ölüm orucu * 


/ 2
kapat

  1. uzun süre yemek yemeden ve su içmeden durularak bünyenin ölüme terkedilmesi şeklinde gerçekleşen eylem...
    sonuç alınmış mıdır?
    bilinmez...
    lakin şu gerçektir ki;
    haksızlığa uğradığını düşünen insan protesto amaçlı ölüm orucu tutar,
    sonra ne olur?
    onlar senin hakkını yemeye devam eder,
    sen ise hem hakkı yenmiş,
    hem de aç ölürsün...
    (bkz: hakkımı ye açlığını bastırsın)
    #104000 (sıçtırtma lamasına, 07.03.2006 01:50 ~ 01:51)
  2. hakkinin yenilmesine rağmen boyun eğmemenin onuru ile ölmektir.
    #217170 (LocK, 06.05.2006 21:36)
  3. düşündüğünün arkasında ölüme kadar durabileceğini göstermek isteyen kişilerin eylemi. ancak sonuna kadar gidenlerin sayısı oldukça azdır. *
    #336500 (hafiye, 11.06.2006 09:10)
  4. türkiye tarihinde ilk ölüm orucu mahir çayan zamanında yapılmıştır. daha sonraları 96 tek tip elbiseye karşı yapılmıştır ve bunu kazanmıştır.
    son dönemde f tipi cezaevlerin açılması ile 20 ekim 2000 den bugüne kadar devam eden ölüm orucu vardır.

    ölüm orucunda ki insanların şekerli su ve b vitamini ile beslenmektedir.
    bu da zihni dinç ama bedenin bitmesine sebep olmaktadır.
    #336624 (LocK, 11.06.2006 11:54)
  5. gunumuz dunyasinda iki dakika profiterol yemezse vecd icinde titreyerek krizlere giren insanlari goruyoruz. kimisi "bambi'den baska yer tanimam aga" diyor, kimisi inci, kimisi burger king..

    ama en onemlisi aclik. hem de bile bile.

    mesela buyrun, sergul albayrak ne demis;

    "bilmezdim bu duyguyu hic. aclik deyince, hep midenin boslugu anlasilir. ben bugun 60. gununde bir olum orucu direniscisiyim. midem bos ve yine bilmiyorum acligi. aldigim sivilar ve seker disinda birsey girmiyor mideme. tokluk duygusunu kaybettim coktan. cunku reddediyorum farkli birseyin girmesini mideme. cunku ben hapishanedeyim, hucrelerde "yasamaya" zorlanan binlerce tutsaktan biriyim.

    hucre... cok yazildi uzerine, cok tartisildi. herkes kendince yorumlar getirdi, kimisi bilgiclik tasladi, kimisi elini vicdanina goturerek aciklamalarda bulundu. bunlar disinda dunyanin bir cok yerinde, ulkesinde yasanan ornekleri, yasayanlar ya da artik hayatta olmayanlarin yakinlari anlatti... biz tutsaklar da 19 aralik 2000 oncesinde ve sonrasinda cok sey soyledik hucrelere dair. cok sey anlattik. olduk, bugun itibariyle 117 kez tekrar tekrar olduk... aclikla olume yuruyoruz hala, benim de icinde yeraldigim 11. sevgi erdogan olum orucu ekibi olarak... ve biz de oldukten sonra yeni ekipler cikacak olume yuruyen... boyle ekip ekip olume yurumek, cok mu hosumuza gidiyor dersiniz? aclik insan bedenine bir iskenceyse, biz bedenimize niye iskence yapiyoruz? yasamdan olmeyi isteyecek kadar mi biktik? ya da kimi kendini bilmezlerin bilgiclik taslayarak "olumu yucelten" varliklar oldugumuz icin mi?

    yok hayir! boyle dusunenler, hucreyi bilmiyor demektir. boyle dusunenler acligi da bilmiyor demektir.

    evet acim! ama yemege degil. evet aciz! yemege degil, insan gormeye, insanla konusmaya...

    bu acligin nasil bir aclik oldugunu bir de soyle anlatmaya calisayim size; almanya'da dogdum buyudum. rahat bir yasama sahiptim. bilinen anlamiyla hic aclik cekmedim. dahasi, yeyip icmeyi de cok severdim. bizim guzel halk deyisimizle yedigim onumde, yemedigim ardimdaydi... ama devrimcilikle tanismam benim tum bu yasamima donup bakmami sagladi. ben boyleyken, dunyanin bir cok ulkesinde acliktan karinlari sisen cocuklarla tanistim. ben boyleyken, "aciz" diye haykiran halklara bombalar yagdirildigina tanik oldum. hayir uzaga gitmeye de gerek yok ki, vatanima baktigimda bile utanma duygusu kapladi her bir yanimi.... cocugunu okula gonderemeyen bir babanin hissettiklerini dusundum... sonra cocuklarina sut iciremeyen, sofraya ekmek cikaramayan anneyi... ya da mirvan'i...

