20 nisan 2014, pazar
1533 başlık

atatürk ile ilgili anılar

  1. 99
    Gazi, çiftliğinde dolaşıp hava alırken oldukça yaşlı bir kadına rasladı.
    Atatürk attan inerek bu ihiyar kadının yanına sokuldu.

    -Merhaba nine.

    Kadın Ata'nın yüzüne bakarak hafif bir sesle; Merhaba dedi.

    Nereden gelip nereye gidiyorsun?

    Kadın şöyle bir duralayıp, - Neden sordun ki, dedi. Buraların sabısı mısın?
    Yoksa >bekçisi mi?

    Paşa gülümsedi. - Ne sahibiyim ne de bekçisiyim nine. Bu topraklar Türk
    milletinin malıdır. Buranın bekçisi de Türk milletinin kendisidir. Şimdi
    nereden gelip nereye gittiğini söyleyecek misin?

    Kadın başını salladı. - Tabii söyleyeceğim, ben Sincan'ın köylerindenim bey,
    otun güç bittiği, atın geç yetişdiği kavruk köylerinden birindeyim. Bizim
    mıhtar bana bilet aldı trene bindirdi, kodum Angara'ya geldim.

    - Muhtar niçin Ankara'ya gönderdi seni?

    - Gazi Paşamızı görmem için. Başını pek ağrıttım da... Benim iki oğlum gavur
    harbinde şehit düştü. Memleketi gavurdan kurtaran kişiyi bir kez görmeden
    ölmeyeyim diye hep dua ettim durdum. Rüyalarıma girdi Gazi Paşa. Bende gün
    demeyip mıhtara anlatınca, o da bana bilet alıverip saldı Angaraya,
    giceleyin geldimdi. Yolu neyi de bilemediğimden işte ağşamdan belli böyle
    kendimi ordan oraya vurup duruyom bey.

    - Senin Gazi Paşa'dan başka bir isteğin var mı?

    Kadını >birden yüzü sertleşti. - Tövbe de bey, tövbe de! Daha ne
    isteyebilirim ki... O bizim vatanımızı gurtardı. Bizi düşmanın elinden
    kurtardı. şehitlerimizin mezarlarını onlara çiğnetmedi daha ne isteyebilirim
    ondan? Onun sayesinde şimdi istediğimiz gibi yaşıyoruz. Şunun bunun gavur
    dölünün köpeği olmaktan onun sayesinde kurtulmadık mı? Buralara bir defa
    yüzünü görmek, ona sağol paşam! Demek için düştüm. Onu görmeden ölürsem
    gözlerim açık gidecek. Sen efendi bir adama benziyon, bana bir yardım ediver
    de Gazi Paşayı bulacağım yeri deyiver.
    Atatürk'ün gözleri dolu dolu olmuştu, çok duygulandığı her halinden
    belliydi. Bana dönerek,- Görüyorsun ya Gökçen, işte bu bizim insanımızdır...
    Benim köylüm, benim vefalı Türk anamdır bu.

    Attan indim. Yaşlı kadının elini tuttum anacığım dedim, sen gökte aradığını
    yerde buldun, rüyalarını süsleyen, seni buralara kadar koşturan Gazi Paşa
    yani Atatürk işte karşında duruyor.

    Köylü kadın bu sözleri duyunca şaşkına döndü. Elindeki değneği yere
    fırlatıp, Atatürk'ün ellerine sarıldı. Görülecek bir manzaraydı bu. ikisi de
    ağlıyordu. iki Türk insanı biri kurtarıcı, biri kurtarılan, ana oğul gibi
    sarmaş dolaş ağlıyorlardı. Yaşlı kadın belki on defa öptü atanın ellerini.
    Ata da onun ellerini öptü.

    Sonra heybesinden küçük bir paket çıkarttı. Daha doğrusu beze sarılmış bir
    köy peyniri. Bunu Atatürk'e uzattı; - Tek ineğimim sütünden kendi ellerimle
    yaptım Gazi Paşa, bunu sana hediye getirdim. Seversen gene yapıp getiririm.
    Paşa hemen orada bezi açıp peyniri yedi. Çok beğendiğini söyledi. Sonra
    birlikte köşke kadar gittik. Oradakilere şu emri verdi; "Bu anamızı alın
    burada iki gün konuk edin. Sonra köyüne götürün. Giderken de kendisine üç inek verin benim armağanım olsun." dedi

    edit= insanı gercekten duygulandıran bir anı. belki böyle anılarla ataturk'un degerı daha cok anlasılır.

