bir adam yaratmak 


/ 2
kapat
  1. `bir adam çizeceksin
    onun gibi bırakıp gitmeyecek`
    #589437 (ecemowich_, 29.08.2006 23:26)
  2. türk tiyatrosunun bir başyapıtı olmayıp herhangi bir tiyatro oyunudur. yakın tarihte sehir tiyatrolari'nda sahnelenmesi ise ayrı bir hikayedir. belediye yönetimince siyasi baskılarla sahnelenmiştir bu oyun. bu ve bunun gibi oyunların sahnelendiği dönemde sehir tiyatrolari genel sanat yönetmeni sukru turen görevinden alınmış ve sehir tiyatrolari siyasi bir bataklığın içine sokulmuştur. aynı tiyatro daha sonradan mazlum kiper ile biraz olsun kendine gelse de geçen sezon sonunda eski genel sanat yönetmeni görevine geri dönmüştür. gelecek seneler muallak.
    #939287 (vernon sullivan, 02.12.2006 16:02)
  3. (bkz: bir dil yaratmak)*
    #939331 (vend avesta, 02.12.2006 16:12)
  4. söyledikleri ve söyleyiş şekliyle bir başyapıttır. siyasi açmazları bulunan ve taraf olan kişiler beğenmezler ve kötülerler, aynı şekilde siyasi açmazları bulunan ve taraf olan diğer kişiler kutsarlar oysa gerek yoktur bunlara. yüksek sanatın olduğu yerde siyasi görüşün esamesi okunmaz.
    varoluşla alakalı en derin eserlerdendir dünya üzerindeki. tabi siyasi amaçla tiyatroda sunulması sesinden bir şeylerin yitirilmesine neden olmuştur. oyunu necip fazıl ın diye sahneleten şehir tiyatroları oyunun niteiğinden habersiz olduğundan oyunu iki saate indirmiş ve oyun bütün gücünü yitirmiştir.
    vakti zamanında bu oyunu kimlerin sergilediği ve ne tepki aldığı biraz araştırılırsa görülecektir.
    #1951240 (basroldeki figuran, 17.07.2007 09:19)
  5. cumhuriyet döneminin en güçlü tiyatro eserlerinden biridir. istanbul büyükşehir belediyesi şehir tiyatrosu tarafından ikinci kez 2003 yılında oynanmaya başlanan oyundur. gidip 3 kere izlemek şahsıma nasip olmuştur.

    ----spoiler-----

    Allahım, ben yok olamam! Her sey olurum yok olamam. Parça parça doğranabilirim.
    Nokta nokta lekelere dönebilirim. Tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur,
    içilir, havaya savrulabilirim. Fakat yok olamam. Madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam.
    Eczahane camekânlarmda, ispirto dolu bir kavanoz içinde, düsürülmüs bir çocuk ölüsü gibi,
    yumruk kadar bir et parçasına inebilir, bir siseye hapsedilebilirim. Fakat sisenin camından yinedısarıyı seyreder, önümden geçenleri görür, kendimi bilir ve duyar, kendimi ve Allahımı
    düsünebilirim. Razı değilim Allahım! Yok olmaya, kalmamaya, gelmemis olmaya, mevcut
    olmamaya razı değilim. Bu dünyada bırakamayacağım hiçbir sey yok. Ne deniz, ne
    ağaç, ne sehir, ne ev, ne kadın, ne de ben. Bu kalıbım, bu zarfım, bu
    kafesimle ben. Onların hepsini bırakabilirim. Fakat suurumu, bilmek, duymak, var olmak suurumubırakamam. Razıyım bir toz parçası olayım. Đnsanlar üzerime basarak geçsin. Canım acısın,duyayım.
    Canımın acıdığını duyayım. Razıyım bir kertenkele olayım. Kızgm yaz günlerinde bir
    bahçe duvarına tırmanayım. Tırnaklarımı tuğlalara geçireyim. Yesil ve ıslak sırtımı günese
    vereyim. Fakat günesle sırtım arasındaki öpüsmeyi duyayım. Tuğlaların incecik zerrelerini
    sayayım. Kovuklardaki böceklerin, bir boru içinden bakar gibi bana baktıklarını göreyim ve
    düsüneyim.

    Razıyım bir nokta olayım. Fakat o noktaya bütün kâinat, bütün mevcudiyle dolsun. Ben yok olamam. Ağlarım,
    tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm, fakat yok olamam. Her sey benim olsun,
    vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya vereyim. Fakat aklım bana kalsın!