    iki yasindaki mirvan'i, otopsi raporunda olum nedeni "aclik" yazan bebegi hatirlayin... ve mirvan'in olumuyle doyan kardeslerini... ve bir de dusunun, mirvan'in olumunu tv'den izleyen bir olum orucu direniscisi, fatma kose, o an yedigi sekerden utaniyordu 200'lu gunlerinde!

    evet, tum bunlari gormek, beni daha buyuk bir acligin icine itti. adalete acligim buyudu gun gun... bir insanin, bir toplumun yasayabilmesi icin ekmek kadar, su kadar gereklidir adalet. ilk kez acligimi o zaman cok somut olarak gordum; yedigim onumde, yemedigim ardimda iken "ac" idim ben. ve bu aclik beni devrimci yapti.

    adalete aclik, hic bir acliga benzemez. iste bundandir ki bu aclik, ne hapislik dinler, ne de zor kosullar. beyin saglam oldukca bu acligi her zaman, her kosul altinda hisseder. bu aclik, oteki tum acliklari bastirir, bu acligi doyurmak ugruna, oteki tum acliklara boyle rahat katlanilir.

    evet, bugun fiziki acligimin 60. gunundeyim. hucredeyim. karsima bakiyorum duvar. ardinda yoldasim... arkamda yine duvar! ardinda baska bir yoldasim. bazen onlarin konusmalarini, gulmelerini duyabiliyorum. hemen merak ediyorum "acaba neye guluyorlar" diye... sevinclerimi, acilarimi, sorunlarimi, sahip olduklarimi paylasmak isitoyrum onlarla... insanim cunku ben. insan olan merak eder, paylasmak ister. sadece bu duvarin ayirdigi yoldaslarimla degil, yuzlerce binlerce kilometre otedeki insanlarin da derdini, nesesini merak ediyor, paylasmak istiyorum. cunku ben bir insanim.

    60 gunluk acligimla ben bunlari dusunebiliyorsam, bunu neye borcluyum biliyor musunuz? yuz-on-yedi yoldasimin olumune! evet cok agir bir sey bu. ama bir gercek. bugun dusunebiliyorsam, merak edebiliyorsam, bu hucrede duygularimla, dusuncelerimle, kimligimle varsam, bunu can pahasi koruyan 117 yoldasimin olumune borcluyum.

    inanc veya deger! hic dusundunuz mu bu iki kelimenin uzerine. ben cok dusundum. benim inancim adalet acligidir. degerim ise bu ugurda verdigimiz canlardir.
    bugun fiziki acligimi hissetmememin, yarin-oburgun fiziki olarak yok olacak olmamin tek nedeni, adalete, esitlige acligimdir. iste bundandir ki benim gucum beynimdir diyorum. insan olmamin temeli, insan kalmamin nedeni... ve iste bundandir acligin koynunda surdurusumuz kavgayi. "
    #336644 (c2d, 11.06.2006 12:03)
  6. Hala devam eden ve 122 kişinin öldüğü ve f tipi hapishaneler kaldırılmazsa 123,124 ve 125. nin de kapıda olduğu bir eylem biçimidir
    http://www.tecritekarsi.com
    #523546 (gnydgn, 10.08.2006 22:00)
  7. Ölüm orucu yöntemini doğru bulmayabilirsiniz. Ölümden hayat çıkmayacağını düşünebilirsiniz. 122 insan öldükten sonra ölüm orucu eylemlerinde diretmenin boş bir inat olduğuna inanabilirsiniz.
    Bir hukukçunun, adalet ararken hukuk yollarını tükettiğini, ölüm orucu eylemi yapmaktan başka çaresi kalmadığını söylemesinden hoşlanmayabilirsiniz.
    Yani, bütün bu hadiseyi hiç onaylamayabilirsiniz. Ama bütün bunları düşünürken şunu da düşünün:
    Bir hayat kaç metrekare olmalıdır? Bir başkasının ölümünü umursamayacak kadar dar mı?
    #881575 (devrim, 19.11.2006 18:27)
  8. (bkz: insanlik onuru iskenceyi yenecek)*
    #881582 (kel kör kirpi, 19.11.2006 18:29)
  9. bir ölüm yöntemidir. ama her nedense dikkate şayan bir durum vardır;türkiyede ölüm orucuna başlayan insanlar ölmezler. sadece reklam amaçlı dikkat çekmek için yapılan hareketlerdir. ölmek istıyorsan kimsenin bunu bilmesine gerek yok. ölümünde bir şerefi var. bari onu doğru düzgün yapın.
    #882545 (silte, 19.11.2006 22:19)
  10. süfli davalar peşinde koşan terörist işi... 'şehit' kelimesinden sonra islami terminolojiden yapılan ikinci (ç)alıntı... haklılar(!), kazanacaklar(!)... peh!
    #975018 (cryptic, 10.12.2006 01:59)
  11. yapıldığından gerçekten şüphe duyduğum eylem. sonuçta gördüğüm yok, ettiğim yok. hepsinin ölüm orucunu gerçekleştirdiğine ciddi anlamda "inanmıyorum". bir ara adını hatırlayamıyorum ibr cezaevinde ölüm orucu eylemi gerçekleştirilen bir koğuşa baskın düzenlemişti jandarma ve de piknik tüpünde yemek pişiriyorlardı o esnada. bu inanmama mevzuu da oradan miras kaldı bana...
    #975335 (grand ekinoks, 10.12.2006 03:50)
  12. Konuyu ne kadar bilirsiniz, bilmiyorum.

