babailigin isyankar seyhi muslum gurses 


kapat
  1. sadik yalsizucanlar' ın muslum baba makalesi.bir alkış yalsizucanlar'a, bir alkışta yine baba' ya...

    Sırlı Tuğlalar' da yer alan bir öykümün konusu bu idi: 'Babailiğin iki kolundan biri Orhanilik öteki Müslimilik'tir ki, ikincisinin postnişini Müslüm Baba bir gün, yoksulların parasını alıp zenginlerin bankalarına aktaran bir zalime rastgelince fena halde sinirlenerek, 'yav' dedi, 'sen yılan mısın, baykuş musun?'

    Dokunduğunu zehirliyor, konduğun yeri yıkıyorsun? Zalim, Baba'nın sözlerine çok kızdı; 'sen bu işe karışma moruk' diyerek çekip gitti. O günün gecesi, adamın şirket binasında yangın çıktı, hisse senedi, dolar, Euro, Frank ne varsa yanıp kül oldu. Müslüm Baba, bir yakınının düğününden dönüyordu ki, Etiler' deki görkemli binanın yandığını görünce, 'çek oraya' dedi şoföre. Tefeci saçını başını yoluyor, 'anlamıyorum nasıl olur, onca güvenliğe rağmen, bu ateş ocağıma nasıl düşer!' diye dövünüyordu.'Yaklaş oğlum' dedi şoföre Müslüm Baba. Camdan sarkarak, sızlanıp dövünen adama, 'yoksulların ahından düşmüştür' dedi ve uzaklaştı.'

    Müslüm Baba bize gene yapacağını yaptı ve 'aşkın tesadüfleri sevdiğine' (favorim Sebahat Abla) ilişkin inançlarımızı gözden geçirmemize neden olmakla kalmadı, sesinin imkanlarının bu yaşta, bu yıpranmış gırtlakla dahi ne kadar geniş olduğunu gösterdi. Heidegger'in, bir Japon dostu Hisamatsu'nun katıldığı kollokyum sonrasında yapılan sohbette belirttiği üzere, 'sanat' için geleneksel dönemlerde başka bir kelime vardı; bu, Avrupalı anlamından etkilenmemiş, daha derin bir anlamı olan eski Japonca bir sözcüktü. Bu, 'gei-do' idi: Sanatın yolu. 'Do' Çince 'Tao' dur, sadece yöntem olarak yol anlamına gelmez; hayatla, özümüzle derin ve içsel bir ilişki içinde bulunur. Yani sanat hayatın kendisi için belirleyici bir önemi haizdi.' Bu, inisiye edilmiş (olmuş mu demeliyim?) insanlardan oluşan geleneksel 'toplum' larda böyleydi. inisiyatik geleneğin izlerini taşıyan 'kültür'lerde bunun kısmen sürdüğünü söylemek mümkündür.

    muslum baba yi anlamanin yolu...

    Müslüm Baba' nın kişiliğini (kimliğini), icra tarzını, sözlerini, bu sözleri yorumlama biçimini anlayabilmek için meseleye bu zaviyeden bakmak yerinde olabilir. Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programında, kendisine su getiren görevliye, 'su gibi aziz ol' deyince, sunucu, 'aziz ne demek baba?' diye sormuş, Müslüm Gürses de, 'aziz... aziz... yani sevgiliden de üstün olan' diye cevap vermişti. El-Aziz, Allah' ın isimlerindendir ve 'her şeyden üstün olan' anlamına gelir. Müslüm Gürses' te bu türden ihsasların yanı sıra inisiye olmuş insanlara özgü bir 'edep ve erkan' hali gözlemek her zaman mümkündür. Milyonlarca 'hayran'ı bulunan, her konserinde izdiham yaşanan, plakları, kasetleri, CD'leri on milyonlarca satan, hakkında onlarca fan kulübü açılan biri olarak öncelikle mütevazı olması için belirli bir kemal yaşamış olması gerekir. Bu olgunluğu sadece Müslüm ve Orhan Baba'lar gösterir. Onların meselesi, 'derin' dir ve 'ezelden ebede' dir. Müslüm Baba' nın iki golden şarkısından birisi, 'Meselem' dir. Diğeri için bir kestirime ihtiyaç yoktur: Tartışmasız, isyankar' dır.