    Aklım bana kalsın! Aklım!..
    #2534636 (ruizim, 30.10.2007 00:08)
  6. necip fazil kisakurek 'in ilk kez sahneye 1937-38'de sehir tiyatrolari tarafından konulan ve 'eser mi şaheser mi' sorusuyla gündeme taşınan piyesidir. Ibsenci forma bağlı olarak yazılmış olan oyunun konusu yazdıklarını yaşayan Hüsrev karakteri üzerine kuruludur.

    spoiler

    Hüsrev ünlü bir oyun yazarıdır, Ölüm Korkusu isimli basının ilgisini çeken bir piyes yazmıştır. Hüsrev'in yazdığı piyeste bir çocuk silahla oynarken annesini kazara vurur ve bundan duyduğu üzüntüyle kendini bir incir ağacına asarak intihar eder. yazılan piyese göre çoçuğun babası da kendisini bir incire asmıştır. Bir Adam Yaratmak oyunu Hüsrev'in bu piyesiyle ilgili röportaj yapmak için arkadaşı gazete patronu Şeref'in gönderdiği bir gazeteciyle yaptığı konuşma ile başlar;

    hüsrev: babası kendisini bir incir dalına asmıştı.

    gazeteci: nitekim o da kendisini bir incir dalına asıyor.

    gazeteci ile yapılan röportajın ilerleyen bölümlerinde gazeteci Hüsrev'e yazdığı oyunla hayatı arasındaki benzerliği ima eden sorular sorar. Hüsrev bu soruları "mahremin cazibesini duyan" biri olarak cevaplamayı reddeder ve nazikçe gazeteciyi gönderir. gazeteci giderken Husrev'in görmeyeceği bir biçimde Husrev'in babasıyla ilgili mazisini, babasının nasıl öldüğünü öğrenmek için annesi Ulviye'ye sorular sorar. annesi de Hüsrev'in babasının gerçek yaşamda da kendini incire asarak intihar ettiği gerçeğini anlatır. Hüsrev bunu öğrendiğinde çok kızıyorsa da iş işten geçmiş, gazeteciye mahrem bilgiler verilmiştir. sahne Hüsrev'in yanına en yakın arkadaşı Mansur'un, ardından gazete patronu Şeref, onun karısı ve Hüsrev'in eski metresi -değişen ruh hali sebebiyle Hüsrev artık onu sevmemekte fakat Zeynep'in hisleri devam etmektedir- Zeynep gelir. annesi Ulviye ve Hüsrev ile daha sonra gizliden gizliye birbirlerini sevdiği anlaşılan Selma da ve Hüsrev'in deli doktoru arkadaşı Nevzat da oradadır. konuşma konusu yine Hüsrev'in piyesidir. Zeynep oyundaki kazara vurma sahnesinin inandırıcı olmadığını söyler. Hüsrev bunun aksini ispat için pskiyatrist Nevzat'ın belindeki silahını çekerek o sahnenin inandırıcılığını ispat için temsiline girişir. Önce silahtaki kurşunları boşaltır ve oyununun o sahnesini anlatmaya başlar.

    "çocuk silahtaki kurşunları boşaltmış fakat bir sebeple, tutukluk vs ile bir kurşun içeride kalmıştır. ve orada duran annesine doğru iken silah yanlışlıkta ateş alır",

    mealinde bir şeyler söylediği anda silah gerçekten ateşlenir ve odadaki Selma yere düşer ve sahne kapanır. oyunda yazdıklarını yaşamaya başlayan Hüsrev yavaş yavaş dengesini yitirmeye her an ölümü düşünmeye başlar. oyun bu olayla birlikte gazetesi için haber almak isteyen Şeref, Hüsrev'i kendi kliniğine yatırıp reklam yapmayı hedefleyen Nevzat'ın gerçek yüzünü görmeye başlamasıyla ilerler. bu süre içinde tek güvendiği ve bu güveni boşa çıkarmayan kişi Mansur'dur. Selma'nın ölümünden sonra günlüğünü kocası sayesinde ele geçiren Zeynep eve gelip Hüsrev' le konuşmaya başlar, onu geri kazanmaya çalışır. Hüsrev Zeynep'i istememektedir;

    Hüsrev: sana bir borcum mu var?

    Zeynep: yok.

