alfred hitchcock 


/ 2
kapat
  1. Gerilim ve korku sinemasının ünlü ingiliz yönetmeni
    (panapa, 20.01.2006 00:17)
  2. The Pleasure Gardon" (1925- ilk), "The Lodger" (26), "The Ring" (27), "Blackmail- Şantaj" (29), "Murder- Cinayet" (30), "Number Seventeen- 17 Numara" (32), "The Man who Knew Too Much- Çok Bilen Adam" (34), "The Thirty-Nine Steps- Otuzdokuz Basamak" (35), "The Lady Vanishes- Bir Kadın Kayboldu" (38), "Rebecca" (40), "Suspicion- Şüphe" (41), "Saboteur- Sabatör" (42), "Shadow of A Doubt- Şüphenin Gölgesinde" (34), "Spellbound- Öldüren Hatıralar"- (45), "Notorious- Aşktan da Üstün" (46), "Rope- Ölüm Kararı" (48), "Stage Fright- Sahne Korkusu" (50), "Strangers on A Train- Trendeki Yabancılar" (51), "Dial M for Murder- Cinayet Var" (54), "Rear Window- Arka Pencere" (54), "The Man who Knew Too Much" (56), "Vertigo- Ölüm Korkusu" (58), "North by Northwest- Gizli Teşkilat" (59), "Psycho- Sapık" (60), "The Birds- Kuşlar" (63), "Topaz" (69), "Frenzy- Cinnet" (72).
    (panapa, 20.01.2006 00:18)
  3. kullandigi teknikler suan klise sayılsada zamanında kliselerden hic hazzetmeyen her filminde zekasini belli eden..bi insan kuştan korkar mi diyerek aldigim filminden sonra * cami avlusundan gecerken guvercinlerden bi tırstıgım bi tırstıgım dahi yonetmen.bide bi huyu vardir her filminde 1,2 dakika gorunur...vertigoda taksi cagirirken,psychoda kovboy şapkalı adam,kuşlar filminde evcil hayvan dukkanindaki adam...gibi
    (BoHeMiaN, 28.05.2006 02:44)
  4. Bütün filmlerine taptığım,filmlerinde nerden ne zaman geçicek diye psikopat olduğum sinema dünyasının dehası aşmış insan.
    (Marnie, 29.05.2006 22:17)
  5. lakabı "sir" dir.*
    (maksat muhabbet, 23.06.2006 15:52)
  6. http://www.imdb.com/name/nm0000033/

    http://hitchcock.tv/
    (j butterfly, 23.06.2006 15:56 ~ 30.05.2007 21:12)
  7. Tüm filmlerinde tek sahne bile olsa rol alan yönetmen
    (senil, 23.06.2006 16:07)
  8. (bkz: kuşlar)
    (zibende, 23.06.2006 16:10)
  9. tüm filmlerinin çalışmasını önceden masabaşında bitiren ve çekim planını asla değiştirmeyen sinema dahisi.
    (montajelemani, 23.06.2006 16:11)
  10. grace kelly'nin kendisinin ilham perisi olduğunu söyleyen gerçekten dahi yönetmen
    (darkolog, 23.06.2006 16:42)
  11. cameo hastasıdır. oscar almaması akademinin sinemadan ne kadar anladığının kanıtıdır.
    (montajelemani, 23.06.2006 16:44)
  12. kuslarfilmini seyredip bu herifin filmlerinden korkan ya da gerilenler harbiden salakmıs dememe sebep olan yönetmen.
    (karpuzkabugu, 23.06.2006 19:01)
  13. 1899-1980 yılları arasında yaşamıştır. trt nin tek kanal olduğu dönemlerde birçok filmi televizyonda gösterilmiştir. bunlardan bazıları:

    Şantaj
    39 Basamak
    Bir Kadın Kayboldu
    Rebecca
    ip
    Trendeki Yabancı
    Arka Pencere
    Sapık
    Kuşlar
    Topaz
    Kravat