    Müslüm Gürses'in bizatihi kendisi bir isyandır. Varlığı ve gördüğü kabul, özel yaşamlarında klasik Türk musikisi dinleyip on yıllarca yerli müziği yasaklayanların zihniyetine bizatihi isyankarlıktır. Bu muazzam boşluğun içinden büyüyen dip dalgalarıyla gelmiştir. Müslüm Gürses (Orhan Gencebay ve birkaç nitelikli yorumcu-besteci)'lerin önümüze getirdiği müzikal birikim, gecekondulaşmayla, yirmi milyona vuran istanbul' un yönetimini, giderek merkezi yönetimi üstlenmiş 'dindar/köylü/taşralı/demokrat/elit/devrimci/muhafazakar yeni kadrolarla, AB ile müzakereleri yürüten bir dindar/muhafazakar iktidarla, birinci ligde fırtınalar estiren bir Gençlerbirliği veya Eskişehirspor' la birlikte düşünülmelidir.

    Şeyh Bedrettin' e uzanan gelenek

    Düşünülmesi unutulan bir başka 'mesele', Müslüm Gürses'in Frank Sinatra gibi nice icracıyı cebinden çıkaran olağanüstü yorum yeteneğine ve ses aralığına sahip oluşudur. Özellikle isyankar' da ve Aşk Tesadüfleri Sever' deki şarkılarında, Ortaçgil bestesinde, Teoman' ın şarkısında, Cohen' in papucunu dama atmıştır Müslüm Gürses. Okuduğu sözlere ruhuyla yaklaşan, eleştirildiğinin aksine son derece sağlıklı bir kader inancına sahip olan (ki bunu Yeşilçam sinemasında da görürüz. Bizim geleneksel filmlerimizdeki ahlakçı tutum, kader anlayışı, edep-erkan, sıcak insan ilişkileri, kardeşlik ve dostluk temaları bugün gereksinim duyduğumuz şeylerdir) gurses i uc turkiyeliden birinin sevmesi sevenlerin niteliksizligiyle banalligiyla ve koyluluguyle aciklanabiliyorsa bu ulkede mesru bir iktidara muhalefet etmenin biricik yolunun askeri goreve cagirmak olusuna ve bunu eski maocularin sosyal demokrat anamuhalefet partisinin yapmasina sasmamali

    Ciğerinden yükselen havanın yüreğindeki bütün damarları dolaştıktan sonra gırtlağına çarparak buğulu ve ıstıraplı bir edayla çıktığı bu büyük şarkıcı, 'talih bizi yazmış kara deftere/gideceğiz bir gün o meçhul yere/rastladın mı hiç geri gelene/sen de boyun eğersin bir gün ecele' derken, 'her nefis ölümü tadıcıdır' gerçeğini; ama sadece sözle değil, adeta bir 'gei-do' üzerinde yürüyormuşçasına anlatır ki, bunu hiçbir klasik Batı, rock, pop müzikçisi yapamaz. Bunu biraz Bob Dylan yapar, biraz Cohen. Bizde Divriği-Çamşıhı türküleri böyledir, barak ağıtları, Türkmen/Dadaloğlu bozlakları, Arguvan havaları ve Yemen üzerine yakılmış ağıtlar... Müslüm Gürses bu alanda da yetkindir ve 'Fincanın Etrafı Yeşil' i, 'Şu Dağlarda Kar Olsaydım' ı, 'Bir Şuh-ı Sitemkar Yine Saldı Beni Derde' yi ve 'Meyrik' i onun gibi kimse söyleyemez.

