ahmet turan alkan 


/ 3
kapat
  1. gazete okumama rağmen özellikle takip ettiğim az sayıda yazar vardır. işte Alkan, bu az sayıda yazardan biridir. Düşündüklerini çekinmeden söyleyebilen, okurken sizi sıkmayan ustalıkta kalem oynatan ender yazarlardandır.
    #1750729 (kartal, 10.06.2007 21:26 ~ 06.07.2007 21:08)
  2. cumhuriyet üniversitesi kamu yönetimi bölümünün mezuniyet töreninde en iyi ve en samimi konusmayı yapan üstad. tek idolum.
    #1790035 (tatlı su levregi, 19.06.2007 14:07)
  3. bugünkü yazısında kabine listesini geri çevirme üzerine leziz bir yazı yamıştır.

    --spoiler--

    devlet şuuru

    Buna istiskal derlerdi eskiden, şimdi bir garip karşılıklar çıktı; bazıları jest, bazısı ise rest diyor. Bu istiskalden jest mânâsı çıkaranların haline eskiden pişkinlik derlerdi, şimdi ne derler bilmiyorum.
    Cumhurbaşkanının başbakanı istiskâli! Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri yok. Hadisenin tek olumlu, hatta olağanüstü tarafı, başbakanın sinirleri üzerinde müthiş bir denetim kurarak gazetecilere o açıklamayı yapabilmesi, hatta gülümseyebilmesi. Başbakan'ın âsâbına bu derece hâkim davranması, altı çizilmesi gereken önemli bir liderlik vasfıdır ve takdiri hak ediyor. Sair zamanlarda, "Ben olsam başbakandan daha iyisini yapardım" diye düşünebilirsiniz ama tam da o durumda, bundan daha iyisini yapabilmek her kişinin kârı değildir.

    Dün Ahmet Selim fevkalade incelikli bir tenkid kaleme aldı bu konuda. Çoğumuzun aklından geçeni o seslendirdi; devlet başkanlığı ile başbakanlık arasındaki resmi ve sempatik ilişkilerin ne halde olduğunu az buçuk tahmin ediyorduk ama telefonların kesik olduğundan haberimiz yoktu!

    Belki farkında, belki değil; AK Parti'ye durup dururken en azından % 15'lik AKP'li olmayan seçmen desteğini tahrik edenlerin başında Cumhurbaşkanı'nın ve bürokratik uzantılarının bu garip davranışları vardır: O görmezden gelmeler, göz göze gelmemek için duvarları delip geçen derin bakış türleri icat etmeler, durum kaçınılmaz hale geldiğinde bakışları ufûnetin en kahhar destesinden bir ok haline getirerek fırlatmalar... Belgeleri var bunların, fotoğrafları çekildi. Cumhurbaşkanının başbakandan nefret ettiğini belgeleyen kareler. Bırakınız devlet idaresini, bir anonim şirkette bile bu kadar hissiliğe tahammül edilmez.

    Böyle yapa yapa, partisine henüz kurumsal kimlik ve sahicilik kazandırmakta bile ne derece başarılı olduğu su götüren Başbakan'a ve partisine bir Demokrat Parti efsanesi (plastik değil, hakikaten DP'den bahsediyoruz) şeklini veren odur. Defalarca yazdık, "Yapmayın; milletin dengesini bozacaksınız; teraziye çok ağır yükler bindirirseniz artık nüansları fark edemez hale gelir" dedik okumadılar; çok alâmetler belirdi, görmediler, hâlâ olup bitenin farkında değiller. Bütün hesap şu galiba; iki sene sonra emekliler kulübünde prafa oynarken masadakilere, "hiç zahmet edip listeni çıkarma dedim; mosmor oldu, yüzü renkten renge girdi" filan gibi gevrek ve harcıalem hatıralar nakletmek (arkadaşı var mıdır; zannetmem ama?..) Etraftan "bravo Necdet Bey, büyüksün; hadi bir daha anlat" pohpohlamaları...