    ölümünden çok sonra çekilen filmlerde bile, hitchcock un filmlerindeki kimi sahnelere gönderme yapıldığını görebiliyoruz.
    (bilgistan, 13.01.2007 20:17)
  14. bir manavın 3.çocuğu olarak dünyaya geldi. ailesi katolik olduğundan cizvit okuluna gönderdi ama o, bir reklamcılık şirketinde çizer olmak için okulunu 14 yaşında bıraktı.
    kariyerinden ilginç bir not;
    42 saniyelik duş sahnesini(sapık filmindeki ünlü sahne), 1 haftada çekmiş.
    nottan anlaşılacağı gibi sihirli formülün iyi bir örneğidir hitchcock;
    yetenek + sıkı çalışma.
    yine kariyerinden ilginç bir not; kendi yönetmiş olduğu siyah-beyaz çekilmiş bir filmi,
    10 küsür yıl sonra renkli olarak daha iyi bir bütçeyle tekrar çekmiştir.
    hatta bu filmler ne şanstır ki farklı tv kanallarında aynı gece gösterilmişti
    geçen sene. hitchcock filmleriyle ilgili bilgilerini derinleştirmek isteyenler için
    ideal bir kitap önerisi; yamuk bakmak - slavoj zizek
    (ArsMagna, 26.03.2007 20:55)
  15. hatta "alfred hitchcock: the final cut" adında oyunu da çıkmıştır. oynaması g*t ister efendim.

    http://www.justadventure..../Hitchcock/Hitchcock.shtm
    (Schizofrenne, 28.04.2007 17:44)
  16. Filmlerinde seyirciyi oyalamayı, sürüklemeyi amaç edinen, ama bunun için tümüyle sinemasal bir anlatım tekniği geliştiren Hitchcock gerilim sinemasının en önemli yönetmeni olarak kabul edilir.

    Yaratıcı kişi toplumdan farklı bir yerde olan kişidir. Başarılı olabilmek için kendini toplumdan soyutlaması gerekmez. Ama bu durumda özgünlüğünü zorlaması gerekir. başka bir deyişle yaratıcı kişi kendini toplumdan soyutlamadan artistik düşlerini gerçekleştiren kişidir. Hitchcock, yaratıcı kişinin toplumla olan iletişim sorununu en iyi biçimde çözebilen sinema ustalarından biridir.

    Bazı filmleri;

    Rear Window / Arka Pencere(1954);

    Film tek bir mekanda geçmesine rağmen seyirciyi kavrayıp götüren, sıra dışı bir gerilim filmi. izleyenler, klostrofobi duygusuna kapılmıyor, ama filme iyiden iyiye kapılıyor. Ve Hicthcock un en iftihar ettiği filmi.

    The Man Who Knew Too Much / Çok Şey Bilen Adam(1934);

    Hitchcock aynı adlı iki filminden ilki, yani daha iyi olan orijinal versiyon(bana göre). Hitchcock bu filmden sonraki birçok filminde karşımıza çıkacak bir temayı ilk kez bu filmde geliştirdi; Birden, görünürde hiçbir çıkış yolu olmayan korkutucu bir durumda kalmış bir masum. Ayrıca soluk kesici kovalamacalar.

    The Thirty-Nine Steps / 39 Basamak(1935);

    Muhteşem bir gerilim komedisi. Mizah dolu, heyecan verici, dramatik, eğlendirici, görsel yanı güçlü, canlı ve yenilikçi bir film. Beklenmedik olanın hikayesi. Bir hız ve ışık mucizesi .Öylesine hayat dolu, sürükleyici bir olay örgüsü ki, filmin adının anlamının bile kaçmasına ramak kalmış. Sanırım bu kadar övgü yeterli bu film için.
    (05snoopdogg05, 08.05.2007 20:57)
  17. francois truffaut kendisiyle günler süren bir röportaj yapmış ve konuşulanları kitaplaştırıp yayınlamıştır.sinema severler için çok önemli bir kaynak niteliği taşıyan "hitchcock" isimli bu kitapta yönetmenin şu söyledikleri aslında kendi sinemasını çok iyi özetler:
    "başka yönetmenler insanlara hayattan dilimler veriyorlar.bense onlara pasta dilimleri sunuyorum."
    (strangerthanparadise, 07.06.2007 14:30)
  18. ustadan inciler için: http://sinister.azbuz.com...objectID=5000000000160719

