi çözmüş ikinci adam sanırım.Birincisi Ahmet Altan..
    #3047972 (denizci, 23.02.2008 15:55 ~ 16:03)
  6. çok güzel bir ses rengine sahiptir.
    #3063402 (selfless, 26.02.2008 22:57)
  7. güzel bir yazısı için:
    aşık olmadan bir düşün

    tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak...
    evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
    sokağa fırlayacaksın...
    sokaklar da dar gelecek...
    tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
    ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
    kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak
    kadar küçüleceksin...
    birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
    "önemli olan sağlık."
    "yaşamak güzel."
    "boş ver, her şey unutulur."
    sen hiçbirini duymayacaksın...
    göz yaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
    ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında
    ölmek isteyecek kadar çok seveceksin...
    hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
    "ölüme çare bulundu" ya da "yarın kıyamet kopacakmış" deseler başını
    kaldırıp ne dedin?" diye sormayacaksın...
    yalnız kalmak isteyeceksin...
    hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
    ikisi de yetmeyecek...
    geçmişi düşüneceksin...
    neredeyse dakika dakika...
    ama kötüleri atlayarak...
    onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
    gittiğin yerlere gitmek...
    bu sana hiç iyi gelmeyecek...
    ama bile bile yapacaksın...
    biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...
    aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için
    direneceksin...
    hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin....
    aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
    herkesi ona benzetip...
    kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
    hiçbir şey oyalamayacak seni...
    ilaçlara sığınacaksın...
    birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan.
    sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
    bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
    boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
    uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
    sabahı iple çekeceksin...
    bazen de "hiç güneş doğmasa" diyeceksin...
    ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
    ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
    belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak isteyeceksin
    nafile...
    düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
    rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
    her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...
    telefonun çalmasını bekleyeceksin...
    aramayacağını bile bile...
    her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
    ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
    yüreğin burkulacak...
    canın yanacak...
    bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
    hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
    onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
    defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
    edeceksin...
    yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
    onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
    ama bir umut...
    onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
    bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
    gel gitler içinde yaşayacaksın...
    buna yaşamak denirse...

    razı mısın bütün bunlara...?
    hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
    o halde aşık olabilirsin..!!

    can dündar
    #3086312 (athena, 03.03.2008 01:00)
  8. dün akşamki neden programında bir kez daha fark ettim ki adamda feci bir sabır var. şahsıyla bire bir zıt düşünceye sahip insanları programına konuk edip onları objektiflikten zerre ayrılmadan saatlerce dinleyebiliyor. cumhuriyete karşı çıkan yobazlarla konuşurken içinden neler geçiyor bilmiyorum ama ben çoğu zaman ekrana kafa göz dalma isteği duyuyorum. keşke türkiye gündemi biraz daha durulsa ve bu abimiz kendini o müthiş belgesellerine daha çok adasa. seviyoruz kendisini.
    #3161412 (leblebi tozunun hastasiydim, 19.03.2008 09:35)
  9. malum ajitatör gazeteye şahane bir ayar vermiş bugün. o gazetenin başına gelen tipik bir aramaya inanmadim allah belami verdi vakası.
    http://www.milliyet.com.t...ID=75&Date=24.03.2008
    #3183465 (sol eliyle dusunen adam, 24.03.2008 09:10)
  10. taktığı gözlük modelinin kendine yakışmadığı medya adamı. adam gibi adam.
    #3190032 (selfless, 25.03.2008 22:32)
  11. duvar isimli çocuk kitabını oğlu ege ile yazan yazar, gazeteci. çocuklara mutlaka okutulması gereken bir kitabın sahibi.
    #3194688 (elma kurdu, 26.03.2008 23:32)
  12. bugunku yazısıyla akp'nin bu duruma nasıl geldiği cok güzel açıklamış kalemi güçlü gazeteci...