    Cumhurbaşkanı'nı ciddiyetle seven ve takdir eden bir kitle var; onu rejimin, cumhuriyetin, laikliğin, aydınlanmanın, dürüstlüğün sembolü zanneden bu kitle, hangi dala çaput bağladığını şu son hadisede iyi fark etmelidir. Çaputun altta yatan mevtâya faydası veya zararı yoktur fakat yaşayanların itikadını bozar, çünkü bâtıl itikâttır. Sayın A. Necdet Sezer, uzadıkça uzayan görev süresinde "iyi devlet adamı" sıfatına örnek gösterilecek pek az karara imza koydu; eylemiyle değil retçi davranışlarıyla dikkat çekti. Tarafsızlığına gelince hükmü kendisi versin; herhalde kendisi bile tarafsız görev yaptığını ileri süremeyecektir. Bizim gençliğimizde en sıra neferi ülkücüde bile "devlet şuuru" denilen şey, bundan daha çok tecelli ederdi.

    Devlet şuuru!

    Şu son "listeye bakmaya gerek yok" hadisesi, devlet başkanlığı, ilk senesinden sonra öfkeli ve takıntılı memur çizgisinin üstüne bir türlü çıkamadığı Cumhurbaşkanlığı kariyerinin icmâli gibidir; tarihe, aksi ve geçimsiz bir devlet başkanı olarak geçmek hazin bir final.

    Artık kabul edilmeli ki Sezer'li Çankaya, AK Parti'nin kusurlarını, defolarını hızla izale eden bir dolgu macunu fonksiyonu icra etti; Sezer'siz Çankaya ise (derin bürokrasinin muhtemel aksiliklerini sürdürmezse) hükümeti icraatıyla yapayalnız bırakacaktır.

    Biz hayır dilemekle yükümlüyüz; hayrın nereden tecelli edeceğini ise biz bilemeyiz.
    --spoiler--
    #2166100 (laedri, 20.08.2007 16:13)
  4. neden zaman gazetesi'nde yazdığını hala anlayamadığım ama kitaplarını okumaktan ve kendisi ile sohbet etmekten aşırı derecede zevk aldığım insan, hocam. kitaplarını özellikle altıncı şehir'i herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
    #2575475 (bengbeng, 10.11.2007 08:19 ~ 13.11.2007 10:02)
  5. vakti zamanında kendisine yönelttiğim bi eleştiriyi, * 'yaşınızın 18 olmasını göz önünde bulundurarak hoş karşılıyorum ama isminizi yazmadığınız için ciddiye almıyorum.' (yani: çocuk, çekil lan ayak altından; senle mi uğraşacağım lan hergele. hadi bak bu sefer yaşına bağışladım, bi dahaki sefere acımam ona göre) şeklinde cevaplamış olan yazar.
    #2699653 (neretva, 15.12.2007 15:14 ~ 15:19)
  6. (bkz: ahmet turan alkan/#1746941)
    #2699702 (kIran kIrana, 15.12.2007 15:25)
  7. yazabilmek kabiliyet gerektiren bir uğraştır. herkes yazamaz. herkesin yazdığı da birbirini tutmaz. kötü yazan vardır, iyi yazan ve daha iyi yazan vardır.

    sözlüğe kayıtlı insanların da nihai amacı yazmak ve yazdıklarını okutmaktır. yazdıklarını okutabilmek için de iyi yazmak gerekir. eleştiri ise apayrı bir kabiliyet gerektirir.

    şimdi sözlükte bir şekilde yazar payesi almış insanların bir kalem üstadı olan ahmet turan alkan hocayı eleştirmeden önce kırk defa düşünmeleri gerekir.

    sen paçoz, kolpa yazarlığınla ahmet turan alkan başlığının altına "hoca" ulen bu hatta küçük hocaefendi, zaten fikirleri de kofti bilmem ne diye yazarsan en basit deyimle haddini aşmış olursun. okuyanlar da sana hadi oradan der.

    demem odur ki eğer yazmak güzel yazmak istiyorsanız hele bir de hicve merakınız varsa turan hoca okunması gerekenlerin en başındadır.
    #2699817 (geceninbiri, 15.12.2007 16:05)
  8. dile olan hakimiyeti, sistemi elestiren hicivleri, usta-cekirge yazilariyla meftunu oldugum mukemmel yazar. son gunlerde yasanan hadiselere dair mukemmel bir yazi yazmis. okumayi siddetle oneririm.