    32 filmini seyretmiş fanatiğinden yorumlar: http://sinister.azbuz.com...objectID=5000000000160031

    biyografi: http://sinister.azbuz.com...objectID=5000000002014489
    (ELeCTrO, 24.07.2007 01:35)
  19. ustanın göründüğü (bkz: cameo) filmler için: http://www.filmsite.org/hitchcockcameos.html
    http://en.wikipedia.org/w...tchcock_cameo_appearances
    http://hitchcock.tv/cam/cameos.html

    görünmediği filmler:

    watchtower over tomorrow (1945)
    bon voyage (1944)
    aventure malgache (1944)
    jamaica inn (1939)
    sabotage (1936)
    secret agent (1936)
    the man who knew too much (1934)
    waltzes from vienna (1934)
    number seventeen (1932)
    rich and strange (1931)
    mary (1931)
    the skin game (1931)
    juno and the paycock (1930)
    elstree calling (1930)
    an elastic affair (1930)
    the manxman (1929)
    the farmer's wife (1928)
    champagne (1928)
    downhill (1927)
    the ring (1927)
    the mountain eagle (1926)
    the pleasure garden (1925)
    always tell your wife (1923)
    number 13 (1922)

    1922-1934 arası 22 filminin 4'ünde,
    1935-1939 arası 6 filminin 3'ünde,
    1940-1943 arası 6 filminin tamamında,
    1944 ve sonrasındaki 27 filminde ise 44 ve 45 yıllarında 3 film harici gene tüm filmlerinde görünmüştür.

    genelde oyunculardan bağımsız göründüğü filmler içinde north by northwest'in ayrı bir yeri vardır. zaten eğlenceli bir tempoda geçen filmde hitchcock, cary grant ile aynı otobüse biner. grant yüzünü çevirir, yolcuyu görür, hithcock oralı olmaz, grant yüzünü çevirir ve yola bakmaya devam eder. kendine has mimikleriyle verdiği tepki anlık da olsa görülmeye değerdir.
    (ELeCTrO, 02.08.2007 02:00)
  20. (bkz: trendeki yabancı)
    (ditty, 03.08.2007 11:58)
  21. (bkz: macguffin)
    (bkz: suspense)
    (ELeCTrO, 22.09.2007 21:41)
  22. (bkz: Vertigo)
    (heathcliff, 22.09.2007 21:44)
  23. ''Benim amacım, halkı sağlığa yararlı şoklara uğratmaktır.
    Uygarlık günümüzde o denli koruyucu bir hal almıştır ki, artık korkularımızdan içgüdüsel olarak kurtulma olanağımız kalmamıştır. Uyuşukluğumuzu gidermek ve ahlaksal dengemizi canlandırmak için tek yol, şok yaratacak yapay araçlara başvurmaktır. Buna ulaşmak bana öyle geliyor ki, ancak sinema yoluyla olabilir.''
    (ELeCTrO, 22.09.2007 21:51)
  24. "izleyiciye sunulan film çerçevesi içine gerçekçiliği vermek için bir yönetmen, bu çerçeveyi çevreleyen boşlukta belli seviyede gerçekliğe aykırı davranışlara göz yummalıdır. Örneğin, ayakta durdukları farzedilen iki kişinin öpüşmesinin yakın çekimi ancak bu kişileri mutfak masası üzerinde diz çöktürerek sağlanabilir. Hatta masayı çerçeveye girsin diye 20 cm yukarıya bile kaldırabiliriz. Bir adamı masanın arkasında ayakta dururken göstermek mi istiyorsunuz? Adama yaklaştıkça masayı da yukarı kaldırmalısınız. Tabii masanın da görüntüde yer almasını istiyorsanız. Her neyse, çoğu yönetmen böyle şeyleri küçümsediği için, masayı da görüntüye almak amacıyla kamerayı çok uzağa yerleştirirler. Herşeyin perdeye, tıpkı sette göründüğü gibi yansıyacağını sanırlar. Çok gülünç!