    [link]http://www.turkiyeforum.c...kten-bir-ani-vt11404.html

    [/link]
    #743118
  2. 33
    1923 mart'ının 17. cumartesi günü mersin'e gidiyoruz. istasyonda yaya olarak topluluk halinde ilerlerken, yolun ortasında aynen adana'ya girerken olduğu gibi, büyük bir levha taşıyan birkaç kız, şef'in *karşısına çıktı.
    levha da şu cümle yazılı idi:
    'suriye hemşirenizide kurtardınız'
    iki gün evvel adana'da antakya ve iskenderun için yapılan o levhalı gösteri, antakyalı kızın o herkezi ağlatıp sızlatan hıçkırıklı söylevi ve sef'in ona verdiği tarihi cevapla, yüce bir nitelik almıştı. şef şimdi bu suriye levhasına ne diyecekti?
    - 'her millet layık olduğu mutluluğa erişir' dedi ve yürüdü. *
    [link]

    http://www.ataturkiye.com...ilari/1923mart.html[/link ]
    #785921
  3. 33
    izmir'de hazırlanan o alçakça suikastın sonuçsuz kalmasından sonra bir gün bize şu olayı anlatmıştı:
    - "Ziya Hurşit'in beni öldürmeye memur ettiği iki zavallı vardı. Sorguları yapıldıktan sonra bunların birisini yanıma çağırdım. Odada kimse yoktu. Kendisine sordum:
    - Sen Mustafa Kemal'i öldürecekmişsin, öyle mi?
    - Evet, dedi. Ben yine sordum:
    - Mustafa Kemal ne yapmıştı ki onu öldürecektin?
    - Fena bir adammış o. Memlekete çok fenalık yapmış. Sonra bize onu öldürmek için para da vereceklerdi.
    - Sen Mustafa Kemal'i tanıyor musun?
    - Hayır.
    - O halde tanımadığın bir adamı nasıl öldürecektin?
    - Geçerken işaret edecekler, Mustafa Kemal işte budur, diyeceklerdi. Biz de öldürecektik.
    O zaman cebimdeki tabancayı çıkararak kendisine uzattım:
    - Mustafa Kemal benim, haydi al eline tabancayı, öldür, dedim.

    Herif benden bu karşılığı alınca yıldırımla vurulmuş gibi oldu. Bir süre şaşkın şaşkın yüzüme baktıktan sonra diz üstü kapanarak hüngür hüngür ağlamaya başladı. * *

    http://bergamaare.k12.tr/...w&id=30&Itemid=99
    #785944
  4. 42
    1924 yılının ilkbaharıydı. Erzurum ve Pasinler'de depremde birçok köyün evleri yıkılmıştı. Zarar gören halkla görüşmek için Pasinler'e gelen Atatürk, halkın içinden ihtiyar bir köylüyü çağırdı:
    - Depremden çok zarar gördün mü, baba? diye sordu. Atatürk ihtiyarın şüphesini görünce, tekrar sordu:
    - Hükümet sana kaç lira verse, zararını karşılayabilirsin? ihtiyar, Kürt şivesiyle:
    - Valle Padişah bilir! dedi
    Atatürk gülümsedi. Yumuşak bir sesle:
    - Baba, Padişah yok; onları siz kaldırmadınız mı? Söyle bakalım zararın ne?
    ihtiyar tekrar etti:
    - Padişah bilir!...

    Bu cevap karşısında kaşları çatılan Atatürk, Kaymakam'a döndü:
    - Siz daha devrimi yaymamışsınız! dedi
    Bu sırada görevini başarmış insanlara özgü bir ağırbaşlılıkla ortaya atılan tahrirat katibi:
    - Köylere genelge yolladık Paşam, dedi. Atatürk'ün fırtınalı yüzü, daha çok karıştı:
    - Oğlum, dedi, genelgeyle devrim olamaz!..." *
    #785945
  5. 33
    17Mart 1923 Tarsus:

    Mustafa Kemal istasyon'dan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı.

    Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk'ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:
    - "Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!"
    Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşında cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.

    Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:
    - "Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın." *

    [link]
    http://www.hadiyaa.com/fo...dini-hakkinda-9325/[/link ]
    #785950
  6. 44
    atatürk bir seyahatinde, kolordu binasının kapısında aslan yapılı bir mehmetçik gördü. çağırdı ve iltifat etti. sordu:

    - sen güreş bilir misin?

    yanındakilerden en kuvvetli görünenlerle, mehmetçiği güreştirdi.

    genç asker daima galip geliyordu. çok neşelendi, ayağa fırladı. ceketini çıkarıp mehmetçiğe ense tuttu:

    - haydi, bir de benimle güreş!

    genç mehmetçik, ata'sının yüzüne hayranlıkla baktı:

    - ata'm, dedi; senin sırtını yedi düvel yere getiremedi, bir mehmet mi bunu başaracak?

    o anda ata'nın gözleri doldu.. ağlamamak için gülmeye çalıştı..
    #971007
  7. 86
    Cumhuriyet'in ilanindan sonra, Istanbul'da bir resepsiyon verilir.
    Tum dunya ulkelerinin elcileri ve ataseleri de davet edilir.
    Davet guzel bir sekilde devam etmektedir, fakat Ingiliz atasesi olan
    Binbasinin bakislari Mustafa Kemal'in gozunden kacmaz.
    Butun davet boyunca kendisine dik dik bakmistir ve bakmaya devam
    etmektedir. Ne oldugunu ogrenmek icin yaverini gonderir.
    Yaver Mustafa Kemal'e soyle der:
    - Pasam; kendisine neden ters bir tavir takindigini sordum, o da bana
    Mustafa Kemal'in Canakkale'de babasini oldurdugunu soyledi.
    Bunun uzerine Mustafa Kemal soyle der:
    - GiT SOR BAKALiM BABASiNiN CANAKKALE'DE NE iSi VARMiS ?
    #1321827
  8. 2018
    Birgün italyan Büyükelçisi Ata ile görüşmek ister ve
    huzura kabul edilir. O zamanın muhtelif ekonomik-siyasi konuları hakkında
    konuşulduktan sonra, büyükelçi "Ekselans, dün Roma ile yapmış oldugum bir
    görüşmede hükümetimizin Hatay'ı almak istediği kararını size iletmem
    söylendi" der.
    Odada buz gibi bir hava eser. Ata, büyükelçiye birşeyler daha ikram
    eder ve iki dakikalığına odadan ayrılır. Döndüğünde ayağında çizmeleri,
    üzerinde mareşal üniforması, belinde tabancası vardır. Doğruca masasına
    gider, manyetolu telefondan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bağlanmasını ister ve
    Çakmak'a: " Paşa, italyan dostlarımız Hatay'a gelmek istiyorlarmış. Hazır
    mıyız" der. Fevzi Çakmak durmu anlar ve "Biz hazırız Paşam" diye
    yanıtlar...Ata büyükelçiye döner ve: "Biz hazırmışız. Hükümetinize
    söyleyin, isterlerse gelip Hatay'ı alabilirler" der..
    #1322150
  9. 44
    Atatürk hakkında yapılmış birçok kehanet vardır. Bunların en ilginci onun el falına bakan bedevinin söyledikleridir.

    Mustafa Kemal arkadaşları ile Bingazi´ye, Trablusgarp savaşına katılmaya gidiyordu. Yolda bie bedevi´ye rastladılar. Bedevi el falına çok iyi baktığını ve genç subaylara da isterlerse bakabileceğini söyledi. Hepsi ellerini açarak bedevinin söylediklerini dinlemeye başladı. Sıra Mustafa Kemal´e gelince, o önce baktırmak istemedi ama arkadaşlarının ısrarı karşısında, sonunda o da elini bedevi´ye açtı. Bedevi ele bakar bakmaz yerinden sıçradı ve heyecan içinde;
    'Sen padişah olacaksın' dedi ve ilave etti '15 yıl hüküm süreceksin.'
    Genç subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler.

    Aradan yıllar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti´nin Cumhurbaşkanı oldu.
    Cumhuriyetin 14.yılında hastalandı. Karaciğeri kötüye gittiğinde çevresindekiler ona "Artık içme Paşam" dediler.
    Atatürk onlara birzamanlar yolda rastladıkları falcı bedevi´yi hatırlattı ve gülerek ;
    'Arap vaktiyle söylemişti, Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek. Hesapça bu son senemizdir...'