    Bu günlerde "uluorta namaz" moda oldu. Bir gazeteci, vaziyeti daha da dramatik hale getirerek, "Akmerkez'de uluorta namaz kılınıyor, sırf gösteriş olsun diye, belki de birisi müdahale etse ikinci bir Sivas yaşanacak..." satırlarını kaleme alınca, derhal titreyerek her dürüst vatandaş gibi, dört gün önce şahit olduğum tüyler ürpertici bir "uluorta namaz" olayı hakkında bildiklerimi ifşâya karar verdim.
    Evet, acı fakat hakikat; inanmayacaksınız ama vatandaşın biri kamuya açık alanda "uluorta" namaz kılıyordu.

    Hava hayli soğuktu, akşamın karanlığı bastırmıştı.

    Suç mahalli, Ankara tren garının ikinci peronuydu (Anıttepe'ye kuş uçuşu 1 km); merdiven çıkışındaki büfenin yaklaşık onbeş metre ötesinde sabit bankların olduğu mıntıka. Olayı soruşturacak kurum ve kuruluşlar, gerekirse oradaki büfecinin şahitliğine başvurabilirler. Büfeci beni hatırlayacaktır; kendisinden iki çay istemiştim, o da, "abi çay bitti" demişti de kendisinden üç tane peynirli börek satın almıştım.

    Derken... O müthiş manzara ile karşılaştım!

    Dilim varmıyor, hâlâ ürperiyorum, takriben 50-60 yaşları arasında, kıyafetinden sıradan biri olduğu anlaşılan bir adam resmen, alenen, uluorta ve kimseden müsaade almaksızın namaz kılıyordu! (Tecrübelerime dayanarak bu yurttaşın akşam namazı kılmakta olduğunu tahmin ediyorum.)

    Hayır, tam olarak o esnada namaz kılmıyordu ama bu maksat için ciddi bir eylemlilik içindeydi; bir nevi cürme azm ve teşebbüs; zannımca "kaamet" getiriyordu; Kaametin ne olduğunu bilmeyenler Diyanet'in web sitesine bakabilirler.

    Rejime, kanunlara ve anayasaya saygılı bir vatandaş olarak duruma derhal müdahale etmek ihtiyacı hissettim. Tam olarak niyetim şöyleydi; "Beybaba" diyecektim, "Burası kamu alanı, hava soğuk, yer ıslak. Sen de pardesüyü çıkarıp yere sermişsin. Gar binası içinde mescid var; oraya git de buralarda perişan olma; üstelik durup dururken bir de karşı devrimci eylem görüntüsü vermesen daha iyi olmaz mı?"

    Diyemedim, çünkü Beybaba çoktan iftitah tekbiri çekip ilk rekâta el bağlamıştı bile (iftitah, tekbir ve rekât için bkz. diyanet.gov.tr).

    Sonradan durumu öğrendim; bu beybaba meğer yalnız değilmiş. Doğu Ekspresi vaktinde gelecek diye birlikte seyahat ettikleri çoluk çocuğu ve eşyası ile hayli merdivenden inip çıkarak perona gelmişler. Tehiri işitince beybaba, çoluk-çocuğu üşümesinler diye gar binasındaki bekleme salonuna yollamış, kendisi de 2. perondaki eşyalara bekçilik etmekteyken namaz vakti gelincee...

    Al sana karşı devrim: "Niyet ettim akşam namazının farzına, durdum divâna!"

    Vâkıa kimsenin rûhu bile duymadı. Peronda bizden başka kimse yoktu ve sonradan anladığıma göre beybabanın oracıkta vaktin namazını edâdan gayrı şansı kalmamıştı ama karşı devrim karşı devrimdir arkadaşlar ve ben, duyarlı bir yurttaş olarak dokuz kusurlu hareketten birini teşkil eden bu cürmü ihbar etmek zorundayım ve işte eeet-tim!

