asik kul ahmet 


kapat
  1. Aşık Kul Ahmet 1932 yılında Maraş'ın Pazarcık ilçesine bağlı Bozlar Köyünde doğdu. Adı Ahmet'tir soyadı Kartalkanat'tır. Kul Ahmet mahlasıdır. Babası sonra dan Pazarcığın Kantarma Köyüne yerleşen Mehmet Bey'dir. Dedesi yine Pazarcığın aşiret reisi Bilal Ağa'dır. Dedesinin ninesi meşhur Halk Edebiyatımızın destan Kahramanlarından Köroğlu'nun eşi Benli Döne Torunlarındandır. Annesi Satiha Hatun, o civarın eşrafından Mustafa beyin kızıdır.
    Aşık Kul Ahmet 16 Temmuz 1996 tarihinde hayata veda etti. 17 Temmuz 1996 günü Ankara Hacıbayram Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, Karşıyaka'da toprağa verildi...
    ~ http://www.turkuler.com ~
    #749768 (kara hilal, 17.10.2006 23:06)
  2. son roportaji:
    1932-1997 yılları arasında yaşayan ve 65 yaşında göçen Aşık Kul Ahmet'le yapılan bu en son röportaj, ölümünden 15 gün önce gerçekleştirilmiştir.

    H. iVGiN - Değerli Aşığımız, Sayın Kul Ahmet, biraz hayatınızdan söz eder misiniz?
    KUL AHMET - Hay hay memnuniyetle! Ancak müsaade ederseniz ben hayatımı size bir şiirimle anlatayım

    BEN BUYUM
    Ademin sulbünden ben bir insanım
    Sorarsanız aslımı işte ben buyum
    insanlığa bağlı yolum erkanım
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Türk'ün nüfusunda adım Ahmet'tir
    Soyadım sorarsan Kartalkanat'tır
    Anam Satiye'dir, babam Mehmet'tir
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Babam bir ev yapmış kerpiç yığımlı
    O da kalmış fakirliğe bağımlı
    Bin dokuz yüz otuz iki doğumlu
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Bir doksan yedidir kametim boyum
    Hallac-ı Mansur'a benziyor huyum
    Pazarcık'a bağlı Kantarına köyüm
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Bizi yetiştirdi irfanla bilim
    Her dem Hak dilini söylüyor dilim
    Maraş vilayetim Pazarcık elim
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Yoktur benim gibi dünyada yanan
    Benim bu sözüme gel doğru inan
    iki oğlum vardır Mehmet'le Kenan
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Kerem oldum bir Aslı'ya yakıldım
    Ferhat oldum dağlar ile söküldüm
    Varıp Pir Sultan'la dara çekildim
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Bazı gök gibiyim bazı da yerim
    Bazı bir talibim bazı da pirim
    Saz elinde gezen dertli bir erim
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Ta Adem'den beri coşan boylarız
    Nice kılıç nice kalkan yaylarız
    Hasan Hüseyin'den gelen soylarız
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Derdimi bileni sırdaş bilirim
    Sadık gerçekleri yoldaş bilirim
    Bütün her milleti kardeş bilirim
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Yağcı olup kötüleri övemem
    Ben sırrımı adülara diyemem
    Gericiyi yobazları sevemem
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Hünkar Hacı Bektaş özündeyim ben
    Arif olanların sözündeyim ben
    Kemal Atatürk'ün izindeyim ben
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    Kul Ahmet'im böyle iVGiN levendim
    Daha ileriyi sorma efendim
    Aydın insanlara bağlıdır bendim
    Sorarsan aslımı işte ben buyum

    H. iVGiN - Sayın Kul Ahmet, siz gönlünüze göre nasıl bir dünya istiyorsunuz? Dünya milletleri nasıl olmalıdır?
    KUL AHMET - Sayın Hayrettin Bey, ben önce dünya milletlerinin birlik ve barış içinde yaşamalarını isterim. Başka insanların dinine, diline, mezhebine, ırkına, rengine, inanç ve düşüncelerine, örf ve adetlerine saygı duyarım. Gene müsaade buyurursanız, ben nasıl bir dünya istiyorum, bir şiir ile söyleyeyim.

    iSTiYORUM
    Şu benim gönlüme göre
    Ben bir dünya istiyorum
    Karışmayan bela şere
    Ben bir dünya istiyorum

    Terörü yok sağsız solsuz
    Kalmasın fariki yolsuz??
    Jandarmasız karakolsuz
    Ben bir dünya istiyorum

    insanı dertle solmayan
    Çalışıp geri kalmayan
    Ayrı hududu olmayan
    Ben bir dünya istiyorum

    Bütün insanı hür olan
    Birbirlerine yar olan
    Gavur islamı bir olan
    Ben bir dünya istiyorum

    Kul Ahmet'im hoş riyasız
    Yaşayalım hep silahsız
    Savaş olmayan davasız
    Ben bir dünya istiyorum.

