bilinmeyen bir yazar 


kapat
  1. Tanıdığım en tanınmamış yazar odur. Oysa arkasından iki romanla bir de öykü kitabı bıraktı. Bugün de adını üç beş kişinin ötesinde kimsenin anımsayacağını sanmıyorum.
    Eski Yugoslav göçmenlerindendi. iri bir gövdesi, kocaman bir kafası ve kalın çerçeveli gözlükleri vardı. Sırpça ve iyi Fransızca bilirdi. Hiçbir müzik aleti çalmadığı halde, nota da bilirdi. Rumeli türkülerini derlemeye meraklıydı ve klasik batı müziğinde bayağı uzman sayılırdı.
    * * *
    Kendisini tanıdığım zaman, Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde danışmandı. Önündeki yazıları okurken, kalın gözlüklerini alnına kaldırır ve dudağının kıyısından ıslıkla, aryalar, uvertürler ve ünlü senfonilerin layt motiflerini çalardı. Roman da yazdığını epey sonra öğrenmiş ve yapıtlarını da okumuştum. Kurgusu dengesiz, tipleri oldukça zorlama ama, yine de bir çeşnisi olan az pişmiş bir yemeğe benziyorlardı.
    * * *
    Müzikle edebiyat konuşmaktan çok, Genel Müdürlük'teki yöneticileri çekiştirmeyi severdi. Genel Müdür için:
    - Bırak o iti, derdi.
    Yayın şefleri için ise:
    - Bırak o hergeleleri...
    Zat işleri müdürü hınzır bir köpoğluydu. Daire müdürleri puşt ve alçak...
    Yöneticiler onun tarafından açılmış böylesine bir küfür salvosunun, kulaklarına kadar gelen serpintileriyle, kendisine karşı soğuk ve kayıtsız davranırlardı. Sonunda, bütün yetkilerini azar azar elinden almışlar ve danışman kadrosuyla, odasında işsiz güçsüz, bomboş oturan gereksiz bir adam durumuna sokmuşlardı onu.
    * * *
    iri gövdesi, kocaman kafası, alnına kaldırılmış gözlükleri ve dudağının ucundaki ıslıkla, bomboş bırakıldığı odada roman yazmaya çalışan bu eski göçmen çocuğunun; özgeçmişini merak ederdim bazen. Ama bu konuda fazla bir şey anlatmazdı.
    Geçmişe dönük olarak anlattığı sadece üç anı vardı. Biri babasının ölümüydü. Babası da iri yarı bir Balkanlıydı. Yürürken yeri sarsan ve kafa çeken biriydi. Oğlunun da kendisi gibi iri yarı olmasından hoşnuttu. Ve ona daha delikanlılığında, fil adını takmıştı. Ölüm döşeğindeki son gecesinde gözlerini aralayarak:
    - Fil geldi mi, diye sormuştu.
    * * *
    Fil geç gelmişti o akşam ve zurna gibi sarhoştu. Hemen babasının yattığı odaya girmiş, yatağına eğilmişti. Babası tek gözünü açarak bakmıştı kendisine. Oldukça uzun bakmış, sonra da gözünü yavaşça kapatıp son nefesini vermişti.
    Bu anıyı üç, beş, belki de on kez dinlemiştim.
    Babasının son nefesinde tek gözünü açarak, kendisine nasıl baktığını anlatırken; o da, bir gözünü yumar ve öteki gözüyle babasının nasıl baktığını somut olarak göstermeye çalışırdı.
    * * *
    ikinci anı, Türkiye'ye geldiği yıllardaki bir meyhane anısıydı. işsiz güçsüz ve tutanaksızdı. Beyoğlu'ndaki bir meyhanede rakı içiyordu. Duvarda Mustafa Kemal'in bir fotoğrafı asılıydı. Kadehleri art arda devirmiş, sonra da Mustafa Kemal'in resmine karşı bir nutuk söylemeye başlamıştı:
    - Ne biçim büyük adamsın be? Biz burada kahrımızdan geberiyoruz, senin ise tıkırın yerinde.
    Ve elindeki kadehi resme doğru fırlatarak paramparça etmişti.
    Sivil polisler yakalamışlardı kendisini.
    Anının bundan sonraki bölümünü hiç anlatmazdı nedense. Ayrıca bu olayı bir içki kriziyle değil de, dikkati çekmek için bilinçli olarak yaptığını sezdirmek isterdi.
    Bu anıyı da üç, beş, belki de on kez dinlemiştim.
    Ölüm döşeğinde, fil dediği sarhoş oğluna bir gözünü açarak uzun uzun bakan baba ve Mustafa Kemal'in resmine karşı söylenen nutuktan sonra, fırlatılıp kırılan kadeh...
    * * *
    Üçüncü anı kendisiyle ilgili değildi. Dik bacaklı bir Macar kızının, kendisini kandırmış olan Avusturya ataşe militerinden nasıl öç aldığı konusundaydı. Kız dişleriyle ataşe militerin erkeklik organını koparmıştı.
    Bir türlü bu üç anının dışına çıkmazdı. Ve anıların arasını Genel Müdürlük'teki yöneticilere sövmekle doldururdu.
    Hem müziğe, hem yazıya karşı eğilimli olduğu halde, anı repertuvarı bu kadar kısıtlı başka hiç kimseyi tanımadım.
    Elbet onun da daha birçok anısı vardı yaşamında. Ama nedense anlattıkları sadece bu üç tanesiydi.
    * * *
    Bir gün, bir romanının son sayfasını okumuştu bana. Romanın cildi dikkatimi çekmişti. Yumuşacık maruken bir ciltti. Özel olarak yaptırmış olmalıydı.
    Ve romanın son sayfasını okurken gözlerinde yaşlar titremeye başlamıştı.
    Dudağının ucuyla ıslık çalıp, durmadan ona buna söven ve yağmurlu günlerde yürürken; yoldaki su birikintilerinin ortasına pabuçlarıyla, çoraplarının bileğine kadar ıslanmasına aldırmadan, basıp giden; iri gövdeli göçmen yazar, sessizce ağlıyordu.
    Yıllarca sonra bir gün öldüğünü duydum. Gazetelerde iki satır yazı çıktı mı, çıkmadı mı anımsamıyorum şimdi. Tanıdığım en tanınmamış yazarı sessiz sedasız götürüp bir köşeye gömmüş olmalıydılar

    cetin altan
    #1481665 (mulayim, 02.04.2007 00:52)

© 2008 - uludağ sözlük

bilinmeyen bir yazar başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. bilinmeyen bir yazar ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu bilinmeyen bir yazar nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» sozlukte olan birine sozlugu anlatmak » sozlukteki galatasaraylilar » huseyin inan » yaran yanlis anlasilmalar » nikini sevdim » mini etekli kiza bakmayan kiz » tersten okunusun tersten okunusu » mollusca » futursuzca bakinizlar veren yazar » izmir in suyunun yuksek miktarda arsenik icermesi a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games