    pkk tutukluları yahut mahkumları ölüm oruçlarına katılmıyor.
    Katılanlar ve ölenler bazı "sol" örgütlerden. Çoğu içeride; kimi ise cezaevinde bile değil.
    Kimilerinin sandığı gibi, her tutuklu veya mahkum da öyle cinayetten filan içeride değil.
    Bildiri, afiş, dergi, o gün filanca yerde bulunma gibi "örgüt üyeliği suçları", hatta uzun süren davalarda henüz kesinleşmemiş suçların kanunen henüz "masum" sayılan sanıkları da var.

    Bu zaten bir yana;
    Konu; "F tipi hücrede tecrit edilmiş ve cenderede bir mapusluk"a karşı bazılarının "ölüm orucu" ile ses duyurup koşulları değiştir(t)mek istemesiydi.
    Hayatını ölmeye koymasıydı.
    Düzeni değiştirmek için değil; cezaevindeki koşullar için.
    Kimi medyacı arkadaş, ki "hayata dönüş" operasyonunu yüzkarası yalan manşetler tarihine armağan etmişlerdir; "Örgüt baskısıyla oruç" diyor.
    Bir kısmında öyle olabilir ve bir kısmı öyle de ölebilir.
    Ama şu değişir mi:
    122 kişi öldü

    Çok sayıda kişi de "wernicke korsakoff" denen illete yakalandı; ağır hastalardan bazısı Cumhurbaşkanı affıyla salındı.
    Salınıp yine örgüt suçundan alınan da oldu.
    ama 122 kişi öldü!

    Devlet, güvencesindeki insanların böyle eriyip gitmesine, idam yokken, onlar idamlık değilken, bir bakıma kitlesel infazına razı olmaz.
    O devlet demokrasi, hukuk gibi sıfatları da taşıyorsa.
    "Taviz" ağır kelimeyse "değişiklikler" düşünülür.

    Önceki gün istanbul'da avukatlar o yüzden yürüdü cüppeleriyle.
    Bir de meslektaşları behiç aşçı, müvekkilleri için bir şey yapamadığından dolayı günler günler önce uzandığı ölüm yatağından sağ kalkabilsin diye.
    Mesele tasvip veya nefret değildir; bunlar kolay işler hiç değildir.
    Kararlı bir insanın artık pamuk ipliğine bağlı bedenini "dava dosyası"ndan kazıyıp yaşatamazsınız. Hayatını yüceltip derdine hiç kulak veya ses vermemek ise en azından ona çok tuhaf gelir!