    H. iVGiN - Kul Ahmet, başınızdan kim bilir ne ilginç olaylar geçmiştir. Ben duydum ki, Rahmetli Aşık Davut Sulari ile istanbul'da bir karşılaşmanız olmuş. Bu nasıl bir hatıradır anlatır mısınız?

    KUL AHMET - Efendim! Sanıyorum 1965 yılıydı. istanbul'da Beşiktaş Açık Hava Sineması'nda bir aşıklar yarışması ve konseri olmuştu. Ben o zamanlar saz elimde diyar diyar, Mecnun gibi gezen bir aşıktım. O zamanlar Şemsi Yastıman'ın evinde kalıyordum. Şemsi Yastıman'la birlikte aşıklar şölenine gittik. Türkiye'den pek çok aşık gelmişti. Hatta rahmetli Aşık Veysel de oradaydı. Aşık Davut Sulari de gelmişti. Efendim, ben bir yıl Davut Sulari ile beraber Anadolu'ya geçmiştim. O zamanlar Davut Sulari, Ankara'da kivrasının karısını kaçırmıştı. Bu olay sebebi ile aramız açılmıştı. Onun bu tür nahoş olaylarına kızıyordum. Tabi ben Davut Sulari'nin yaşına göre çocuk sayılırdım. Fakat, Davut Sulari'yi halk çok tutuyordu. O yıllar plak dönemiydi. Odeon Plakçılık aşıklara plak yapıyordu. Davut Sulari birkaç plak doldurmuştu. Ve piyasada çok satılıyordu. O yıllar Davut Sulari büyük bir ozan sayılırdı, çünkü hayli meşhur olmuştu. Fakat rahmetlinin yalanı dolanı fazla idi. Neyse o gece konser ve yarışma başladı. Konserde jüri bile vardı. Sıra Davut Sulari'ye gelmişti. Sahnede, halka; ''Sayın seyirciler, yeni bir aşık çıkmış. Adı Kul Ahmet. Onu benimle atışmak üzere sahneye çağırıyorum'' diye konuştu. Tabi o yıllar beni halk tanımıyordu. Davut Sulari'nin niyeti halkın huzurunda beni hacil duruma düşürmek. Ben önce çıkmak istemedim. Bir taraftan halk alkışlarla beni davet ediyor, bir taraftan da Davut Sulari ''Eğer gerçek aşık ise kaçmasın gelsin. Aşıklığını izhar ve beyan etsin'' diyerek seyircileri tahrik ediyordu. Seyirci de tempo tutarak beni sahneye çıkmaya mecbur etti. Sazımı aldım sahneye çıktım.

    davut sulari'nin elini öptüm, karşılıklı oturduk. ''Buyur üstadım, sen istedin ben sahneye çıktım. Ne sorarsan, ne tekellüm edeceksen buyur, meydan sizin'' dedim. Davut Sulari, seyircilere ''Bakın ben nasıl Kul Ahmet'i tepe taklak edeceğim'' dedi. Herkes onu alkışlıyordu. Biz atışmaya başladık. Tabi o soruyordu. Ben cevap veriyordum. Fakat o soruyordu ama sorduğu soruları da açıklıyor. Kendine göre cevap veriyordu. Güya benim cevaplarımın hepsinin yanlış olduğunu da açıklıyordu. Mesela; gökyüzünde kırk milyar yıldız olduğunu, denizlerde kırk bin trilyon balık yaşadığını söyleyerek, palavralar ve yalanlar atıyordu. Tabi seyirciler de onu bol bol alkışlıyor ve ona inanıyorlardı.

    TEKELLÜM
    davut sulari
    Sana bir sorum var dinle Kul Ahmet
    Gökte kaç yıldız var bilir misin sen?
    Bütün deryaları yüzüp geldin mi?
    Kaç tane balık var bilir misin sen?

