ilkbahar yaz sonbahar kis 


kapat
  1. bak baştan söyleyeyim, esin noktası (bkz: bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom) * aha bu değildi ben bunu yazdığım vakitler. haberdar olsam ne değişirdi bilmem ama, en azından böyle bir başlık atmaz idim şu sefil yazıya.

    tanım: yazının içindedir. göremeyen moderasyonu 'kral çıplak' ekolünden rezil etmem, hiç sesimi çıkarmam, bilen bilir.. (pis pis gülmüyorum lan tamam)

    retorik yapacaz, hazırlık olsun diye şeyettim öyle.. neyse gelelim olaya. neymiş bu bakalım hele bi..

    ilkokul birinci sınıfa yeni başladığım, yani dirseğimi ilk olarak sıra yüzeyi ile buluşturup ona zamanla çürüyeceği doğrultusunda bilinçsiz mesajlar verdiğim o naif vakitlerde sınıfın en arka sırasında ikamet ediyorum... sanki manzaralara merakım daha o zamandan belliymiş. pencere kenarı seçmişim yine, aynı bugün otobüs bileti satın alırken kavgasını ettiğim ''koridor tarafı'' konusundaki keskin muhalifliğim gibi.. koridorların sözde daraltıcı hissiyatını, bir çerçeveye hapsedilmiş pencere görüntülerine tercih etmişiz işte yaradılış gereği. hoş, bazı açılardan baksan aynı kapıya çıkar ikisi de belki ya, neyse... işte o yıllar, beli de tıpkı mizacı gibi kalın olan öğretmenimin karşımdaki boz yeşil tahtada toz içinde bıraktığı eğri büğrü rakamlar, arkama dayanınca siyah önlüğümde beyaz iz bırakan kabartılı kerpiç duvar, sol yanağımda çıkmaz bir sokağın çöp kokulu mat görüntüsü, pencerenin hemen yanındaysa mevsimlerin dörtlü tablosu var. sağ yanımda; adını hatırlayamadığım, ama benden önce okumaya başlayıp canımı sıktığını iyi hatırladığım ağzı simit kokulu o hantal çocuk...

    hep beraber tekrar edip dururduk. 'ilkbahar, yaz, sonbahar, kış...'' allahım o nasıl kakafoniydi öyle, katlanılmasının mümkünü yok!! öyle zamanlarda gözlerimi kırpıştırdığımı söylerdi yanımdaki o susam dudak.

    bense bazı ezeberleyemez, hep sırasını şaşırır, yekten sorulduğu vakit çoğu ''yaz-kış...'' diye başlar, hem sınıfın alay konusu olur, hem de öğretmenimin benim salak olduğuma dair emin bakışlarına hapsolur dururdum.

    zannederim o zamanlarda başlamıştı işte bu mevsimlerin dörtlü logaritmik sıralanışına dair öfkem. matematiği hep sevsem de, mevsimleri sıralamayı sevmiyordum işte. neden sonbaharı kış karşılamasındı, yaz ise neden ilkbahardan önce olmasındı? sabahın köründe sabahçı kostümüyle sırtımda çantam okul yoluna koştuğum vakitlerde, saçlarım yastığın geceki nefasetinde... öyle ki kafama isyan eder biçimde dimdik durmuşmuş, yolun ortasında yağmur başlamış, monttaki kapşon bilerek açılmışmış saçları yatırsın diye. aniden yağmur kesilip güneş hiç açmazmıydı ne? saçlarımı o halde hiç birşey yatıramazdı ya zaten, neyse işte... sınıfa girdiğimde o tablodan yine bir alay üstümde, sırama oturup, kitaplarımı çıkarıp, solumdaki renksiz çıkmaz sokağa dalana dek her şey pek de kolay gelmezdi bana...ezberleyemezdim bir türlü; ''kış, sonbahar, yaz, ilk bahar....''

    lanet etmeyi o pipetli süt halimle dahi bilebilseydim, sanırım yine ederdim.

    ''ilkbahar, kış..? oof of olmuyordu işte..

    okul dediğin insana tek bir şeyi öğretiyordu aslında. nasıl susulacağı konusunda en ağır idmanla başlıyorduk ya, o konuda oldukça başarılı sayılırdım. şaşırdıkça çok sıkı pısardım, hoyratça!