    http://www.milliyet.com.t...ate=29.03.2008&ver=90
    #3204573 (arsias, 29.03.2008 06:42)
  13. işine geldiği zaman demokrat, işine gelmediği zaman cellat.
    buğulu sesinden başka bir espirisi olmayan düz mantık kaleme sahip yazar.
    #3284651 (hezarfen hariciyeci celebi, 18.04.2008 01:00)
  14. diyarbakir cezaevi ile ilgili yazdıkları sebebiyle pkk propagandası ve toplumu kışkırtma gibi sebeplerden suçlanmış, 96 ve 2000 yıllarında ölüm orucu ile fazlaca ilgilenmesi ve duyarlı tavrıyla dhkp-c, tikko vb. örgütlerin propagandası ile suçlanmış ve bu sebeplerden yargılanmış yazar.

    bu ülkede duyarlı olmanın ne kadar zor olduğunu göstermiş yazar ayrıca. bu husustaki yazılarının hemen hepsini okumuş biri olarak sadece insana değer verdiğini ve adaletli bir ülkede yaşamak istediğini çıkardım ben. ''gebersin teröristler.'' demediği için varsın örgüt propagandası yapıyor desinler, biz çok gördük bunları. en zoru insan olmak ve o bunu yapmaya çalışıyor.
    #3410802 (meredith, 18.05.2008 00:22)
  15. ntv'deki programının sonunda musamere cocugu gibi bütün anlatılanları bir de kendisi derleyip toparlayıp yeniden söylemektedir. olay şu biçimde cereyan eder:
    "işte bu geceki programda da bilmemkim hanım şöyle dedi, bilmemkim bey şu şekilde yanıt verdi, o öyle dedi, bu böyle dedi, programın sonu geldi".
    #3415557 (cymbeline, 19.05.2008 00:53)
  16. "gencim, milliyetciyim, milletten şikayetciyim" baslıklı yazısıyla biz genclerin çogunlugunun sahip oldugu düşünce yapısını çok iyi şekilde özetlemiş yazardır.
    #3431844 (pepe le pew, 22.05.2008 16:20 ~ 16:21)
  17. saate bakmaksızın kapısını çalabileceği
    bir dostu olmalı insanın...
    'nereden çıktın bu vakitte' dememeli,
    bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında;
    gözünün dilini bilmeli;
    dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
    arka bahçede varlığını sezdirmeden,
    mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi
    köklenmeli hayatında;
    sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
    ihtiyaç duyduğunda gidip
    müşfik gövdesine yaslanabilmeli,
    kovuklarına saklanabilmelisin.
    kucaklamalı seni güvenli kolları,
    dalları bitkin başına omuz,
    yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
    en mahrem sırlarinı verebilmeli,
    en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin;
    gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
    onca dalkavuk arasında bir tek o,
    sözünü eğip bükmeden söylemeli,
    yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
    alkışlandığında değil sadece,
    asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
    övmeli alem içinde, başbaşayken sövmeli
    ve sen öyle güvenmelisin ki ona,
    övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin.
    teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane şahidi...
    seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş..
    gözbebekleri bulutlandığında,
    yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
    ve sen ağladığında onun gözlerinden gelmeli yaş...
    yıllarca aynı ip üstünde çalışmış,
    cesaretle ihanet arasında gidip gelen
    bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynaşmış
    iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri...
    'parkurun bütün zorluklarına rağmen dostluğumuzu koruyabildik,
    acıları birlikte göğüsleyebildik ya;
    yenildik sayılmayız'
    diyebilmeli...
    issızlığın, yalnızlığın en koyulastığı anda,
    küçücük bir kağıda yazdığımız
    kısa ama ümitvar bir yazıyı
    yüreğe benzer bir taşa bağlayıp
    birbirimizin camından içeri atabilmeliyiz:
    'bunu da aşacağız!