    Müslüm Gürses' in bize söylediği en değerli şey, Garipler şarkısında ifadesini bulan ve Babaileri, Şeyh Bedreddin' i hatırlatan, mazlumların, mağdurların, haksızlığa düçar olmuşların sesi olan, 'Hor görülenlerin Tanrım, isyanıdır bu /Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu / Düzensiz dünyanın günahıdır bu / Yakarsa dünyayı garipler yakar' haykırışıdır. Meselesi, 'alın yazısı' olan bir Babai' dir Müslüm Gürses. Şeyh Bedreddin, Ekberi irfanın güzide bir bilgesi idi. Onu da Molla Lütfi gibi Bizans entrikaları boğdu. Nazım Hikmet ve diğerleri kendi görmek istedikleri Bedreddin' i yazdılar. Hiç kimse, onun Bayezid-i Bistami' den, ibn Arabi' den aldığı feyiz ve tasarrufun mahsulü Varidat' ına bakmayı, hele hele inisiyatik sözlüğün içinden okumayı düşünmedi, düşünemedi. Varidat' ındaki Şeyh Bedreddin' le, iktidarı köktenci biçimde dışlayan Bedreddin aynı kişilerdi. Sufilerin dünya ile ve dünyanın hükümranlarıyla araları hiç hoş olmamıştır. Tarihi, kronolojik dedikodular biçiminde okuyan kimi araştırmacılar, metinleri kendi menkıbesi olan bu bilgeleri doğru yorumlamakta acziyet içindedirler. Onlardan kalan 'metin' ler, bizatihi kendi menkıbeleridir. Onlar 'kendi derdim söylerem/gayri hikayet etmezem' diyen şair gibi, kendi seyr-i süluklarını, ruhi seyahatlarını anlatmışlardır. Müslüm Gürses de böyledir ve bu yönüyle de inisiyatik bir koku tüter.

    Neşet Ertaş' ı dinleyenler, 'nasıl bir derttir bu böyle!' demekten kendini alamaz. Aşk söyletir, dert ağlatırmış. Öyledir, gönül yarası olmayandan hayır gelmez. Bir belgesel çekimlerinde Pazar' ın bir dağ köyünde, doksanına yaklaşan bir nine, ekipteki arkadaşlara birer birer sormuştu: 'Evli misun?' Birisi, 'değilim' dedi. 'Sevdan var midur?' diye sordu. 'Yok' dedi arkadaş. 'Uyy sevdasız adam mi olur?' diye ünledi. Merhum Fethi Gemuhluoğlu da, Türk Petrol Vakfı' na burs için başvuran gençlere, 'âşık olup olmadığını' sorardı. Bir gönül yarası olmayana burs vermezdi. Bu toprağın çocuklarının gönlündeki yaradır onları anlamlandıran. Müslüm Gürses, bu yaraya dokunmaktadır, böylesi bir yaradan seslenmektedir. Baba ishak' la arasında kuşkusuz pek çok fark vardır lakin, dünyanın bir köprü oluşuna, oraya yerleşilemeyeceğine, dolayısıyla, bu geçici âlemde iktidar için insanların vicdanlarını kirletmelerinin asli doğalarına ihanet anlamına geleceğine, sevdasız insanın beş para etmeyeceğine ilişkin inançları bakımından benzeşirler.

    Müslüm Baba da, tıpkı Geyikli Baba gibi, Duğlu Baba gibi, ilyas Baba gibi, Üsküdari Horoz Baba gibi, tanri istemezse yaprak dusmezmis inancındadırlar. Sözü yol arkadaşı Muhterem Nur' a bırakıyorum: 'Müslüm' den önce, Müslüm' den sonra. Allah bana 'sonradan gül' demiş. O benim için bir piyango gibi.'

    demiş,sadık yalsızuçanlar...ama biri daha var,bir modern zamanlar düşünürü,o da buyurmuş ki;


    ne orhan, ne ferdi,
    bunlar anlamaz benim derdi,
    sen çal bi muslum baba,
    nereden sevdim o zalimi, nereden sevdim o zalimi...
    #647603 (prestij muzik ailesi, 19.09.2006 11:45 ~ 15:48)

© 2008 - uludağ sözlük

babailigin isyankar seyhi muslum gurses başlığındaki yazılar uludağ sözlük yazarları tarafından yazılmıştır. babailigin isyankar seyhi muslum gurses ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu babailigin isyankar seyhi muslum gurses nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» deniz gezmis in olusunden bile korkan zihniyet » sago nun hep yapiyor olmasi » olimpiyatlari izlemedigi halde bundan utanmayanlar » hayali kurdistan haritasi seklindeki havuz » saipsiz » overrule » jean michel jarre » kadinlara en cok yakisan kiyafet » ulker cikolatali gofret sevmeyen var mi » andrea palladio a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa » Beijing 2008 Olympic Games