ataturk un bektasi olmasi 


kapat


  1. aslında çok önemli bir gerçek olup aynı zamanda ders kitaplarında neden gerçek tarih okutulmuyor sorusuna cevap veren olgu. kurtuluş savaşı sırasında isyan çıkaranların full sünni veya kürt olması ders kitaplarında yer alsa ne olur düşünebiliyor musunuz? bizim resmi ideolojiyi dörde katlayıp külah, tuzlık,gemi benzeri her türlü origami örneğini sergilerler.o yüzden kaç kişi olduğumuzu öğrenmesek daha iyi olur bence.
    #2458644 (etienne, 11.10.2007 21:52)
  2. atatürk' ün sürekli bir yerlere çekilmesinin bu tarafını da gördüğümüz başlık. atatürk bektaşi değildir. o dönemde bir çok tekke vardır. eğer atatürk' ü o dönem bir öğretiye yakın bulmak istiyorsak bu yer mevlevilik olacaktır. atatürk vahdettin gibi mevlevi dergahına bağlıdır. tekke ve zaviyelerin kapatılması kanununda mevlana tekkesinin müze haline getirilmesinden bunu anlayabiliriz. eğer müze haline getirilmeseydi diğer tekke ve zaviyeler gibi kapatılması gerekecekti.
    #2458672 (silte, 11.10.2007 21:57)
  3. tüm tekke ve zaviyeler kapatılırken erzincan ocak köyündeki bektaşi dergahının kapatılmamasından bektaşi olmasa bile bektaşilere büyük saygı duyduğunu ve onların cumhuriyetin kuruluş sürecinde ne kadar katkı yapabileceğinin farkında olan atatürkün mezhebini merak eden kişinin söylemidir.
    #2458714 (yavuzchetin, 11.10.2007 22:04)
  4. bektaşilik ve mevlevilik farklı kavramlardır. bektaşiliğin bir silsile halinde devam ettiği görülmektedir. ve belli bir benimsenmişliğin simgesidir. atatürk' ün bektaşi bir gelenekten geldiğine dair bir delalet görülmemiştir. sadece destekleyen bir yapıdadır.
    #2458749 (silte, 11.10.2007 22:11)
  5. bektasilik hosgoru ve insan sevgisi icermesinden dolayi bektasilere karsi atanin bir sempatisi oldugunu dusunuyorum ama bencede bektasi degildi .
    #2458758 (scurtel, 11.10.2007 22:13)
  6. türkiye pasaportlarında türkiye'nin simgesi (her sayfada en ortada gözüken) bektaşi yıldızıymış. pasaportların ortasındaki şekile bakıldığında bu görülebilirmiş.

    atatürk'le ne alakası var diyenlere edit: sanırsam bu atatürk'ün isteğiymiş.
    #2458779 (markasiz, 11.10.2007 22:18)
  7. "full sunni ve kürt... " gibilerinden komik ötesi bir cümle kurabilen bir beynin sallamasi neticesi ortaya cikmis bir iddia.
    #2458784 (der biertrinker von bosporus, 11.10.2007 22:19 ~ 22:21)
  8. (bkz: atatürk ün beşiktaşlı olması)
    *
    #2458785 (Amele Spor, 11.10.2007 22:20 ~ 22:44)
  9. atatürk'ün bütün baba tarafının ve resmi olarak babasının da bektaşi olması,

    kendisine kutuplar kutbu denmesi,

    gençliğinde bol bol bektaşi toplantılarına katılması ve tekkelerde takılması,

    anadoluda kurtuluş hareketini yürütürken bektaşilerin tam desteğini alması ve onlar tarafından korunması,

    kurtuluş savaşında aleviler ve bektaşiler tarafından "mehdi" olarak nitelendirilmesi zaten hiç olmayan, benim salladığım şeylerdir. atatürk'ü bir yana çekmeyeçalıştığımı düşünenlere duyurulur. öptüm.
    #2458796 (etienne, 11.10.2007 22:22 ~ 22:25)
  10. bunu düşünen kişiler acaba dersim olayina ne diyecekler diye düşündüğüm başlık. sanırım oradaki insanlarda bektaşi kültürüne bağlıydı. neden öldüler acaba? *.
    #2458808 (silte, 11.10.2007 22:24 ~ 22:25)
  11. atatürk'ün seceresini ne oldugunun saglamasinda hicbir etkisi olmayan iddia. bir insanin ailesinin ne oldugunun kendisinin ne olduguna kanit olmaz. atatürk ateisttir. anitkabirdeki el yazmalarinda bunlardan bahsetmistir. öpücük yollama yerine okumak daha faydali olur bunlari. ailesi dolayisiyla bektasi kültürü almasi onu bektasi yapmaz.
    ben de gencligimde sünni kültürü aldim camiye gittim ama, su anda bir deist olarak hayatimi sürdürüyorum mesela.