    dizelerin sahibi.
    #3481399 (esina, 02.06.2008 01:05)
  18. Nazım HiKMET' in Piraye' ye olan aşkını 2 sayfalık yazıda en iyi anlatan mükemmel bir yazar.
    #3492304 (ottokern, 04.06.2008 14:22)
  19. uykuyla ilgili verdiği tavsiyeler işe yaramayan yazar. 2 gündür uykumun ırzına geçti. partidaşım olması sebebiyle affediyorum bu seferlik. *

    http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=6830
    #3497475 (meredith, 05.06.2008 15:03 ~ 15:05)
  20. bugünkü yazısında ''Ben kadınları, saçının telini gösterirse erkekleri tahrik edecek bir obje gibi gören zihniyete fersah fersah uzaktayım. Bunu kadının köleleştirilmesi olarak görürüm.'' diyerek şu dünyada erkeklerden umudun kesilmemesi gerektiğini gösteren adam.
    #3507423 (meredith, 07.06.2008 18:12)
  21. Ağır bir ÖSS sorusu gibiydi Esquire dergisininki... "Hayattan ne öğrendiniz?"
    Verilen süre içinde aklıma gelenleri aşağıda yazdım.
    Yanlışların doğruları götürmeyeceğini umuyorum:

    * * *

    Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
    Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. Karanlığı gördüm, korktum.
    Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi...
    Ağladım.

    * * *

    Yaşamayı öğrendim.
    Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

    * * *

    Zamanı öğrendim.
    Yarıştım onunla...
    Zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

    * * *

    insanı öğrendim.
    Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
    Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

    * * *

    Sevmeyi öğrendim.
    Sonra güvenmeyi...
    Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

    * * *

    insan tenini öğrendim.
    Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu...
    Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

    * * *

    Evreni öğrendim.
    Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
    Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

    * * *

    Ekmeği öğrendim.
    Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini...
    Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

    * * *

    Okumayı öğrendim.
    Kendime yazıyı öğrettim sonra...
    Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

    * * *

    Gitmeyi öğrendim.
    Sonra dayanamayıp dönmeyi...
    Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

    * * *

    Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...
    Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
    Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

    * * *

    Düşünmeyi öğrendim.
    Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
    Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

    * * *

    Namusun önemini öğrendim evde...
    Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

    * * *

    Gerçeği öğrendim bir gün...
    Ve gerçeğin acı olduğunu...
    Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

    * * *

    Her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

    can dündar
    #3551653 (ayyash maghanda, 17.06.2008 22:55)
  22. en yerinde tercih

    Enstrüman seçmek için bir karar almam gerekiyordu. Ya keman çalacaktım, ya



    piyano; ya flüt çalacaktım ya da akordeon... Olmadı hepsini istedim,

    hiçbirinden vazgeçemedim.



    Yıllar geçtikten sonra her enstrümanı iyi çalabiliyordum; ama hiçbirinde

    virtüöz değilim.



    Bir enstrümanla isim yapamadım. Ne kemanla tanınan bir eserim var, ne de

    piyanoyla..



    Bütün enstrümanları iyi çalıyorum, ama kimse tanımıyor beni.

    Başarılı olmak için her şey değil, bir şey lazımmış.



    Başarı bir verişmiş; bir şeyi alabilmek için bir şeyi vermek, diğerlerinden vazgeçmek gerekiyormuş. Keşke kemanı seçseydim ve

    diğerlerinden vazgeçseydim.



    Karıma da hayatı zindan ettim, sevgililerime de...Hiçbirinden vazgeçmedim.





    Yani... Evlilik sadece birisi için karar almak, diğerlerinden vazgeçmek...





    işte evlenirken ben bunu anlamadan evlenmişim. Evlendikten sonra başka

    kadınların da olduğu bir hayatı yaşamaya devam ettim. içlerinden

    bazılarını daha çok sevdim; ama ne onlardan birinde, ne de karımda karar

    kıldım.

    Yıllar sonra şimdi yapayalnızım... Ne karım kaldı, ne de diğerleri...



    Keşke birini gerçekten seçebilseymişim, ama yapamadım.



    Tıpkı enstrüman seçimi gibi hepsini istedim ve sonuçta elim boş kaldı.



    Almak için bırakmak gerekiyormuş. Dolu dolu, boş yaşamak.



    Hayatım boyunca yapacak çok işim oldu; hepsini yapmayı istedim. Hangisinde



    'en iyi' şimdi bakıyorum, kazananlar, başarılı olanlar hep bir tek şey

    yapmışlar.



    En iyi olmak için önce seçmek ve diğerlerini bırakmak gerekiyor. işte de

    böyle, özel yaşamda da...