    Büfeciyi boş verin, hatırlamayabilir; benim elimde kapı gibi video görüntüleri var; üstelik öyle dandik cep telefonu videosu değil, HD kalitesine yakın, yarı profesyonel bir kamera görüntüsü (tesadüfe bakınız ki o esnada oğlumla bir şahsi belgesel çekimi yapmaktaydık)

    Ve o gün, yani 12 Şubat akşamı Doğu Ekspresi, gara bir buçuk saat tehirli girdi; bir saat de soğuk trenin içinde bekleştik. inanmayan istasyon kayıtlarına bakabilir (ama zor görür).

    Olayın sarsıntısını hâlâ üstümden atamadım çünkü trende yol boyu çok sarsıldık; sarsıldık durduk. Mühim değil, yeter ki rejim sarsılmasın!
    #3014652 (ersin34, 16.02.2008 20:32)
  9. zaman gazetesindeki yazılarında genelde mizahi bir dil kullandığı için ara sıra 'ciddi' şekilde kaleme aldığı yazıları okuyunca kişiye 'acaba mizah vardı da ben mi görmedim?' sorusunu sorduran yazar.
    #3065901 (teknick47, 27.02.2008 14:51)
  10. (#3087388)

    bugün yine tribünleri coşturmuş kendine tekrardan hayran bıraktırmış yazardır.
    #3089898 (neretva, 03.03.2008 21:58)
  11. ustad yine vermis ayarin kralini. mevzu ankara amblemi ve yargi.

    http://ahmetturanalkan.ne...mu-yararina-uygun-amblem/

    --spoiler--
    isin gucun olmayacak; ne kadar resmi amblem varsa "kamu yararina uygunlugu" hakkinda usenmeyip birer dâvâ acacaksin; gorecekler gunlerini...
    --spoiler--
    #3260476 (el erzurumi, 12.04.2008 11:26 ~ 11:30)
  12. türk nesrinin tartışmasız en ustasıdır. kelimeler onun kaleminde bi uysallaşır böyle bi akıcı olur. hem de bunu osmanlıca kelimat ile yapması yok mu dadından yinmez...
    #3358838 (abdullah cavlak, 05.05.2008 04:13)
  13. zaman gazetesi'ni alma nedenlerinden usta kalem.

    bir diğeri, aynı zamanda idolüm (bkz: nedim hazar)
    #3420133 (enderun sevgiler, 20.05.2008 00:02)
  14. bugünkü yazısıyla yine döktürmüş üstad.

    "dinci

    "dinci" tâbiri batı dillerinden birine nasıl çevrilir bilmiyorum; sonuna "ist" takısı getirilip bazı karşılıklar bulunsa da bizim zihnî atmosferimizdeki o çirkin karşılığını bulmak mümkün olmaz gibime geliyor. dindar değil, dinibütün, dine saygılı değil, hatta aşırı dindar, fundamentalist de değil: "dinci!"
    bu kavram, "dinci" olmadığını karine ile anlayabildiğimiz bazı basın "uzuv"larının, terkibindeki mânâ kimyalarını sır gibi sakladıkları özel bir alaşımdan imâl edilmiş, çok başarılı bir prodüksiyondur. kime tevcih etseniz sahiplenmez, "ne münasebet, ben dinci değilim" dedikten sonra niçin "dinci" sayılmaması gerektiğini söyleyecek, bununla beraber "din" kavramı ile nisbetini açıklamaya çalışan "kem-küm" benzeri lâflar etmek zorunda kalacaktır. peki, "dinci" kavramı hakaret mânâsına gelir mi? bir şahıs, bir başkasını "bana dinci dedi" diye mahkemeye verse, hâkimler nasıl bir içtihatta bulanacaktır; eleştiri mi, şahsiyete saldırı mı, tahkir mi, istihzâ mı; ne?