    Yıl 1938 ´di... *
    #2776158
  10. 33
    Atatürk daima yakın arkadaşlarına:
    "Beni Reisicumhursun diye Çankaya'nın kayalıklarına ve Dolmabahçe'nin rutubetli karanlık odalarına hapsediyorsunuz. sonra da siz istediğiniz gibi geziyor ve eğleniyorsunuz. Buna hakkınız yoktur" diyerek şikayetlerde bulunurlardı.
    Bu üzüntülerini bazen öyle hüzünlü ve samimi bir tarzda, acındırıcı şekilde anlatırlardı ki muhatabını adeta müteesir ederdi.
    Bir gece bir iki arkadaş izinsiz olarak Dolmabahçe'den bir arkadaşın evine gitmiştik.Bizim yakın dostumuz olan ev sahibini Atatürk hiç tanımıyordu.Orada yiyip içiyor, hoşça vakit geçiriyorduk. Saat oldukça gecikmişti. Birdenbire gözüme, Ataürk'ün pek sevdiği köpeği Foks ilişti. Rüya görüyorum zannettim.
    Bu köpek, odalarında yatar, gittiği her yere beraber gider, gireceği salona herkesten ve Atatürk'ten daha evvel koşar girer, adeta Atatürk'ün geldiğini haber veriyormuş gibi hareket ederdi.
    Ben de Foks'u görür görmez arkasından ne çıkacağını beklerken Atatürk'ün levent gibi endamı ve güzel yüzü ile içeriye girişini görünce hepimiz birden şaşırdık, kaldık.
    Kapıdan girer girmez hepimize birden ilk söyledikleri söz şu oldu:
    "Bravo size! Beni Dolmabahçe'ye tıkınız, siz burada eğlencede...Nasıl bastırdım!

    KILIÇ ALi
    #2776343
  11. 11
    --spoiler--
    (bkz: vatanımın toprağı temizdir)
    --spoiler--
    #2904351
  12. 14-6
    birgün atatürk, ben, yonca evcimik piknige gittik. sonra ben "atam soframızda bi tek kus sütü eksik, rakı bile var." dedim. atatürk de "artık ben ickiyi bıraktım doktorlarım yasakladı." dedi.

    öyle iste...
    #2904362
  13. 5-5
    benim hatirladigim kadari ile "karga" ile ilgili bir anisi vardi. karga kovaliyordu falan. cocukken de okurken gulerdim, simdi de gulerim. *
    #2904366
  14. 00
    ingiliz kralina verilen ziyafet
    ingiliz kralı 7. edward, istanbul'a Atatürk'ü ziyarete geldiği zaman Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti.
    ziyafetten önce:
    --"bana ingiltere sarayında verilen ziyafetlerin nasıl olduğunu bilen birini ya da bir aşçı bulunuz!" dedi.
    sonunda bu sofra düzenini bilen bir kişiden öğrenerek sofrayı o biçimde düzene koydular. kral, akşam sofraya oturunca kendini kral sarayında sanarak memnun oldu.
    atatürk'e dönerek,
    --"sizi kutlar ve size teşekkür ederim.kendimi ingiltere'de sandım." diyerek memnuniyetini bildirdi.
    sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekteydi. bunlardan biri heyecanlanarak elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. yemekler de halılara dağıldı.Türk konuklar utançlarından kıpkırmızı kesildi. ancak Atatürk kral'ın kulağına eğilerek
    --"bu millete her şeyi öğrettim, ancak uşaklığı öğretemedim!"
    dedi.
    sofradaki herkes Atatürk'ün zekasına hayran olmuştu. Atatürk garsona da
    --"görevini sürdür.
    buyruğu verdi..
    #9223892
  15. 11
    Vatan Ufuklarında Doğacak Güneş



    Bir gece tatbikatından sonra Selanik in doğusunda bulunan Karaburun istikametinde yürüyüş yaptık. Mustafa Kemal Bey alayın (38. Alay) başında, bizim önümüzde yürüyordu. Ufukta aydınlık başladı, güneş doğmak üzereydi. Birden:



    - Çocuklar! dedi. Nerede ise şafak sökecek. Yıllarca bu vatanın ufuklarında doğacak bir parlak güneşin doğuşunu bekledim. Bakalım bu sabaha.



    Güneş doğdu, fakat geceden kalan bulutlar berraklığını peçeliyordu. Mustafa Kemal tekrar konuştu:



    - Hayır, hayır! Beklediğim böyle karanlık bulutlarla örtülü olan bir güneş değildir. Ben vatan ufkunda her türlü bulutlardan kurtulmuş bir güneşin doğuşunu bekliyor ve bekleyeceğim.



    Biz ister istemez dirseklerimizle birbirimize dokunduk.. Anlayamadığımız bir muamma karşısındaydık. Bu muammayı ancak 1923 senesinde Cumhuriyetin ilanıyla çözebilmiştik. Ziya KILIÇ H.Y. istanbul 1964
    #11219227