    Kul Ahmet
    Ben yıldız saymadım balık saymadım
    Bu kadar inceyi elemem Davut
    Gökte kaç yıldız var bir Allah bilir
    Bu sırr-ı hikmeti bilemem Davut

    Davut Sulari
    Dertlerini Hak derdine kattın mı?
    Yunus gibi deryalara battın mı?
    Kürre-i arz kaç kilodur tarttın mı?
    Dünya kaç kilodur bilir misin sen?

    Kul Ahmet
    Dertlerimi dost derdine katarım
    Yalan söyleyene her dem çatarım
    Bir terazi oldum inscin tartarım
    Ben bu ağır yükü alamam Davut

    Davut Sulari
    Davut Sulari der Kul Ahmet ersin
    Bazı talip oldun bazı da pirsin
    Ben de şu dünyada ustayım dersin
    Kaç tane kapı var bilir misin sen?

    Kul Ahmet
    Kul Ahmet'im bizden Hak'kın yapısı
    Tanrının elinde dünya tapusu
    Bir kapı bilirim dostun kapısı
    Varıp her kapıyı çalamam Davut

    Fakat sahnenin önündeki jüri heyeti Davut Sulari'yi alkışlamıyordu. Çünkü onun söylediklerinin hiçbirinin doğru olmadığını bilimsel olmadığını biliyorlardı. Davut Sulari'nin uyduruk rakamları, palavraları canıma tak dedi. Mikrofonu aldım elime: ''Sayın seyirciler, siz hep Davut Sulari'yi alkışladınız. Davut Sulari'nin sorularına doğru cevap veremediğimi sandınız. O kendine göre balık sayısını, yıldız sayısını söyledi. Siz onda keramet olduğunu kabul ediyorsunuz. Ben Davut Sulari'ye ufak, açık ve kısa bir soru soracağım. Eğer bilirse, onun ayaklarının altını huzurunuzda öpeceğim.'' dedim. Ve sazı elime alarak şu soruyu sordum:

    Bilirim olmuşsun yalancı hoca
    Biraz doğru yola gelir misin sen?
    Bu sahnenin bu ucundan o uca
    Kaç santimetredir bilir misin sen?

    Ben bu soruyu sorunca, seyirciler bu kez beni alkışlamaya başladılar. Davut Sulari'ye inananlar ceplerinden çelik metreyi çıkararak sahneyi ölçmeye yeltendiler. Bir taraftan ''Hadi Sulari'', söyle kaç metre ve santimetredir'' diyerek onun cevap vermesini istediler. Davut Sulari bana döndü: ''Vah kafir beni nereden yakaladın'' diyerek hıncını belirtti. Davut Sulari tabii ki bir rakam söyledi, ama o söylediği sahne ölçüldüğünde doğru çıkmadı. Bu kez herkes Davut Sulari'yi yuhlamaya başladı. Ve beni alkışladılar. Bizi seyreden aşıklar gülüşüyorlardı. Hatta, hiç unutmam, Aşık Veysel de kıs kıs gülüyordu.
    #749777 (kara hilal, 17.10.2006 23:08 ~ 23:11)
  3. devamı:

    H. iVGIN - Senin hayatında bir de ev eşyalarının çalınması olayı olmuş. Bunu anlatır mısın?
    KUL AHMET - 1971 yılında eşim vefat etti. Ben de Hacıbayram civarında bir evde oturuyordum. iki çocuğum ile yalnız kaldım. Onların rahatını temin ettikten sonra, ben de turnelere çıkmaya başladım. Çünkü eşimle hayat geçirdim o ev artık bana zindan olmuştu. Doğrusu o evde oturmak istemiyordum. Sazcı Dursun namıyla saz yapan bir Dursun Doğanay vardı. Bir gün bana geldi. ''Kul Ahmet, madem ki Anadolu'ya turneye gidiyorsun. Buradaki eşyalarını bizim evin bir odasına koyalım. Bizim ev 4 oda. Dönüşünde alırsın. Eşyalarını kilitle ve git. Benim evde hiçbir şey olmaz'' dedi. Ben de zaten Maraş'a gitmek istiyordum. ''Tamam'', diyerek eşyaları topladım ve Dursun Doğanay'ın evinin bir odasına koyduk. Anahtarını da kendilerine emanet ettim. Maraş'a gittim. iki ay kaldım. Ankara'ya geri döndüm. Baktım benim eşyalar yok. Dursun Doğanay'a sordum. ''Vallahi bilmiyorum. Demek ki çalınmış'' dedi. ''Nasıl olur kardeşim, senin evinin içinde, yatak odasının karşısındaki odada ve anahtar sende. Nasıl çalınır?'' dedim. Koştum karakolu ve ''Eşyalarımı hırsızlar çalmış'' diyerek şikayette bulundum. Şikayetimi bir şiirle dile getirdim. Karakolun komiserine verdim.