    bir tek kelime ile karşınızdakini savunma pozisyonuna düşürüp hamle üstünlüğü kazanmak için geliştirilmiş ustalıklı bir strateji. bu tabir -esef edilir ki- bazı gazeteciler, yazarlar ve yayın organları tarafından önü ardı düşünülmeksizin leblebi gibi kullanılıyor.

    anayasamızın 24. maddesinde hâlâ geçerliliğini koruyan bir kaide var: kimse dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. anayasa hükmü olmaktan öte temel nezaket kurallarıdır bu. medeni memleketlerde insanlara inançlarıyla ilgili soru sormak veya imada bulunmak en hafifinden terbiyesizlik sayılır, ardından soru sahibinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığından şüphe edilir ve aynı kişiye açılmış bütün nezaket kredileri askıya alınır.

    son günlerde sahibi değişen bazı gazete ve televizyon kanallarının itibarını düşürmek için bu ve buna benzer psikolojik aşağılama tâbirleri kullanılıyor. geçenlerde bir radyo gevezesi, "damat sabah paşa" tâbirini kullandı; belli ki diline pelesenk edinmiş. yeni sahibi, hoşlarına gitmiyor diye yayın organlarına bu gibi yılışık ve cıvık benzetmelerle sataşıyorlar. büyük sermaye grupları arasında, "bizim patron iyidir, öteki patron kötüdür" diye tarafgir pozlar takınmak, tutarlılıktan da geçtik, şaşkın bir değerlendirme kriteri gibi görünüyor. hani bunu söyleyen, "bizim patron, gazetesinin sermayesini simit satarak, pazarda limonculuk yaparak alnının teriyle kazandı, onun için bu gazetede çalışmaktan onur duyuyorum" diyebilecek durumda olsa ne âlâ?

    dinci basın, dinci basın..., dinci olmayan basının adı ne peki? "dinsiz basın" denilse şık mı olur; ne şık, ne de doğru bir değerlendirme biçimidir bu. dinî hayatlarını merak ettiğimden değil fakat şu sebeple: dinsizlik dediğimiz şey, sahibinde mangal gibi bir yürek, dağlar gibi özgüven ve denizler gibi iç tutarlılık gerektiren bir zihnî tercihtir ve en azından bu sebeple basınımızın bir kısmını dinsizlikle itham etmek, yılışık edâlarda sağda solda "dinci basın" lâfını eden gevezelere fazladan şeref ve onur atfetmek mânâsına gelir; bu nitelemenin, hakiki dinsizlere ne kadar büyük haksızlık ve saygısızlık anlamına geldiği ise izahtan vâreste bir keyfiyet.

    hâşâ beyler, siz şüphesiz "dinsiz" değilsiniz; o onuru hak etmek için evvela biraz tutarlılık ve şahsiyet sahibi olmak lâzımdır.

    "dinsiz" uymadı, olmaz; peki, "laik, demokrat" desek olur mu? ilk başta olabilirmiş gibi görünüyor ama gezegenin bir yerlerinde hakikaten laik ve demokrat insanlar çıkıp da, "bizim bu dön baba dönelimcilerle ne benzerliğimiz var ki, bize bu hakareti revâ gördünüz; aşkolsun" derlerse ne cevap veririz? bühtan etmiş olmaz mıyız?

    *

    türk basınında fikrî mesele yoktur; çoook vahim bir şahsiyet meselesi vardır!"
    #3426501 (sabribey, 21.05.2008 13:03 ~ 13:04)
  15. önüne gelene ünvan verildiğinin kanıtı.