    sonrasinda sürekli bektasiler tarafindan korunuyor olmasi da tamamiyle politik nedenlerdendir baska birsey degil.
    #2458834 (der biertrinker von bosporus, 11.10.2007 22:29 ~ 22:30)
  12. atatürk selanik doğumludur. osmanlı zamanında balkanlara önceleri bektaşi göndermiştir. ancak son giden kolonizatörler sunnidir. zaten 1500 yılardan itibaren osmanlı-bektaşiler arası açılmıştır. sunnilik yükselmeye başlamıştır. senlanik 1430 yılarda alınmış ve asıl göç bölgeye 1600 yıllarda olmuştur. haliyle düşünürsek sunni olması büyük ihtimal. ancak türk tipi kafayapısı vardır ki bektaşilerin bir kısmı acem tipi kafa yapısına sahiptir. bu da atatürk'ün bektaşi olma olasılığını düşürüyor.

    beriki taraftan her ne olursa olsun başlık bir yerlerden sallanma havasına sahiptir.
    #2458850 (darwen, 11.10.2007 22:30)
  13. --spoiler--

    ''Atatürk gibi bir dahinin tarikata bağlı olduğu düşünülemez. tarikatte şeyhe itaat esastır.

    --spoiler--

    f.rıfkı atay'a göre: atatürk, selanik'te mevlevilik ayinlerine katılıyordu. ancak bu ayinler atatürk'ün dini duygularından çok klasik müzik sevgisinden öteye gitmiyordu.
    #2458854 (annabell lee, 11.10.2007 22:31)
  14. ataturk un kafa yapisi bektasi ozelikleri gosteriyor aslinda. mesela olen yunanlilarin ailelerine artik onlar bizim ogularimiz uzulmeyin demesi bektasi kafasidir. obur turlu olsaydi kasa kas goze goz derdi.
    #2458859 (scurtel, 11.10.2007 22:32 ~ 22:33)
  15. can dündar'ın bir yazısında bahsettiği durum.
    ---
    Aslında -genel olarak pek dillendirilmese de- Mustafa Kemal, zaten Bektaşiliğe çok yakındır. Doğup büyüdüğü Selanik ve genelde Rumeli bölgesi Bektaşi dergahlarının yoğun olduğu bir bölgedir. Hüseyin Şekercioğlu'nun Atatürk'ün babasoyu üzerine yaptığı araştırmaya göre (Türk Kültürü Dergisi, Sayı; 145) Ali Rıza Efendi, Anadolu'dan koparılıp Rumeli'ye yerleştirilmiş "Kızılkocalı Türkmenleri" boyundandır. Falih Rıfkı Atay, "Çankaya" kitabında, Kılıçoğlu Hakkı'ya atfen, Mustafa Kemal'in, Harbiye yıllarında tatillerde Selanik'e geldiğinde Şeyh Rıfat Efendi'nin tekkesine gidip, dervişler halkası içinde ayinlere katıldığını yazar. Mustafa Kemal de Nutuk'ta, Selanik'ten arkadaşı olan Abdülkerim Paşa ile telgraflaşmalarını anlatırken Paşa'nın, kendisine "Kutb-ul akrap" yani "Kutuplar kutbu" diye hitap ettiğini anlatır. Bu Bektaşiliğin en üst derecesi için kullanılan bir terimdir.