    ''geç olsun, güç olmasın'' diye bir laf duymuştum o sıra babamdan. zaten hem geç, hem de güç olarak öğrendim mevsimlerin sıralamasını ben. yağmuru bahara, deniz kokusunu yaza, sarı yaprakları güze, soba üstünde yarılan kestaneleri ise kışa yakıştırmayı öğrendim sonra, alışkanlıkla, zamanla.

    öfke denen sabuklama; doğa gereği. büyüyorduk bir yandan işte... sol yanımdaki pencere, farklı mekanlardan ama benzer tatlardan gri gri kusmaya devam etse de, o yatmamakta inat eden saçlar jöle ile yatıyor, isimler, imgeler artık daha kolaylıkla ezebere alınır bir hale geliyordu ergenlikle beraber. üstelik aşk denen bir yabancı madde bünyeye difüz oluyordu ya, bu yabancılığı dahi o sıralanan mevsimlere yakıştırıverdik sonra... ilk baharda sevdik, yazda seviştik, sonbaharda terkedildik, kışta yalnızdı çoğu karemiz.. sıralamalara karşı olan mevcut öfke suskun, ateşle ama bastırılmıştı öylesine. bunca bünyesel değişime, bir de çevreye yabancılaşmayı göze alamaz bir hale dönüşmüştük o vakit.. ilk bahar, yaz, sonbahar, kış'tı. öyle olduğunu haykırır, anlatırdık kendimizi. ama sıralamaya, sıralanmaya dair içimizde anlatılamaz bir direnç, korkuyla beraber... bir fırsat olsa değiştireceğiz ardı ardınalığı, tesis olmayışından dem vurduk hep.

    vakit geldi, aslan kükrüyordu, sımsıcak, kaynar, erişkin olmanın verdiği o gaflı tencerelerde. oysa yaz yine sıcak, sonbahar yine sıkıntılı, kış önlemli, ilkbahar umutkardı ya, bu sefer kesin takmıyorduk. mevsimlerin sırasını yok saymaktan ziyade bil fiil onları görmez olduk. konu aşk bile olsa, onun zamanını kontrol edebilir bir halde olmanın haklılığını savunduk. kısacası değişimi savunduk, değişmezlikten yana olduk bir şekilde.

    bir umut iklimi var mıydı diye düşündük ama sonra.. hatta umut etmekten inatla bıkmayan mizacımız, hangi mevsimden sonra gelirse gelsin, razı olur muydu diye ah etti bazı. nasılsa bir vakit yatmayan, taranamayan o saçlar artık yekün olarak gidebilirdi tepemizden, bunu görebiliyorduk. belimiz tıpkı yeşil tahta önündeki hocam gibi kalınlaşır, öfkemizin verdiği o gariban sıradışılık kaybolur, sıralamaları iyice hatim etmiş olsak da sıraya girmeye geç kalmış olma ihtimalimiz içimizi tırmalar mıydı yoksa?..

    çare yoktu. mevsimlerin sıralamasına nihai olarak inanacaktık.
    öfke hiçliği doğuruyordu, izledik.
    öfkesiz kalmaya da dayanamazdık,
    kendimizi kandırdık...

    yaşamak için bu saçmalığa inanmalıydık, itiraf ettik;

    ''ilkbahar, yaz, sonbahar, kış.

    anladım, sevdim, acı çektim, kaybettim..

    türedim, büyüdüm, duruldum, yaşlandım

    keşfettim, yayıldım, azalttım, bıraktım''

    diye hayıflandık...

    hayıflandım!

    sıralamaya tabiydim işte, sıraladım ben de;

    ilkbahar, yaz, sonbahar, kış..
    #2781613 (hosaf, 02.01.2008 22:10 ~ 16.03.2008 18:37)

Copyright © 2009 - uludağ sözlük

ilkbahar yaz sonbahar kis başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. ilkbahar yaz sonbahar kis ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu ilkbahar yaz sonbahar kis nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about ilkbahar yaz sonbahar kis. Copyright of the articles are belong to their authors.