    Görüntüleri perdeye yerleştirmek, hiçbir zaman olgulara bağlı bir tarzda ele alınmamalıdır. istediğiniz herşeyi, gerek duyduğunuz görüntüyü almanızı sağlayacak sinema tekniğinin yerinde kullanımıyla elde edebilirsiniz. Kısa kesmeler yapmaya gerek kalmayacağı gibi, almak istediğiniz görüntü ile elde ettiğiniz görüntü arasında da uzlaşma sağlamaya gerek yoktur. Çoğu filmin yeterince kuvvetli olamamasının nedenlerinden biri, sinema endüstrisinde çalışan çok az kişinin, betimleme sanatı hakkında bilgi sahibi olmasıdır.''

    ''Çekim yaparken asla senaryoya bakmamakla her zaman övünmüşümdür. Çünkü filmin tamamını tüm kalbimle bilirim. Sette eklemeler yapmaktan her zaman korkarım. Çünkü insanın yeni fikirler üretmek için bol zamanı olabilir, ama bu yeni fikirlerin değerini tartışmak için stüdyoda yeterli zaman olmayabilir. Çevrede dolaşan kalabalık bir çekim ekibi vardır. Bu durum yeterince insanın kafasını karıştırır. Ayrıca yapımcılık parasını boşa ziyan edemeyecek kadar insaflıyım. Bazı yönetmenler, oturdukları yerde güzel şeyler tasarlayabilecek bir ekibi yanlarında ayakta bekletirler. Ben asla böyle çalışamam.''

    ''Ben, biliyorsunuz, yazar değilim. Bir senaryo yazabilirdim ama hem tembel olduğumdan hem de zihnim değişik yönlerde dağıldığından hep yazarları yardıma çağırmışımdır. Buna karşın, atmosfer ve gerilime dayanan filmlerimin kendi yaratışım olduğuna inanırım. Birinin yazdığı senaryoyu alıp resimlemek, bana göre iş değil. Onu iyi ya da kötü yanıyla benim konum, benim öyküm haline getirmeliyim. Bir öyküyü yalnızca bir kere okurum. Temelde bana uyarsa alırım, kitabı tümüyle unutur, sinema yapmaya girişirim. Sözgelimi, Daphné Du Maurier'in Kuşlar öyküsünü anlatın bana deseniz, yapamam. Bir kez okudum onu ve unuttum gitti.''

    ''Murder'de savunma avukatıyla savcıyı, mahkemeye ara verildiği zaman birlikte yemek yerken göstermiştim. the paradine case'te ise alida valli'yi asılarak idama mahkum eden yargıç, evde karısıyla birlikte sessizce yemek yiyordu. insanın içinden yargıca
    'söyle bana, bir kadını ölüme mahkum ettikten sonra eve geldiğinde ne düşünüyorsun?' diye sormak geliyor. Buna karşılık charles laughton'un soğuk ve kılı kıpırdamayan tavrı, böyle bir soruya vereceği yanıtın şu olacağını akla getiriyordu: 'Hiç düşünmüyorum!'

    Aynı düşüncenin bir başka canlandırımı ise blackmail'de vardı. Mahkumu hücresine kilitleyen iki müfettiş, herhangi iki büro memuru gibi erkekler tuvaletine gidiyor ve ellerini yıkıyorlardı. Aslına bakarsanız ben de aynı şeyi yaparım.
    psycho'nun ya da the birds'in korkunç bir sahnesini çektikten sonra eve gittiğimde bütün gece kabuslarla boğuşmam. Yaptıklarım, günlük çalışmanın bir parçasıdır. Elimden gelenin en iyisini yaparım ve iş orada kalır. Doğrusu çekimler sırasında çok ciddi olduğum halde, olan bitenlere daha sonra gülebilirim.