    Bu mazinin de katkısıyla olsa gerek Mustafa Kemal, Çelebi Cemalettin Efendi ile çok iyi bir diyalog kurar. Şapolyo'ya göre o ziyarette Çelebi'nin oğlu Hamdullah Efendi'nin odasında "ayinicem" düzenlenir. Bir "ikrar töreni" ile Mustafa Kemal'e "kılıç kuşatılır" ve "yola kabul edilir." Bu buluşmada Cemalettin Efendi, Kuvayi Milliye'ye tamamen taraftar olduğunu söyler. Hatta daha da ileri giderek, Cumhuriyeti düşünmüyor musunuz?" diye sorar. Kemal Paşa, zamansız açılan bu konuyu geçiştirir. Ertesi gün Hacı Bektaş Türbesi'ni ziyaret eder ve Ankara'ya Aleviler'i kazanmış olarak girer.

    ---
    http://www.candundar.com.tr/index.php?Did=423
    #2458869 (patlamismisir, 11.10.2007 22:34)
  16. konu hakkında herhangi bi tarihi bilgim yoktur fakat Atatürk'ün bu ülke için yaptıklarını düşününce açıkcası bektaşi yada farklı bi yönde olmasınında bi anlamı yoktur kanımca.

    Biz O'nun kurduğu bu Cumhuriyet'i hakkıyla koruyo muyuz ki Atatürk hakkında bu tür yakıştırmalar yapalım?
    #2458871 (mrrepla, 11.10.2007 22:35)
  17. önce tc. kültür bakanlıgı'nın web sitesi'nden bir alıntı verelim;

    --spoiler--
    ATATÜRK VE BEKTAŞi BABALARI

    Bu akşam yine Çankaya Köşkü'ne vazifeye davet edildik.

    Hafız Yaşar Okur idaresinde, Sentûrî Zühtü Bardakoğlu, Kemânî Mehmet Rıza, Udî Şevki, Hanende Abdülhalik ve benden kurulu bir heyetle köşke vardık.

    ATATÜRK, henüz yemek salonuna geçmemişler. Holde bulunan davetliler arasında iki yabancı sîmâ dikkati çekiyor. Birisi sakallı ve zarif görünüşlü. Öteki gence, biraz şişmanca ve bıyıklı bir zat. O sırada Ankara'da bıyık ve sakal modası olmadığı için bu iki zatın halleri ve bilhassa giydikleri smokinlerin eyreti olduğu belli. ATA'nın hususi tabibi Ragıp beyle konuşuyorlar.

    Resmî davetlerde, frak veya smokin giyildiği gecelerde, bize daha önce bilgi verilir, biz de ona göre elbise giyerdik. Öteki davetliler de günlük elbiselerle geldiklerine göre, bu iki zatın yabancı oldukları hallerinden anlaşılıyor.

    Biraz sonra ATATÜRK'ün huzuruna girdik. Bu iki şahıs ATA'ya takdim edilince, sakallının Çamlıca bektaşî dergâhı şeyhi Ali Nutkî dede, ötekinin Kilitbahir bektaşi şeyhi Haydar Naki dede olduğunu öğrenmiş olduk. Meğer ATATÜRK'ün hususi tabibi Ragıp bey ile babaların dostluğu varmış. Bir gün ATATÜRK'le konuşurlarken, söz bektaşiliğe intikal etmiş. Ragıp bey babaları tanıdığı için ve bunlardan Ali Nutki babanın hoşsohbet ve Hayda babanın Galatasaray Sultanisi (Lisesi) mezunu olup, şair de olduğundan bahsedince, ATA bunları tanımak arzusunun izhar etmişler, bu vesileyle ile babalar Ankara'ya davet edilmişler.

    ATATÜRK, babalara, sofrada kendilerine yakın bir yer gösterdiler. Saza başladık, birkaç eser çaldıktan sonra, ATATÜRK Ali Nutki babaya hitabederek:

    - Bektaşi tarikatının hususiyetleri nelerdir? diye sordular. Ali Nutki baba:

    - Yüzlerce sene evvel kurulan bir sosyete hayatıdır, o devirlerde taassup yüzünden kadınlı erkekli bir toplantı yaparak yemek içmek kabil olmadığından, tarikat namı altında, bugünkü sosyete hayatımızı Hacı Bektaş o günlerde kurmuştur, dedi.

    ATATÜRK bu sefer de Haydar Naki babaya hitabederek:

    - Bu sosyetenin hususiyetleri nelerdir? diye sordu.