    HIRSIZLAR
    Komser beyim sana şikayetim var
    Evimi tamamen çaldı hırsızlar
    Gönlümde bir acı müşkülatım var
    Gafil olduğumu bildi hırsızlar.

    Eşyasız koydular evlatlanmı
    Ortaya yırttılar senetlerimi
    Bir garip kuş gibi kanatlanmı
    Tüylerimi bir bir yoldu hırsızlar

    Demişler hırsızlık güzel kar deyi
    Başka iş eylesek elbet zor deyi
    Belki köşelerde bir şey var deyi
    Süpürdü evimi sildi hırsızlar

    Beni görselerdi ben de giderdim
    Zahmet çekmezlerdi yardım ederdim
    Yarısını seve seve verirdim
    Ama hepisini aldı hırsızlar

    Kul Ahmet'im muradına erdiler
    Polisi komseri çokça yordular
    Malımı yiyerek sefa sürdüler
    Perişan halime güldü hırsızlar

    Ben şiirli dilekçemi verdikten sonra, komser soruşturmaya başladı. Dursun Doğanay'ı ve karısını karakola getirdi. Onların ifadelerini aldı. Önceleri ''Biz bilmiyoruz'' diyerek inkar ettiler. Polisler onları nezarete attı. Herhalde biraz da sopa attılar. Meğerse Dursun Doğanay ve kansı benim eşyaları satmışlar. Tabiiki ikisi de cezaevini boyladı. Sonra onların haline acıdım ve davamdam vazgeçtim. Fakat kamu davası açıldı. Onlar hırsızlıktan ceza aldılar.

    H. iVGiN - Sayın Kul Ahmet, senin bir şiir var: ''Bir şah olsam hükmeylesem cihana'' diye başlıyor. Bu şiir yüzünden başın belalara girdi. Kimileri ile mahkemelik oldun. Bu şiirin hikayesini anlatır mısın?
    KUL AHMET - Efendim, 1966 yılı idi. Anadolu turnesine çıkmıştık. Saygı duyduğum pek çok aşıkla birlikte. Mesela; Osman Dağlı, Aşık Mahzuni Şerif, Sanatçı Sultan Can, Mahmut Erdal ve daha bir çok sanatçı vardı. Samsun'a konsere gitmiştik. Gündüzleyin parka gittik. Atatürk'ün Samsun'a ayak bastığı yere at üzerinde heykelini dikmişler. O parkta heykelin dibinde otururken, düşüncelere daldım. Atatürk Samsun'a çıktı ve Türkiye'yi zaman içinde kurtardı. Ya ben bir şah olsaydım, dünyaya hükmetseydim neler yapardım, diyerek kalemi elime aldım orada bu şiiri yazdım. Şiir şöyle:

    BiR ŞAH OLSAM
    Bir şah olsam hükmeylesem cihana
    Başta haksızlığı yıkar giderdim
    Okullar yapardım bütün insana
    Cehaleti kökten yakar giderdim

    Fabrikalar kurar idim her yerde
    ikiliği komaz idim bu serde
    Ayrı gözle bakamazdım bir ferde
    Cihana bir gözle bakar giderdim

    Bir insan severdim biri de Allah
    Ondan başkasına tapmazdım billah
    Ne Kudüs kalırdı ne de beytullah
    Oraya bir bostan eker giderdim

    insanlıktan başka olmazdı Cennet
    Bir olursu isa, Musa, Muhammet
    Hiç ayrı olmazdı din ve tarikat
    Mezhepler bağını söker giderdim

    Bir olurdu zengin fakir her zaman
    Bütün hastalara olurdum derman
    Ne gavur kalırdı ne de müslüman
    Tümünü bir yola çeker giderdim