    Ancak canımı sıkan birşey var. Kurbanın yerinde olmanın nasıl bir duygu olabileceğini elimde olmadan düşünürüm. Yine polise karşı olan ebedi korkuma geliyoruz. Tutuklandıktan sonra bir polis aracında karakola götürülürken, arabanın demir parmaklıkları ardından caddede tiyatroya giden, barlardan çıkan, gündelik yaşamın keyfinin tadını çıkaran diğer insanlara bakan bir kişinin duygularının neler olabileceğini daima hissetmeye çalışmışımdır. Hatta araba sürücüsünün polis arkadaşıyla şakalaşmasının bile görüntüsünü çizebilirim. Bundan da müthiş bir korku hissederim.''
    (ELeCTrO, 22.09.2007 21:56)
  25. ''Bazen bir filmin projesi, belirsiz bir fikirle başlar. Örneğin bir fikir olarak, bir kentin yaşamındaki 24 saati yapmak isterdim, Bu filmi başından sonuna kadar şu anda aklımda canlandırabiliyorum. Olaylar, arka plandakiler, tümüyle dairesel bir hareket içinde, bir döngü gibi... Film, sabahın 5'inde gün doğarken kapının dibinde yatan bir serserinin burnunun üzerinde vızıldayan bir sinekle başlıyor. Sonra kentteki yaşamın erken saatlerdeki ilk kımıldanışları... Besin maddelerinin, kente ilk varışından başlayarak, dağıtımını, satışını, insanlar tarafından satın alınışını, pişirilmesini ve tüketiminin çeşitli biçimlerini göstererek, bir antolojisini yapmayı isterdim.
    Besin maddelerinin başına çeşitli otellerde neler geliyor, nasıl düzenleniyor, nasıl yok ediliyor. Ve filmin sonlarına doğru aşama aşama lağımlar gösterilecek ve çöpler okyanusa dökülecekti.
    Böylece de taze sebzelerin pırıltısıyla başlayıp lağımlara akan pislikle biten bir döngü oluşacaktı. Tematik olarak da bu döngü, insanların iyi ve güzel şeylere neler yaptıklarını göstermiş olacaktı. Bu tema, insanlığın kokuşmuşluğu olabilirdi. Bunu tüm kente yayabilir, herşeyi filme alabilir ve hepsini gösterebilirdiniz.''

    ''Aklına en iyi düşünceler geceyarısı gelen bir film yazarı vardı. Ama sabah uyandığında bunların hiçbirini anımsayamıyordu. Bir gün aklına parlak bir fikir geldi. Kendi kendine, 'yatağımın yanına kağıtla kalem koyarsam, aklıma fikir geldiğinde hemen yazarım' dedi. Yatağına yatıp uyudu. tabii geceyarısı, aklına geliveren müthiş bir fikirle uyandı. Güzelce yazdıktan sonra tekrar uyumaya devam etti. Ertesi sabah uyandığında herşeyi unutmuştu. Ancak tam tıraş olurken: 'Tanrım, dün gece aklıma müthiş bir fikir gelmişti ama unuttum, ama dur, yanıma kağıt kalem koymuştum, evet, yazdım da!' diye bağırarak koşa koşa yatak odasına gitti ve kağıdı eline alıp yazdıklarını okudu: 'Oğlan, kızla buluşur.'
    Bu öyküde biraz gerçek payı da var. Gecenin o saatinde gerçekten çok büyük fikir gibi görünen şeyler, şafağın soğuk ışığında yeniden düşündüğümüzde bize çok çirkin gelir.''

    ''Bir film yaratmakla bir belgesel film çekmek arasında büyük ayrım vardır. Bir belgeselde yaratıcı Tanrı'dır, temel malzemeyi o yaratmıştır. Bir yapıntı filmde ise yönetmen bir tanrıdır, hayatı o yeniden yaratacaktır. Bir film yapmak için sayısız izlenimi, dışavurumu, görüşü birleştirmek zorundayız. Monotonluğu önlemek için tam bir özgürlük gereksiniriz. Bu açıdan, bana gerçeğe uygunluktan söz eden bir eleştirmen, hayal gücünden yoksun bir kişidir.''