    Haydar baba:

    - Bektaşi tarikatına mensup canlar (tarikatın üyeleri) haftanın belli günlerinde tekkeye gelirler, akşamüzeri babanın etrafında halkla olurlar. Babanın karşısına rastlayan köşede en yaşlı ve eski bacı (kadın üye) başkanlığında kadınlar otururlar ve önlerindeki sofradan, edep ve erkân dahilinde yerler içerler. Bu âlem, musıki, şiir ve nükteli sözlerle devam eder.

    Bu cevapların ATATÜRK'ü tatmin etmediği yüzünden anlaşılıyordu:

    - Bir sâkî meselesi varmış, bu nedir?

    - Sâkî bektaşi sofralarının en mühim uzvudur. Bektaşiler rakıyı kapalı kadehle içerler, yâni rakının mukdarını göstermezler ve herkes aynı kadehten içmeye mecburdur. Bu kadehi elden ele devrettiren sâkî ile baba arasında devamlı bir bağlantı vardır. Canlar arasında biraz sarhoşluk belirtisi gösterene, babanın bir işareti üzerine ya boş kadeh, ya da pek az rakı konmuş kadeh verilir. Tarikatın adâbına göre, can buna itiraz edemez. Sabaha kadar aynı neşe ve samimiyet içinde sohbet devam eder.

    ATATÜRK:

    - Musıki, şiir ve nükteden bahsettiniz, bunlardan birer parça lütfedin de dinleyelim.

    Bu emir üzerine babalar, bizim de bildiğimiz: Eşref oğlu al haberi Arı biziz, gül bizdedir - Biz o Mevlânın kuluyuz - Cümle din iman bizdedir, güfteli nefesi okudular.

    Paşa memnun oldu ve biz fasıla devam ettik.

    Birara: "Kaçma mecbûrundan ey âhûy-i vahşi ülfet et" güfteli şarkıya girdik. Daha birinci satırını okumuştuk ki, ATA, Ali Nutkî babaya dönerek:

    - Nur baba kitabiyle, bu şarkı sizin hususi hayatınızı tasvir yazılmıştır, diyorlar, doğru mudur? Diye sordu. Ali Nutkî baba:

    - Efendim, Yakup Kadri beyin bir şakası olacak. Fakirin hayatı, dost ve müridleri arasında pek sâde geçerdi, hele dergâhlar kapandıktan sonra, büsbütün sâkin hayat geçiriyorum, dedi.

    ATATÜRK; orada bulunan adamlardan birine:

    - Yakup Kadri beyi davet ediniz, gelsinler, emrini verdi.

    Yarım saat sonra, Yakup Kadri bey toplantıya katılmış oldu. Ali Nutkî babayı görünce şaşırdı.

    Bir çok şarkı ve gazel okundu. Gecenin yarısını çoktan geçmiştik. ATATÜRK, Yakup Kadri beye: Yazdığınız Nurbaba romanı. Ali Nutkî babayı müteessir etmiş zannederim. Fakat müteessir olmakta haksızdırlar. Sizin gibi büyük bir edîbin yazacağı bir kitaba, keşke benim hayatım da süje ittihaz edilseydi, ben buna kızmaz, bilâkis iftihar ederdim.

    ATATÜRK'ün bu ATATÜRK ve ince sözleri, hazır bulunanları minnettar bıraktı ve meclis bu güzel hava içinde dağıldı.

    --spoiler--

    görüldüğü üzere atatürk burada, bektaşilere karsı saygı cercevesinde ve hosgörü ile yaklasmıs. ancak yine görüldüğü üzere bektasiliğin ritüelleri üzerine de sorular sormus. şimdi mantıklı düşünecek olursak, eger ki bektasi olsa idi, neden bu ritüellerle ilgili soru sorsundu ? bilakis uygulardı. ancak bir sempatisi de olmus olabilir, ulu önderin.

    zira atatürk, asker kökenli bir devlet adamı idi. osmanlı devleti'nde de yeniçerilerden bu yana ordu, bektaşiliğe daha yakın durmustur. hatta yeniçeri ağaları içinde bektaşi babaları da mevcuttur. bundan sebep bir sempati olmus olabilir. ailesine de baktıgımızda dedesinin ve onun kardesinin hafız oldugunu görüyoruz. ahanda bir alıntı daha, okuyunuz;