    güzel ve ağdalı cümleler kurabilmek doğru düşünebilmek değildir. doğru düşünce nasıl ifade edilirse edilsin her zman üstün olmalıdır ki okuduğum yazılarında doğru düşünceler azınlıkta. cümlenin başında doğru bir önerme varken ağdalı cümle eninde sonunda bir tarafa çekilip istenilen düşünce vurgulanıyor. o yüzden ünvanını nasıl aldığını merak etmekteyim.
    #3426532 (xargn, 21.05.2008 13:11)
  16. vaudeville for vendetta tadında yazılar yazan kişi. ya da vaudeville onun gibi yazıyor neyse işte.
    #3459987 (fuzuli, 28.05.2008 16:35)
  17. bozuk sistemi kendine has uslubuyla betimleyen yazar. turk matbuatina adini altin harflerle yazdirmistir kanimca. sikici olan siyaseti kendisinin dilinden okumak aci bir tebessum birakiyor insanda.
    #3491266 (ersin34, 04.06.2008 08:23)
  18. ailecek severek gulerek takip ettigimiz degerli insan.

    nevi sahsına munhasır uslubu dillere destandır.
    #3586784 (bilgehan, 26.06.2008 23:39)
  19. (bkz: BiZ BÖYLE GÜzeliz)
    #3586786 (crazyhodja, 26.06.2008 23:40)
  20. Gündemi farklı yönleriyle ele alan yazardır. Bu günkü yazısı zaman gazetesinin pazar ekinde yer almış orjinal bir yazı olmuştur..
    ---
    Sabih Bey epeydir ağır sayılabilecek yağlı, tuzlu, şekerli yiyeceklerden uzak durmaya dikkat ettiği için o akşamı da hafif geçiştirmiş, yatmadan önce Cumhuriyet gazetesinden rastgele seçtiği bir sayfayı (o gün şansına spor sayfası çıkmıştı) dikkatlice okuyup ezberine aldıktan sonra mutadı üzere soluna dönüp kolayca uykuya dalıvermişti.

    Geceyi rahat geçirmemesi için görünürde hiçbir sebep yoktu ama...
    Birdenbire, aslında hayra yorması lazım gelen çok güzel bir ortamın içinde buluvermişti kendini Sabih Bey; işe bakın; iki gün önce genel seçimler yapılmış, CHP % 7,5, DSP ise % 2,5 oranında oy almıştı. Buna rağmen Sabih Bey, ;Hoyda bree... Cumhuriyet mevzubahis olunca sayıya bakılmaz, oyların özgül ağırlığına bakılır. Netekim bir laikin oyu, sıradan 75 vatandaşın oyuna bedeldir” şeklinde bir mübarek yorumda bulunduğu için Yüksek Seçim Kurulu, CHP’nin oylarını 75 katsayı ile çarpmış ve böylece CHP, o sabah oyların sadece % 7,5unu alabilmesine rağmen Meclisteki sandalyelerin 500;ünü ele geçirmişti. Sağ partilerin oyu ise eksi 140 ile çarpıldığı için hepisi birden halka karşı borçlu görünmekteydiler. Ne kutlu, ne mübarek, ne gönençli bir gündü. Bütün yurtta bayram oluyor, davullar döğülüyor, köy enstitüleri, halkevleri yeniden açılıyor, yavrukurtlar sokaklarda 10. Yıl Marşı haykırarak halka çiçek dağıtıyordu...

    devamı
    http://pazar.zaman.com.tr/?bl=14&hn=2432
    #3630065 (yayabil, 07.07.2008 00:05 ~ 29.09.2008 15:12)
  21. çekirgelerinin a.t.a. diyerek andıkları muhterem yazar.
    #3807476 (divide et imperium, 12.08.2008 15:14)
  22. sivas' taki öğrencilerin rahatlıkla bozduğu insan...

    a.t.a adlı kişi, atatürk' ün üniversite bünyesinde resim ve heykellerin bulunmasına karşı çıkmış buralar dogmaya savaş açan yerlerdir demiş akabinde 20'lerinde genç bir kızdan ama hocam aynı şeyi kampüs içindeki camii için söyleyemiyorsunuz diye ayarı yemiştir.zaman gazetesinde kemalist düzene karşı vermeye çalıştığı ayar girişimleri güldürmekten öteye gidememiştir.
    #3807526 (albert sartre, 12.08.2008 15:22 ~ 16:46)
  23. bugünkü yazısıyla yine hayranlarını güldürmüş yazardır:

    -------Allah rızası için laik olalım lütfen!