    Hüsrev: farzet ki var, çalma bir alacaklı gibi kapımı. sıyrıl, çözül benden,

    diyerek kendinden uzaklaştırmaya çalışır. bu tavrı haklıdır.çünkü Hüsrev'e göre Zeynep " tabii isteklerini sıhhatle duyan biridir " , Hüsrev ise dünyaya dönük bir yaşam yaşamamaktadır. bu konuşma gerçekleşirken Şeref gelir ve Zeynep evdeki büyükçe perdenin arkasına saklanır. Zeynep'in orada olduğunu bilmeyen Şeref Hüsrev'le konuşmaya başlar. Hüsrev yazdığı haberler sebebiyle ona kızgındır.Onu bir "kefen hırsızı" olarak görmektedir. Şeref bu haberleri bir gazete patronu olarak yapmasının çok normal olduğu mealinde birşeyler söyler. Hüsrev'de "benzer özel şeyler haber değeri taşısa ve sizinle ilgili olsa yayınlar mısınız?" dediğinde "evet" cevabını verir Şeref. Bunun üzerine Hüsrev perdenin ardından Zeynep'i çekerek "karınız metresimdir,bunu da yazın" der ve sahne kapanır. "gözünden bir takım perdeler kalkan" Hüsrev herkesin kendisiyle çıkar ilişkisi kurduğunu düşünür ve bu düşüncesinde haklıdır. herkesten uzaklaşıp 24 saat ölümle meşguldür. oyunun sonuna doğru babasının özel bir yazısını bulur.
    "ölüme ilaç ölümdür" yazmıştır babası. bir adam yaratmaya kalkan Hüsrev'in Allah'ın varlığına inanmasıyla devam eden oyunda Hüsrev
    "ben sanatı hayattan başka birşey sanıyordum. orada kulluktan çıkıyor gibiydim[...]ne yaptım? bir hududu zorladım. kendimden kaçmak isterken kendime rast geldim. [...]körlüğü zedeledim. şimdi görünen şeye nasıl bakarım.[...]meğer kul olduğumu anlamak için Allah'lık taslamalıymışım. yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmaya kalkmalıymışım" şeklinde sorgulamalara devam eder. annesi Ulviye Hüsrev'in delirdiğini düşünmesi ve babası gibi kendisini de asmasından ötürü endişesi sebebiyle bahçesindeki incir ağacını kestirir. bunu öğrenen Hüsrev bir başka "kefen hırsızı" Nevzat'ın kliniğinde yatmaya razı olur ve klinikten kendisini almaya gelen hasta bakıcıların kolunda annesine bakarak "ne yapayım. kestiniz incir ağacını "der ve oyun biter.

    2002 yılında Mahmut Gökgöz tarafından sahneye konan oyun Hüsrev'in orjinal metinde olan ve kadere inanması, Allah'ın varlığını bulmasıyla ilgili bir çok bölüm çıkarılmış, mahmut gokgoz oyunu bir nevi iğdiş etmiştir. iyi bir dekora sahip olan oyunda sahnede bir incir ağacı da mevcuttur fakat ıkı katlı bır yalıda geçen oyundaki ikinci kat 2002'de sahneye konan oyunda yoktur. büyük bölümünün çıkarılmasıyla bile oyun olağan üstü olma niteliğini kaybetmemiştir.

    spoiler

    edit: yukarıdaki tırnak içinde verilen ifadeler bu satırların sahibi yani benim aklımda kaldığı ölçüde fakat aslına son derece uygun biçimde verilmiştir. sadece eser yanımda bulunmadığından doğruluğunu kontrol etme şansım şu an için bulunmamaktadır.
    #2534741 (sirkefurus, 30.10.2007 00:33 ~ 09.01.2008 15:01)
  7. ---spoiler---

    ''osman hiç bıçağın deştiği yerden kan akmadığı olur mu?benim de beynimden kan akıyor.ben düşünmüyorum,beynim kaynıyor.görüyorum,gözlerimi yumunca görüyorum.beynimin etten yuvarlağı üstünde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor.ben istemiyorum osman!fakat hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu?''

    ---spoiler---
    #2788840 (kelime oyuncusu, 04.01.2008 16:21)
  8. insanı bambaşka bir ruh haline sürükleyen , kendisini yaşamanı istese de istemese de sorgulattıran ilk sahneden itibaren koltukta kasılmanızı sağlayan sonunda ise hıçkırıklara boğulmanıza neden olan can yakıcı bir eserdir.
    #2958912 (invinoveritas, 06.02.2008 08:55)
  9. "ne yapayım, kestiniz incir ağacını" der husrev oyunun sonunda, yazdıklarını yaşayan bir adamın öyküsü bir adam yaratmak ve ona şah damarından yakın olmanın öyküsü..
    #2962496 (usuyitik, 06.02.2008 22:59)
  10. 'ben ne yaptım? bir hududu zorladım. kendimin dışına çıkmak isterken, kendime rast geldim.
    meğer kul olduğumu anlamak için allahlık taslamalıymışım! meğer nasıl yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmalıymışım.'
    #3358603 (oceanland, 05.05.2008 02:15)
  11. tam bir şaheser, bir başyapıt. üstadın piyeslerinin arasında en iyisi.