    O günü görseydim gönlüm gülerdi
    Bütün dünya halkı bayram ederdi
    Ne bir silah ne bir atam kalırdı
    Bir derin deryaya döker giderdim

    Gece gündüz çalışırdım millete
    Bir faydalı kul olurdum devlete
    Bir ırmak misali güneşten öte
    Başka dünyalara akar giderdim

    Uyanırdı bizden mantıkla hisler
    Taş atmazdı bize softa iblisler
    Tutmazdı bizleri cahil kabuslar
    Yobazlara şimşek çakar giderdim

    Her zaman yaşardık namusla arla
    Çalışırdı insan ticaret karla
    Dünyayı ederdim koca bir tarla
    Birlik tohumunu eker giderdim

    Bir devlet ederdim bu ulu hanı
    O zaman sürerdik yolu erkanı
    insanı ayıran o kör şeytanı
    Boynuna bir zincir takar giderdim

    Gerçek insanlarla eder idim Cem
    Seçerdim orada iyi ile kem
    Doğrulardan yana olurdum her dem
    irtica kolunu büker giderdim

    Kul Ahmet der varlığımız bitmezdi
    insanoğlu yanlış yola gitmezdi
    Ayrı ayrı devlet icap etmezdi
    Dünyaya bir bayrak diker giderdim

    Hatırlıyorum. Akşama kadar 12 dörtlük olarak şiiri yazdım. O akşam ki konseri organize edenler, Doğan Kılıç ve Alican Önder idi. Bu şiiri ilk önce Osman Dağlı'ya okudum. O çok beğendi.

    1970 Yılında istanbul Tepebaşı Gazinosu'nda bir gece bu şiiri çaldım, okudum. Sıkıyönetim vardı o zamanlar. Beni tutukladılar. Bu şiir yüzünden Selimiye Cezaevinde tam bir yıl üç ay yattım. Çoluk çocuk perişan olduk. Bu şiir yüzünden bir çok kereler tutuklandım. Halbuki suç olacak hiçbir şey bu şiirde mevcut değil.

    işin garip tarafı şu ki bu şiir bir çok kereler başka aşıklara maledilerek yayımlandı. Yani başkaları tarafından çalındı. Uzun hikaye, bu yüzden Şinasi Koç ile mahkemelik oldum. 1990 Yılında açtığım davadan 50 milyon liralık tazminat davası kazandım. Haydar Öztoprak ile mahkemelik oldum 1994 yılında 100 milyon liralık tazminat davası kazandım. Bu belalı şiir yüzünden çok manevi sıkıntı çektim. Anlatmak istemiyorum.

    H. iVGiN - Teşekkür ederim Sayın Kul Ahmet! Seni bu hasta halinle yordum. Çok güzel bir sohbet oldu.
    KUL AHMET- Sayın Hayrettin Bey biraz iyi olayım. Daha çok sohbet edeceğiz. Aslında, ben sana çok teşekkür ederim.

    ~ http://www.turkuler.com ~
    #749780 (kara hilal, 17.10.2006 23:09)

Copyright © 2008 - uludağ sözlük

asik kul ahmet başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. asik kul ahmet ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu asik kul ahmet nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about asik kul ahmet. Copyright of the articles are belong to their authors.

» tigi » turkcenin yetersiz bir dil olmasi » aydinlanma dairesi » jean baptiste jules bernadotte » cek git bebegim » yumusak su » horo » bir mature olarak anadol » ataturk un gittigi okullar » yontem bilimi » maden komuru yataklari » hic liseli gizli cekim porno izlememis olmak » koli kazim » osmanli turkcesi » sevr antlasmasi » sevr antlasmasi » anne sarkilari » dusen ucak » kina gecesi turkuleri » kisa vadeli sigorta kollari » bana iddaa yi anlat » ranzada grup seks yapmak » limited sirket » wind » mehmet guler » ken parker » 2009 da ekonomik kriz ihtimalinin dusuk olmasi » all i need » kozyatagi optimum avm » insectivora » a » b » c » d » e » f » g » h » i » k » l » m » n » o » p » r » s » t » u » v » w » y » z » sitemap » kısa » koylu kadinlarin turban takmamasi » habervaktim » sartorius » sofi » eyup sabri tuncer » kpssbelgesi com » sapanca » ilk askin aslinda son ask olmasi » yagla martinini » banu guven