    Aklımdan geçeni Etyen Mahçupyan yazmış; diyor ki, "bu bir kurumsal akıl tutulmasıdır". Söz konusu ziyaretin ne anlama geldiği hakkında birkaç gündür yapılan yorumların üstünde bir tesbit bu.
    Cezaevi ziyareti, evvelemirde maksadına uygun bir mahiyet göstermiyor; romantik, naif, hatta biraz epik bir kurgusu var. Ayrıntısına girmeyeceğim; doğrudur-yanlıştır faslını da geçiyorum fakat ziyareti tasarlayan "akl"ın, bundan daha iyisini düşünmesi gerektiğini uman bir beklentimiz var bizim ordu üst kademesinden; daha doğrusu "vardı!"

    Siyasetçiler, dinî işlerle ilgilenmesinler; iki sebeple: Birincisi teorik açıdan yanlıştır; siyaseti teknik, idari ve problem çözücü bir süreç haline getirmeyi başarmamız lazım. Özetle, siyasetçilerimiz dini bütün olmasa da olur, fakat olmaları gerektiği gibi olsunlar kâfidir: Dürüst, liyakatli, tarafsız ve art niyetsiz.

    ikinci sebep daha önemli; siyasetçiler istese de dinî işleri beceremiyor, ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. "Hakkını verseler ne âlâ" demiyorum; dinden uzak dursunlar kâfidir. Misâl veriyorum: AK Parti Edirne teşkilatı, Maliye Bakanı için iftar yemeği vermiş. Benim "sade vatandaş" kafam şöyle çalışır: Bakan, iftar vermek istiyorsa düzenlemeyi kendisi yapar, parayı cepten öder, fazla tantana yapmadan (sahi, iftarda gazetecinin ne işi olur yahu?) eşini dostunu ağırlar. Parti teşkilatını işe karıştırmak neyin nesi? Ne lüzum var böyle şeylere; oruç kollektif bir ibadet değil, tamamen şahsi. Bunu niçin büyük iftar şölenleriyle "kamusal" hale getiriyoruz?

    Devam ediyorum. iftara Edirne'nin CHP'li Belediye Başkanı'nı davet etmişler; Bak bu güzel; siyasetçinin "siyasi iftar" yemeği vermesi lüzumsuz ve yanlış fakat, siyasi hasım durumundaki kişilerin daveti isabetli.

    Belediye Başkanı davete icabet etmiş, âlâ, salona girince "nereye oturacağım" diye sormuş, görevliler "protokol dışında bir yer" gösterince kızıp "size afiyet olsun" diye çekmiş gitmiş ve gazetecilere de, "Protokolde yerim valinin yanıdır, Belediye Başkanı olmaktan çıkartarak sıradan insan muamelesi yaptılar. Ayıp ettiler" demiş.

    Ne demek istediğimi anlıyorsunuz değil mi? Söz temsili, akşama kadar Allah rızası için oruç tutmuşsun; iftar davetine katılmışsın, sofrada yerini beğenmediğin için, "ayıp ettiler" diyorsun.

    Ben de onu söylüyorum zaten: Siyasetçilerin iftar, Ramazan, oruç işlerine bulaşmaları bizatihi lüzumsuz ve "ayıp" bir şey zaten. Bulaştıktan sonra yer beğenmemek ikinci ayıp, çağırdığın misafirin gönlünü hoş edememek ise daha başka bir ayıp.

    Daha bitmedi. Sayın Bakan durumu öğrenince, "çok üzüldüm; haberim olsaydı, Belediye reisini yanıma alırdım" buyurmuş. E, böyle bir iftarda Bakan'ın yanında oturmak aşere-i mübeşşere meyânına dahil olmak gibi bir şey olmalı. Ne şeref, ne büyük saadet! Düşünmesi bile insanın gönlünü bir hoş ediyor yahu...