    Bu seçimi yapmanız gerekiyor; çünkü mutlaka bazıları daha uygun...



    Bir ara ekonomik sıkıntıya düştüm. Tasarruf gerek. Başladım her şeyden %10



    kesmeye, ne anlamsız bir uğraşmış bu.



    %10 daha az peynir yemek, çay içmek. Bu tasarruf çok acı verdi bana, her

    an hissettim.



    Çok sonradan anladım; sadece taksiyle dolaşmayı bıraksam yetermiş! Her

    kalemden %10 değil etkili kalemi bulmak gerekiyormuş. Yani orada da seçim

    yapmak gerekiyormuş...



    Her seçim bir kaybediştir! Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...



    Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş

    olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat binbir seçeneği dayar burnunuzun ucuna...



    'Ne giysem' telaşından, öğle yemeğinde 'Ne alırdınız? diye başucunuzda

    biten garsona, 'hangi kanaldaki filmi izlesem' kararsızlığından 'bize oy

    verin' diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes, her an sizi ısrarla

    bir tercihe zorlar.



    Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarıda ışıl ışıl bir günden

    vazgeçmiş olursunuz.



    Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı

    ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir

    tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız izmir

    köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film, o anki ruh halinize

    daha uygundur.



    Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez.



    Geri dönüp, o gün gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız

    yoktur.



    Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse

    pişmanlık kaçınılmazdır.



    Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.



    Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı

    neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz arkada kalmaz.



    Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz

    kadınla paylaşamadığınız bir saray, sizin için borsada kolay feda

    edilebilir değerlerdendir.



    Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını

    sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.



    Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.



    Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.



    can dundar
    #3580399 (isi degistirgeci, 25.06.2008 12:01)
  23. gercek bir gazeteci, yazar, edip...

    zaman zaman yazdıklarına fikirsel anlamda katılmasamda hayata dair yazdıkları gercekten cok manidar buyrunuz sözü ehline bırakalım :


    Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.
    insanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
    Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu. Dünü düşünüp pişman oldu,yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.
    Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu. Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bu günü eline yüzüne bulaştırdı…Mutsuz oldu insan. Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!

    Can Dündar
    #3604141 (bilgehan, 01.07.2008 10:27)
  24. ilköğretim düzeyinde bir gasteci. yazdığı kitaplar, çektiği belgeseller suya sabuna dokunmayan, ikinci sınıf bir çalışmanın ürünü hep. bunun sebebi; reflekslerinin hayli zayıf, eleştiri ve analitik zekasının tepkisellik bakımından, hala 80 askeri darbesinde kırık bir plak gibi takılıp kalmış olmasında aranmalıdır. halbuki ne şartlar o günün şartları ne darbe yöntemleri o günün yöntemleriyle yapılmaya çalışılıyor artık. bunu göremeyecek kadar hipermetrop ve analoji kuramayacak kadar da miyop. geçmişi yorumlamada geç kaldı, şimdiyi görmekte zorlanıyor, ihtimal, gelecek konusunda da aynı basiretsizliğe sahip. basiretsiz demem boşuna değil; koskoca ülke olağanüstü hal bölgesine dönmüş, olaylar-bağlantılar-çeteler ortaya çıkmış, bu adam hala heryerekon muhabbeti yapabiliyor dün itibariyle. yahu heryerekonmuş ergenekon yıllardır ülkenin .nasını s.kiyordu anlasana be adam!

    http://www.milliyet.com.t...ate=02.07.2008&ver=09
    #3612815 (bartleby, 03.07.2008 04:08)
  25. #3615033
    #3622167 (cemilflower, 05.07.2008 03:32)
/ 8
© 2008 - uludağ sözlük

can dundar başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. can dundar ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu can dundar nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» merve yi tavla » kimi elestirdigi belli olmayan sinamekiler » nerede yapiyorlar nasil yapiyorlar belli degil » kizilay daki yamuk bina » halt dunkof » yuzumdeki cizgilerin bile adi sen » tarihteki unutulmaz ayarlar » smirnoff » san lorenzo » euro 2008 in en guzel 10 golu a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » 20 haziran 2008 hirvatistan turkiye maci