    ''Perdede cinselliğin de bir gerilim unsuru olması gerektiğini düşünüyorum. Eğer cinsellik aşırı biçimde göze çarpıyorsa ve çok belirginse, gerilim olamaz. Filmlerimde hep görmüş geçirmiş sarışınları seçmemin nedenini biliyor musunuz?
    Biz, ancak yatak odasına girdikten sonra fahişeleşmeye başlayan, gerçek hanımefendilerin peşindeyizdir. Zavallı marilyn monroe, cinsellik, yüzünün her yanında yazılıydı. brigitte bardot da pek usta ve kurnaz bir kişi değildi.''

    ''Bazı filmler yaşamdan bir dilimdir. Benimkiler ise kekten bir dilim. Yaşamdan bir dilim filmi yapmak istemiyorum. Çünkü insanlar bunu evde, caddede, hatta sinema binasının önünde bulabilirler.
    Yaşamdan bir dilim görmek için para ödemeleri gerekmez. Ayrıca aşırı fantezilerden de kaçınırım. insanların karakterlerle özdeşleşebilmesi gereklidir. Bir film yapmak, herşeyden önce bir öykü anlatmak anlamına gelir. Öykü, gerçekleşmesi mümkün olmayan birşey olabilir, ama asla ilkel olmamalıdır. Dramatik ve insancıl olmalıdır. Zaten drama da sıkıcı kısımları atılmış yaşamdan başka nedir ki! Bundan sonraki etmen, film yapımı tekniğidir ve bu bağlamda ben, teknikte salt mükemmelliğe karşıyım. Teknik, eylemi zenginleştirmelidir. Hiç kimse sırf kameraman hoşlanıyor diye kamerayı belli bir açıya yerleştirmez. Burada önemli olan, belli bir açıya yerleştirilmiş kameranın o sahneyi en iyi biçimde vurgulayıp vurgulamadığıdır. Görüntülerin ve hareketin, ritmin ve efektlerin güzelliği, herşey esas amaca tabi olmalıdır.''

    ''Bir film tam ve doğru olarak sahnelenirse, gerilim ve dramatik etki yaratmak için oyuncunun ustalığına ya da kişiliğine dayanmaya pek gerek kalmaz. Benim görüşüme göre, bir aktörde gerekli olan baş unsur, hiçbir şey yapmamayı becerebilecek yetenekte olmasıdır. Ancak bunu yapabilmek göründüğü kadar kolay değildir.
    Yönetmen ve kamera tarafından kullanılmaya ve oynadığı filmin içinde eritilmeye razı olmalıdır. Kameranın doğru vurguyu ve en etkili dramatik noktaları belirlemesine izin vermelidir.''

    ''Ben oyuncuların sığır olduklarını söylemedim. Yalnızca sığırlar gibi davranmaları gerektiğini söyledim.''
    (ELeCTrO, 22.09.2007 21:58)
/ 2
© 2008 - uludağ sözlük

feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. yukarıda yazanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir.

» turklerin her seyini sahiplenen yunanlar » ainur » mutlu ol yeter » jambon » araba alarmi » emily » ozcan » 7 dersten kaldim baba » vulcan » antu » bir ishak sin bir cemil » atalanta » ernesto che guevara » aman heri » babalarin agzina yapismis laflar » fenerbahce taraftari » tecavuze ugrayan danimarkali turist » yuruyen merdiven paranoyasi » robot seksinden once hayati onem tasiyan sorular » sukunet » sevgiliyle tartismak » yaran anne sorulari » redwinemania » jane austen » cem yilmazli turk telekom reklamlari » history » corvus corax » mitmit » olduramadim a b c d e f g h i j k l m n o p q r s t u v w x y z 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 » sitemap » kısa