    "dipsiz bir uçuruma sarkıyorum.
    yakalayabildiğim bir iki ot tutuyor beni.
    bu otlar sökülüyor. yumuşak toprağın içinden kökleriyle beraber geliyor. düşüyorum..." diyor varolma kaygısındaki hüsrev.

    (bkz: buhran)
    (bkz: muvazene)
    (bkz: çile)
    #3358651 (sabribey, 05.05.2008 02:38)
  12. yucel cakmakli'nın yönettiği bir film.
    dün bir sitede siyah beyaz ortamda izledim. sakin bir kafayla dikkatle izlenmesi gereken bir eser. bir nevi demir leblebi. şahsen lisedeyken kitap şeklinde okumuştum ve başım dönmüştü. adama yüksek dozda zihin egzersizi yaptıran güzel bir eser.

    kahraman husrev bir adam yaratmaya kalkışır ve yaratıcılıktaki zayıflığının anlar. bu onu yaratıca götürür. piyes içinde piyes olarak yazılan bu eser aslında baştan sona eserin sahibinin yaşadığı fikir ızdıplarının ipuclarını verir. hüsrev, kisakurek'in çile şiirini yazmadan öndeki ruh haletidir.

    yönetmen yücel çakmaklı müzik seçiminde biraz daha dikkatli olsaydı benden 10 puan alırdı. aynı şey siyah pelerinli adam'ı sinemaya aktaran ismail gunes için de geçerli. senaryo çok güzel olmasına rağmen iskelet iyi giydirilememiş.

    gerçi hiç olmamasından elbetteki iyi; ama bu eleştiri hakkımızı elimizden almaz heralde. müzik konusunda mesut uçakan reis bey'in hakkını fazlasıyla vermiştir. aynısını yücel çakmaklı ve ismail güneş için de beklerdik. her neyse.. ismail güneş ayrı bir entry konusu.

    bir de piyesteki/filmdeki hüsrev-zeynep aşkı çok enrerasan. zeynep hüsrevin kuzeni. filmde hüsrev tarafından kaza eseri vurulup öldürülüyor. filmin sonlarında nedense annesi son anda bayılıp düşerken duvardaki resmin üstünü açıyır ve hüsrev resme bakarak aşkını ilan ediyor. şeref'in karısını nerdeyse küfrederek kovan hüsrev burda biraz yumuşuyor. aslında izleyici allah arayışı içerisindeki bünyenin beşeri aşka -son anda da olsa- yönelmesini anlamakta güçlük çekmiş olmalı. şahsen ben anlam veremedim. gerçi eserin aslında bu bölüm var mı yok mu, orasını hatırlamıyorum. yine de güçlü bir eser. zaten olaylar kısıtlı ve mekan önemli olmadığından genelde ağırlık diyaloglar üstünde. ufak ayrıntılar da arada kaynıyor.

    tiyatroda izlemedim. kuşkusuz o daha keyifli olurdu.
    #3414160 (uvjb, 18.05.2008 20:46 ~ 23:03)
  13. --spoiler--

    "allahım ben yok olamam! her şey olurum yok olamam. parça parça doğranabilirim. tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur, içilir havaya savrulabilirim. fakat yok olamam. madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam. eczahane camekanlarında, ispirto dolu bir kavanoz içinde, düşürülmüş bir çocuk ölüsü gibi , yumruk kadar bir et parçasına inebilir, bir şişeye hapsedilebilirim.fakat şişenin camından yine dışarıyı seyreder, önümden geçenleri görür, kendimi bilir ve duyar, kendimi ve allahımı düşünebilirim. razı değilim allahım! yok olmaya, kalmamaya, gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim. bu dünyada bırakamayacağım hiçbir şey yok. ne deniz, ne şehir, ne ağaç, ne ev, ne kadın, ne de ben. bu kalıbım, bu zarfım., bu kafesimle ben. onların hepsini bırakabilirim. fakat şuurumu, bilmek, duymak, var olmak şuurumu bırakamam. razıyım bir toz parçası olayım. insanlar üzerime basarak geçsin. canım acısın, duyayım. canımın acıdığıını duyayım. razıyım bir kertenkele olayım. kızgın yaz günlerinde bir bahçe duvarına tırmanayım. tırnaklarımı tuğlalara geçireyim.yeşil ve ıslak sırtımı güneşe vereyim. fakat güneşle sırtım arasındaki öpüşmeyi duyayım. tuğlaların incecik zerreleriini sayayım. kovuklardaki böceklerin, bir boru içinden bakar gibi bana baktıklarını göreyim ve düşüneyim.razıyım bir nokta olayım. fakat o noktaya bütün kainat, bütün mevcudiyle dolsun. ben yok olamam.ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm fakat yok olamam. her şey benm olsun, vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya, vereyim. fakat aklım bana kalsın. aklım bana kalsın! aklım!"