    --spoiler--
    Ali Rıza Bey,
    Manastır ilinin Debre-i Bala Sancağı'na bağlı Kocacık'ta dünyaya geldi. Kocacık'ın nüfusu
    tümüyle Türk. Hepsi de Yörük Türkmenleri. Anadolu'dan geldiler. Bizler, Müslüman
    Oğuzların Türkmen boyundayız. Atatürk'ün büyükbabası, iskodyalılar ailesinden,
    babaannesi ise Golalar ailesinden gelmektedir. iskodyalılar, iskodya'dan, Kocacık'a gelip
    yerleşen akıncı Türklerinin adıdır. Golalar ise "sınır gazileri" anlamını taşımaktadır. Dedesi,
    Kocacık'ın Taşlı Mahallesi'nden, babaannesi ise Yukar_ Mahallesi'ndendir. Ayşe Hanım, Taşlı
    Mahallesi'ne gelin gelmiştir. Kızıl Hafız Mehmet Bey, Çınarlı Mahallesi'nde ilkokul
    öğretmenliği yapmış, Kocacık'ın Taşlı Mahallesi'nin üst yanında bir yokuş vardır. Önünde
    küçük bir derecik akar. Bu nedenle oraya Dere Mahallesi de denir. işte Ata'nın
    büyükbabasının evi oradaydı. Kocacık'tan temelli göçtükleri zaman, evlerini Etem Malik'lere
    satmışlar. Malik'in oğlu Hayrettin izmit'te oturmaktaydı."
    Yine Üsküp'te yaşayan Kocacıklılardan Murat Ağa, Altan Araslı'ya şu bilgileri
    vermiştir: "Atatürk'ün büyükbabasının adı Kızıl Hafız Ahmet Bey'dir. Lakapları böyle. Ama,
    asıl hafız olan kardeşi Mehmet Bey'dir. Babaannesinin adı da Ayşe Hanım'dır. Daha
    sonralar_ Ahmet Bey'e 'firari' denmeye başlamış. Firari, Rumeli'de 'gurbetçi', 'gurbete çıkan'
    anlamına gelmektedir. Yalnız, Selanik'te olan bir olayla da bağlantılıdır. Kocacık'ın toprağı
    verimli değildir. Olanakları da kısıtlıdır. Bu nedenle, Ahmet Bey, Yukar_ Mahalle'den
    Feyzullah Pehlivan ve Taşlı Mahallesi'nden Fazlı Ağa ile birlikte Selanik'e çalışmaya
    gitmişler.
    --spoiler--
    #2458953 (montajelemani, 11.10.2007 22:51)
  18. Atatürk'ün yahudi,
    Atatürk'ün Alevi,
    Atatürk'ün Sünni,
    Atatürk'ün Rum,
    Atatürk'ün Yunan,
    Atatürk'ün dönme,
    Atatürk'ün top vs. olduğunu anlatan başlıklardan bir tanesi.

    Zira kimse Atatürk'ün bir deha, hatta diplomasi dehası olduğunu düşünmez.
    Kimse neden mustafa suphi'ye komünist parti'yi kurdurttuğunu öğrenmek istemez,
    Kimse Atatürk'ün neden sivas kongresi'ne amerikan delegelerini çağırttığını öğrenmek istemez.

    Atatürk'ün herkese dokunan bir yönü vardır. çünkü o çok iyi bir diplomattır.
    çünkü o kime oynayacağını çok iyi bilmiştir yıllarca.

    Mustafa suphi öldürüldü çünkü ondan bolşevik yardımı alınması için komünist parti'yi kurdurmasını istedi. ama o artık zıvanadan çıkıp rusya'dan yardım almaya ve bu yardımlarla türk milletini komünizm'e teşvik ettirmeye başlamış ve asıl işinden sapmıştı. islam ve komünizm sentezi fikircisi Çerkez Ethem ve komünizm teşvikcisi mustafa suphi gibi önderlerin düşürülmesiyle rusya artık bu eylemlerin başarıya ulaşılamayacağını görmüştü.