    Daha sonra Bakan'ın eşi AKP Edirne il başkanını azarlamış; gazete böyle yazıyor. il başkanı eğer bu yazdıklarımı okuyorsa beni iyi anlayacaktır. Haksız mıyım sayın il başkanı? Doğru fikir şudur azizim, az evvel söyledik. Laiklik hakikaten iyi bir şeydir. Siyaset erbabını (kezâ askerleri de) kendi işinin dışında şeylerle ilgilenmekten alıkoyan her şey çok iyidir. Neyinize gerek iftar, sahur organizasyonu yapıp, parti kesesinden dinî faaliyette bulunmak. Nitekim bakınız CHP'li Belediye başkanımız da, haklı mevkiide iken sözü lüzumsuz yere uzatarak baltayı taşa vuruyor (ani şeker düşmelerine dikkat!)

    Ne diyor, ne diyor?

    -Bana sıradan insan muamelesi yaptılar!

    Sayın başkan, geliniz anlaşalım; sizin işiniz herkesin bu ülkede sıradan insan muamelesi görmesini sağlamak; siyasetçinin varlık sebebi bu: Sıradan, kabul fakat, "insan"; o kadarına râzıyız efendim; sizin beğenmediğiniz o lütfa çoktaan tâlibiz biz.

    ...

    Gülüyor gibi mi görünüyorum?-----

    zaman gazetesi, 06.09.2008
    #3924469 (bugulu atlas, 06.09.2008 13:48 ~ 13:51)
  24. Türkiye'de eleştirel yazıları okunmaya değer ve yapıcı eleştirel yazılar kalme alan, alabilen ender bulunan yazarlarımızdandır.

    Eleştirmek istediğiniz bir hususu arzedin kendisine, size konuyla ilgili eleştirel bir tez bile hazırlayabilir. Eleştirel yazıları çok ustaca ve güçlüdür; bu yazılarını bir de ironiyle harmanlar ki, o zaman tadından yenilemeyen makaleleri çıkar ortaya.

    denemesi bedava efndim, buyurun siz de tadın.
    #3924682 (the vampire, 06.09.2008 14:43)
  25. nihat genç'in dahi saygı duyduğu dolayısıyla gerisini var siz düşünün diyebileceğim bunu onun için söylemek belki haddimize değil ama severek takip ettiğimiz büyük bir yazar abimizdir kendileri.
    zamanın yorum sayfasındaki köşesinde konuları kendine has üslubuyla(genelde tiye alarak)tam bir köşe yazısı kıvamında makaleler sunarken buluruz kendilerini.
    bununla da kalmaz ahmet turan alkan zamanın pazar ekindeki köşesinde ise yine kendine has üslubuyla pazar yazılarını okutur bize.
    aksiyonda kalem işlerinde ise biraz daha ciddidir.
    #3924832 (colpa, 06.09.2008 15:21)
/ 3
© 2008 - uludağ sözlük

ahmet turan alkan başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. ahmet turan alkan ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu ahmet turan alkan nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur.

» komando egitimi almis baliklar » please mister postman » sir isaac » ramenskoye » kork bizden » anne ben kimim » global kredi krizinde ergenekon parmagi » soguk espri » yeni alinan pc yi cokertmek » kondisyoner » it s too late » ted bundy » karti bankamatige kaptirmak » bir kadini kendine asik etmenin yollari » ask nazlanir » a » b » c » d » e » f » g » h » i » j » k » l » m » n » o » p » q » r » s » t » u » v » w » x » y » z » 0 » 1 » 2 » 3 » 4 » 5 » 6 » 7 » 8 » 9 » sitemap » kısa » sozlukteyken cisin gelmesi » dogum gununun sadece bankalarca hatirlanmasi » 3 telli bass gitar » bir gun herkes teletabi olacak » ask incitir » 22 inci yuzyil » tersten yazmak » bilgi yoksunlugundan kaynaklanan arguman » farkli yazarlarin ayni entryi tesadufen yazmasi » ask devirir » kuku bekcisi » mehmet ali birand » fenerbahce de ridvan aykut sesleri » ayabakan » islam ve demokrasi uyumlu mudur