    "anlayın bu azabı! bir azap ki, kul olduğum için çekiyorum, çekmemek için allah olmak lazım. insana göre değil bu; yok bunu çekecek aza insanda!
    yetişir! gelsin artık her şey yerli yerine! verin bana artık dünyamı! salıverin beni kalabalıklara!"

    "osman hiç bıçağın deştiği yerden kan akmadığı olur mu?benim de beynimden kan akıyor.ben düşünmüyorum,beynim kaynıyor.görüyorum,gözlerimi yumunca görüyorum.beynimin etten yuvarlağı üstünde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor.ben istemiyorum osman!fakat hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu?"

    "şüphe mi dediniz? bu bana goklerin cezası. bir aralık oyle sandım ki gozlerime akrep kuyrugu gibi sivri bir mil sokuldu.zehirden bir damla akıtıldı. birde baktım ki hiç bir şey eski heyetinde degil. birde baktım ki eskiye ait her şey yanlış. ana, baba, dost, kadın hakkında bildiklerim yanlış, su yüzüne çıkan bir leş sırtı gibi.
    bambaşka bir dunya, bambaşka iklimleri, bambaşka insanlarıyle dunyamın yerini aldı.birde baktım ki herşey yeniden muayeneye yeniden tahkike muhtaç! dogrusu bu muydu? ne bileyim?...."

    --spoiler--
    #3414241 (uvjb, 18.05.2008 21:10)
  14. --spoiler--

    ilk baskısı 1938 yılında çıkan .Bir Adam Yaratmak; Necip Fazıl.ın en önemli ve en meşhur piyeslerinden biridir. Aynı sene meşhur tiyatrocu Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konulmuş ve iki sezon oynanmıştır. Eser, gerek seyredenler ve gerekse sanat ve edebiyat münekkidlerince büyük bir kabul görmüş, .Büyük bir sanat olayı; olarak nitelendirilmiştir. 1977 yılında Yücel Çakmaklı tarafından Türk televizyonuna uyarlanmıştır. Şimdiye kadar beş baskısı çıkmıştır.

    Bir Adam Yaratmak; gazeteci Turgut.un piyesin kahramanı Hüsrev.le yaptığı mülakatla başlar. Piyes yazarı Hüsrev.in .Ölüm Korkusu; adlı oyunu yeni sahnelenmiştir. Gazetecinin üzerinde durduğu konu, oyunun yazarı Hüsrev.in piyesindeki olayı hayatından mı aldığıdır.

    Turgut konuşmaya şöyle başlar: .Derler ki, bazı sanatçılar eserlerindeki birçok mevzuyu şahsî hayatlarından veya en azından gördükleri olaylardan çıkarırlar.

    Gazetecinin büyük oyun yazarı Hüsrev.e yönelttiği bu soru boşuna değildir. Çünkü sahneye konulan bu oyuna büyük önem vermektedir insanlar. Ölüm Korkusu;nun kahramanı annesiyle birlikte, bahçesinde incir ağacı bulunan bir köşkte yaşamaktadır. Oyunun yazarı Hüsrev bir kaza neticesinde annesini öldürür. Kaza ispat edildiği için serbest bırakılıyor, fakat vicdan azabı günden güne beyninde derinleşiyor. Birden bire o zamana kadar hiç dikkat etmediği bir şey ilgisini çeker, babasının ölüm olayı. Babası kendisini incir ağacına asmıştır. Aklî dengesi gittikçe bozulur. Annesinin acısı onda mücerret bir ölüm korkusuna dönüşür.
    Hüsrev.in piyesi baştan sona ölüm korkusuyla doludur. Bu korku onda öylesine sürükleyici oluyor ki, kendini tıpkı babası gibi köşkün bahçesindeki ağaca asıyor.

    Bir Adam Yaratmak;ın hikayesi bir iki ayrıntı dışında .Ölüm Korkusundaki gibi.
    Oyun yazarı Hüsrev annesiyle birlikte bahçesinde bir incir ağacı olan köşkte yaşamaktadır. Halasının kızı Selma onu çok sevmektedir. Bir kaza ile Selma.yı öldürür. Piyesteki olaylar, gelişmeler, sonuçtaki farklılık hariç, hep aynıdır. Hüsrev yazdığı oyundaki gibi kendini incir ağacına asamaz. Çünkü kendini asacağı ağaç annesi tarafından kestirilmiştir.