    Sivas kongresi'nde boşuna mı amerikan mandacılığı ingiliz mandacılığı konuşuldu? Türk halkı nerden bilsin o yıllarda amerika'yı. amerika kim? o zaman amerika neyin nesi de amerikan mandacılığı konuşuluyor? adıvarlardan tabi ki mandacılık lafı çıkıyor. o istiklal için çarpışıcak insanlar neden o yıllarda amerikan mandacılığından ingiliz mandacılığından konuşuyor? böylece ingiliz siyasetine karşı olarak, yeni manda arayan amerikalıları her ne kadar "ya istiklal ya ölüm" denilse de bir nebze olsun bunun ihtimali olduğu gösterilip bir denge unsuru haline getiriyorlar.
    buna da siyaset diyorlar, hatta diliniz dönerse: diplomasi!

    yalan yanlış yarım bilgilerle, insanlar atatürk'ü hem amerikancı hem yahudi hem dönme hem alevi hem bektaşi hem her şey yaparlar.

    amaç haticeye değil neticeye bakmak. hadi bütün bunlar; bu siyasetler tahmin edilemiyor da, neden hala kendisi şu an üstüne oturduğunuz yağ parçanızın rahat yerde oturmasına sebep olarak görmülmüyor?

    hadi onu da yapamadı, bu sayede insanlar 2 dil konuşamıyor, bu sayede bu yüzden bundan sebep insanlar "ben eski fransız sömürgesinden geliyorum" ya da "ben ingiliz sömürgesinden geliyorum" diyemiyor -ki ben bunu bizzat söyleyen afrikalıları gördüm- o zaman kardeşim bu bağımsızlık size 2 numara fazla gelmiş, boşverin yahu, satın bu milleti himaye ettirin kendinizi yapın 2. dilinizi ne kasıyorsunuz kardeşim.
    -kızım bu masaya 2 çay, abinin ki açık olsun.
    #2459275 (chemsuk, 11.10.2007 23:42)
  19. osmanlı devletinde ki bütün askerlerin (örn; yeni ceriler) bekdaşi olduğunu göz önüne alırsak pekte imkansız olmayan durum.

    edit: fena halde yanılmışım

    Osmanlıda yeniçeriler bektaşi idi. Aşağıdaki açıklamada yazdığı üzere yeniçerilerin kaldırılması ile birlikte bektaşilik için de çok katı önlemler getirildi.

    Yeniçeri askeri her şeye müdahele eder olmuş, buna karşılık gerçek görevi olan askerlikle ilgileri kalmamıştı. Zira onlar, askerlik yerine esnaflıkla uğraşıyorlardı(osmanlıda yeniçerilerin ek iş yapması yasak idi). 17. ve 18. yüzyıllarda sık sık ayaklanmışlardı. Bunun üzerine ocak, "vaka i hayriye" diye isimlendirilecek olan bir karar ve hareketle 15 Haziran 1826'da Sultan II. Mahmut tarafindan ortadan kaldırıldı.

    joe satriani'ye teşekkürler...
    #2459644 (tigra, 12.10.2007 00:40 ~ 17.10.2007 00:05)

Copyright © 2008 - uludağ sözlük

ataturk un bektasi olmasi başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. ataturk un bektasi olmasi ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu ataturk un bektasi olmasi nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about ataturk un bektasi olmasi. Copyright of the articles are belong to their authors.

» adese » trance muzik ve ecstasy iliskisi » the bourne ultimatum » turgut ozal bulvari » disgoc » ergen kizlarin guzin abla ya sordugu tarihi sor » disko krali » fiat palio » ispanyol para birimi » kronik faranjit » christopher johnson mccandless » wireless access point » 1978 maras olaylari » dogu ekspresi » phonerotica com » bir komedi unsuru olarak turk amator porno » aglatan siirler » 11 aralik 1985 real madrid b monchengladbach ma » remeron » turk ve rus kizlari nufus mubadelesi yapsin » siyasetci vuran sira arkadasin » ege universitesi sosyal bilimler enstitusu » finaller oncesi basa gelebilecek en kotu sey » sanbi taharet muslugu » olasi fotomac mansetleri » sebayi du » senin gibi » ruku eden agac » lekum dinikum veliye din » istanbul » a » b » c » d » e » f » g » h » i » k » l » m » n » o » p » r » s » t » u » v » w » y » z » sitemap » kısa » firat yalcin » prezervatif gibi hissetmek » havyar yoksa bokumu yesinler » 31 partisi » hicbir » sevisirken dinlenmeyecek sarkilar » enrico macias » cartman joins nambla » merci beaucoup » madam degil matmazel