    Oyunun son sahnesinde Hüsrev tedavi edilmek için akıl hastanesine götürülürken, annesi .evladım! Gitme, gitme; diye seslenir. Hüsrev şöyle karşılık verir: Ne yapayım anne? Kestiniz incir ağacını!; Necip Fazıl.ın Bir Adam Yaratmak; piyesi böyle biter. Görüldüğü gibi piyeste, oyun içinde oyun vardır. Ama aynı oyun, gazeteci Turgut.un üzerinde durduğu; kendi hayatını yazma iddiasının hiç de yabana atılamayacak bir oyun olduğunu doğrulayan bir eser .Bir Adam Yaratmak;. Fakat Hüsrev bu iddiayı kabul etmez.

    Bir Adam Yaratmak; piyesi verasetin rolünü ele alırken, fikrî yoksunluğu, kuru akılcılığı ve pozitivizmi reddetmektedir. Gücü ancak bilinen belirli şeylere yetebilen insanın aciz olduğu ve akla güvenmesinin mümkün olamayacağı, gerçek hakikat ve kudretin Allah.ta olduğu, insanın sanat, edebiyat faaliyeti ve icatlarıyla kendini ifadeye çalışsa da Allah.ın aciz, ölümlü bir yaratığı olduğu, Allah.ın bâki olduğu bizimse O.na döndürüleceğimiz anlatılmaktadır.

    Bir Adam Yaratmak; piyesi sanat ve edebiyat dünyasında büyük olay meydana getirmiştir. Büyük bir sanat olayı; olarak nitelendirilmiş ve münekkidlerce yaratıcı gücünün üstünlüğü alkışlanmıştır.
    Bir münekkid .Bir Adam Yaratmak; piyesi insanın ve aklın güçsüzlüğü fikrini tiyatroya, edebiyat ve sanata yerleştirmiştir; der.

    Prof. Dr. Muhammed Harb
    çev:Osman AKYILDIZ

    --spoiler--
    #3414254 (uvjb, 18.05.2008 21:12 ~ 21:17)
  15. --spoiler--
    "husrev: mansur! âlemde gizli tek bir sırrım kaldı. içimdeki kıyamet! kimse bir şey bilmiyor. bakma kıvranışlarıma! bakma ağzımın dikişlerinden sızan hırıltılara! bakma beni çıldırıyor sanmalarına! bilmiyorlar. söyleyemiyorum. istesem de söyleyemem. söylesem de bir şey anlaşılmaz. mansur! o benim meğer kurbanımmış. gafletimin değil, en ahmak tarafımın, sanatımın kurbanı! eserimi niçin yazdım! onu öldürmek için mi? onu niçin öldürdüm? eserimi yazdığım için mi?

    mansur: düşünme husrev bu şeyleri.

    husrev: ben sanatı hayattan başka bir şey sanıyordum. hürriyetlerin sonu. âciz bahtımın ulaşamadığı bir yer. orası irademin bahçesiydi. orada, oyuncaklarıyle oynayan bir çocuk gibi başı-boştum. orada kulluktan çıkıyor gibiydim.

    mansur: ah, husrev!

    husrev: ben ne yaptım? bir hududu zorladım. kendimin dışına çıkmak isterken, kendime rast geldim. meğer kul olduğumu anlamak için allah'lık taslamalıymışım! meğer nasıl yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmaya kalkmalıymışım! ben ne yaptım? en sağlam basamağı ayağımdan kaydırdım. körlüğü zedeledim. şimdi görünen şeye nasıl bakayım? insan kaderini bir rüya gibi uykuda bulur. bu rüyayı uyanık nasıl seyredeyim? allah'la kalabalık arasında kaldım. boşlukta nasıl durayım?

    mansur: husrevciğim!

    husrev: anlayın bu azabı! bir azap ki, kul olduğum için çekiyorum, çekmemek için allah olmak lâzım. insana göre değil bu; yok bunu çekecek âza insanda! yetişir! gelsin artık her şey yerli yerine! verin bana artık dünyamı! salıverin beni kalabalıklara!

    mansur: husrev! seni böyle gördükçe parça parça oluyorum. ne yapabilirim senin için?

    husrev: elinden gelirse beni bu insanlardan kurtar. "
    --spoiler--
    #3414349 (uvjb, 18.05.2008 21:35)
  16. eserin önsözü şöyledir.

    --spoiler--
    "Bu piyes, bir "crise intelectuelle", "bir fikir buhranı"nı çerçevelemek gayretinde... Apaçık ve yapayalnız hiç bir tezi yok... Fakat içiçe bir çok tezleri ve başlı başına bir kaç ana tezi var...

    Evvelâ san'atkâr nedir? Bütün imkânların erişilmez müntehası, gayelerin gayesi, kemâllerin kemâli, mâverâların mâverâsı olan Allah'a doğru, sonsuz bir tekâmül yolunda giden insanoğluna mahsus ibdâ nevileri içinde en zengin ve en güzel hissenin üzerine oturmuş mahluk... San'atkâr bir mahluktur, fakat yaratmak cehdinde bir mahluk!.. Onun bir eseri, bir de kendisi vardır. işte san'atkâr, çok defa, yaratmaya kalkıştığı tipin, yaratılmış olan tâ kendisidir.

    Bu piyeste san'atkâr, bir yemişin, gizlice olurken ve bir maddenin toprak altında pişerken geçirdiği göze görünmez vücuda geliş safhaları gibi mahrem hayatı ve iç planı içinde, resmedilmek istenmiştir. Buna mukâbil, o her insan gibi sadece bir insandır. Bir hayat ve kadere sahiptir. Bu eserde san'atkâr yaratmak istediği tipe öz eliyle çizdiği kaderin kuyusuna düşmüş, o tip tarafından istilâ edilmiş, eserine, yalnız hayatiyle de iştirak etmiş gösteriliyor.

    Piyesteki sanatkar tipine sorarsanız Allah sonsuzluktur. Ve kendisi, her ne olursa olsun, nihayet bir mahduttur, bir adettir. Adetler sonsuzlukla yarış edemez. O farkına varmadan sonsuzklula yarışa kalkmış, hududunu zorlamış, kendisinin dışına çıkmak isterken, nagihan kendisine, hem de o zaman kadar hiç tanımadığı asıl kendisine rast gelmiştir. Onca insan kaderi, arşın ta üstünde, bize, onu kendimiz idare ediyormuşuz gibi, namütenahi bir rahatlık ve serbestlik hissi verecek kadar ince bir sanatla idare ediliyor.

    insan, mesut körlük içinde hayatını doldurup gidiyor.

    Piyesteki sanatkar bu mesut körlüğü zedelemiş, yaratma cehdi içinde şaşkınlıkla yasak mıntıkaya girmiş, peçesine el sürülmez sırları ürkütmüş ve itikadınca birdenbire Allah’ın hükümranlığı ve emriyle karşılaşmıştır.

    Bu emir şudur;*Yazdığı eseri yaşasın, yaratmak dilediği adam kendi olsun!*

    Hülasa:Biz sade yaratmak istediğimiz tipin yaratılmış olan kendisi değil, bazen aynı hayat ve kadere sürüklenen meczubuyuz da. Çok defa yazdıgımızı yaşarız. Bu fikir mihveri etrafında halkalanmış ve birbirine geçmiş olan tezleri şöylece toplayalım ve gözlere, dikkat edilmesi icab eden noktaları karalayalım.

    1- Eser ve eseri karşısında insan...
    2- Allah ve Allah karşısında insan...
    3- Ölüm ve ölüm karşısında insan...
    4- Cemiyet karşısında insan...
    5- Kadın karşısında insan...
    6- Bâzı dost ve aile münasebetlerimizde, gözlerimizden sanki bir perde kaldıran bir buhran gözlüğünden seyrettiğimiz gizli dünya, cinnet dünyası ve bunun doğruluk derecesi.
    7- Cemiyette bazı faaliyet nevilerini temsil eden cüce tipler, rolleri, ruh hâletleri, kıskançlık ve gayızları, hareket noktaları ve tarzları."

    Hülasanın hülasası, birçok mücerret ve müşahhas mefhumlar ve hadiseler karşısında, aksiyonları, tali ve fikirleri ile sanatkar, yani mütekamil insan.

    Bu eserimi bugüne kadar vücuda getirdiğim eserler içinden bağlı oldugum eserler biliyor ve öylece bildirmek istiyorum…
    Ona olan zaafım, üstünde fazla konuşmamı yasak ediyor. zaten hadiselerin sırrını, kaba saba formüller içinde harcamağa, ulu orta dogmalar yapmağa düşmanım.

    iyi ve kötü, söyleyemediğimi, iyi veya kötü eserim söylesin!

    NECiP FAZIL KISAKÜREK/ 1977
    --spoiler--
    #3414429 (uvjb, 18.05.2008 21:48)
  17. para, reis bey, tohum.

    (bkz: öss'nin bıraktığı kalıcı hasarlar)
    #3414456 (sapade, 18.05.2008 21:52)
  18. --spoiler--
    "Sen o kadin tipindensin ki, yuzune manevi bir kapi kapatildigi zaman onu gormez, kendisine mal etmez. Iceriye girmemesi icin maddi bir kapidan ve zorla itilmek ister. Bir sihirbaz inceligi ile baslayan bir is, bir hamal kabaligi ile bitirilmeli ki neticeye akli ersin."
    -Sayfa 74 den alinti yapilmistir-
    --spoiler--
    #3414876 (ModigLiani, 18.05.2008 22:56)
  19. (bkz: Ahmet Mekin)oyuncu
    (bkz: Ahmet Bayazıd)yapımcı
    (bkz: Mustafa Yılmaz)görüntü yönetmeni
    (bkz: Yücel Çakmaklı)yönetmen
    #3414907 (uvjb, 18.05.2008 23:00)
  20. (bkz: her devrin adamı)
    #3414912 (arabam var, 18.05.2008 23:00)
  21. "oluler yasiyor, anlar yaşıyor; bütün hisler, fikirler, heyecanlar, fezada,
    aklın gidemeyeceği kadar uzak ve başka bir iklimde ve muallakta,
    dumandan buz haline geçmiş billur ve sivri kayalıklar şeklinde yaşıyor, her şey yaşıyor..."

    enteresandır bu tiyatroyu okuyan herkes bir sartre bunalımı yaşar.
    kendini anlamaya çalışır, hiçlik nedir onu arar.
    benim tecrübem de buna benzer olmuştu. damara verilen uyuşturucu gibidir.
    hayatın sırtına varoluşunuzun tırnaklarını geçirirsiniz.
    alıştıkça açıp açıp replikleri canlandırırsınız.
    vapurda, tramvayda insanların yüzlerinde sizdeki endişe var mıdır merak edersiniz.
    ama kulak misafiri olduğunuz muhabbetler makyajıdır/maçıdır, dizisidir/dandik filmidir
    ve saire va saire ve saire.

    kızmalı mı insan? hayır alakası yok.
    ne de olsa oluler yasiyor!

    karamsarlığıma tohum ektin, ama ben ya tahammülde ya seferdeyim.
    hic!
    #3422367 (oyuncakdunya, 20.05.2008 14:12)
  22. (bkz: frankenstein)
    canavar da olsa erkek erkektir.
    #3422470 (kaptan arka kapi, 20.05.2008 14:34)
  23. ingmar bergman'ın ile necip fazil'ın bazı eserlerini şiddetli bir hâlde aynı paydada tutuyorum. Bu benim kendi hüsn-ü kuruntum değil, sanatın ortak paydasında eriyen bu iki büyük sanatçının eserlerinde ana fikir, karakterler, arayış ve çile o kadar ortak ki...
    Bu eser de yukarıdaki mevzuda elimi güçlendirdi, konusuna gelirsek; bir sanatçının varoluş ve inanç gerçekliklerini sorgulaması ve çıldırışı. Kendi eliyle, eserinde "bir adam yaratan" ve sanatçı kibriyle Tanrı rolü oynadığını sanan bir yazarın yarattığı karakter ile aynı kaderi paylaşması, ya da "yarattığı" sandığı şeyin aslında hep başından kendisi olduğunu idrâk etmesi.

    not: eserin başyapıtlığı tartışılmış, onu bizzat rahmetli muhsin ertugrul'a sormak lâzımdı sanırım. eserin sonunda necip fazil ile muhsin ertuğrul'un bu tiyatro oyunu sonrasındaki bir sohnetleri çok şeyi anlatıyor, okuyunuz.
    #3745451 (paradigma, 30.07.2008 19:41)
  24. içimizdeki ağaçları kestiren kitap. ölmek için düşünmeye gerek yok. git diyorlar dahasında daimi ses git.
    #3817189 (bilmemsufeleginbendenesivar, 14.08.2008 14:02)
  25. allah'ın işidir.
    #3817218 (harappa, 14.08.2008 14:08)
/ 2
© 2008 - uludağ sözlük

bir adam yaratmak başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. bir adam yaratmak ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu bir adam yaratmak nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» kucuk esnaf » polat alemdar » gel ama sikilirsin » nairu » levis marka yesil parka » yemek kitabi karistiran oruclu insan » bluevelve » not isleri saban abi » ludovico » snopy a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games