    umur talunun 17 aralık 2006 tarihinde sabah gazetesinde yazdığı köse yazısından alıntıdır.
    #1010358 (orloff, 17.12.2006 10:05 ~ 11:50)
  13. ölmek için insanın kendisine yaptığı işkence türüdür. eğer ölmek istiyorsa başka bir yol denemelidir. zira ölüm orucu nedeniyle sadece kendisi acı çekecektir. başka hiç kimsenin umrunda olmayacaktır.
    #1045437 (tatlı su levregi, 23.12.2006 21:52)
  14. (bkz: wernicke korsakoff)
    #1045463 (radikalcevap, 23.12.2006 21:56)
  15. nasıl ki bazı tipler yüzünden insan dinden imandan soğuyorsa, bu kavram yüzünden de bir çok kişi insan hakları kavramından soğumuştur.
    #1139141 (mmtyvs, 11.01.2007 20:53)
  16. insan haklarını savunmak için başvurulmuş ve bu uğurda 122 kişinin öldüğü hala 3 kişinin ölmek üzere olduğu ve tecrit kaldırılmazsa onlarca kişinin öleceği eylem biçimidir.
    #1145233 (gnydgn, 13.01.2007 03:00)
  17. Tecrite karşı yapılan bir eylemliliktir.Şu ana kadar 122 kişi yaşamını yitirmiştir.Ölüm oruçları hala devam etmektedir...
    #1146291 (affectionlife, 13.01.2007 14:07)
  18. türkiye'de sona ermiş olan eylemliliktir. adalet bakanlığının tecriti kabul edip adım atacağını beyan ettiğinden dolayı sona erdirilmiştir. sanırım türkiye devrimci tarihde bir daha başvurulmayacak eylemdir.
    #1315851 (LocK, 17.02.2007 16:28)
  19. ölüm orucu eylemleri yanlış izlenmiş bir eylem biçimidir. çünkü kendine marksist diyen bu kişiler şu gerçeği kaçırıyorlar; sizlerin söylediği mücadelede sınıfsal mücadele ön plandadır. ve bu eylem tarzı sınıf mücadelesini geliştirmekten çok baltalamaktadır. devrimci hareketin gücünü azaltan bu eylemler bireysel terörist eylemlere benzemektedir. her ne kadar bir şeyleri değiştirmek uğruna yapılsa da bu eylemeler zara vermektedir her türlü mücadeleye.

    bir de bunu eleştiren "vatan, miilet, sakaryacılar" var. onların iddia ettikleri şeyler tamamen gerçekleri çarpıtmaktır. bu sınıf düşmanları yanlış olan eylem tarzına yüklenerek "kahraman" olacaklarını sanmaktadırlar. tabi tüm bu söyledikleri ilerde geçersiz olacaktır.

    her şeye rağmen ölüm oruçları bir daha uygulanmaması gereken bir eylem tarzıdır. çünkü kendi mücadelelerine zara veren bir eylem biçimidir.
    #1332462 (kisil, 22.02.2007 00:19)
  20. --spoiler--
    Siyasi mahkûmlar, 2000 yılında, Adalet Bakanlığı tarafından yeni inşa edilen tek ve üç kişilik hücrelerden oluşan F tipi hapishanelere nakledilmek istendi. Mahkûmlar, psikolojik ve bedensel sağlıklarının yanı sıra can güvenliklerinin de tehlikede olduğu gerekçesiyle 20 Ekimde açlık grevi ve ölüm orucuna başladılar. Eylem, mahkûmların insanca yaşayabilmesi için F tipi hapishane uygulamasının kaldırılmasına yönelikti.

    19 Aralıkda Türkiye deki 20 hapishanede "Hayata Dönüş" adı verilen eşzamanlı bir operasyon düzenlendi. Bu operasyonda 28 mahkûm hayatını kaybetti, onlarcası feci şekilde yaralandı.

    Mahkûmlar F tipi cezaevlerindeki hücrelere nakledildi. Burada ölüm orucunu sürdürürken sağlıklarını geri dönülmez biçimde yitiren mahkûmların bir kısmı tahliye edildi.

    Bu fotoğraflar ölüm orucu eylemini ve bu süreçte hayatını kaybeden 122 insanı bir kez daha hatırlamak için sergilenmektedir.
    --spoiler--

    kaynak: http://www.karsi.com
    #1799128 (brcyzdm, 21.06.2007 10:06)
  21. her yüreğin harcı değildir ölümüne aç kalmak... insanlar anlamak istemezler, bir insanın özgür iradesiyle ölüm orucunda gün gün erime gerçeğini kabullenmek te büyük bir yürek ister lokmalar yumruk oluverir sonra boğazlarda...
    bunlar ve sayısız başka nedenlerle ölüm orucunda eriyen insanı küçümsemek, dudak bükmek "hadi canım sen de..." demek bilerek yada bilmeyerek çamur atmak pek çok insan için en makul davranıştır aksi halde aynaya baktıklarında zavallı bir yaratık göreceklerdir...
    #1799287 (birdy, 21.06.2007 10:59)
  22. 2000 ölüm orucu direnişi arabulucularından can dündar'ın * yazı dizisinde izlenimlerini şöyle anlattığı direniş;

    ''Azrail'in kol gezdiği koğuşlara girdik önceki gün... isyan karargahına dönüşmüş kodeslerde ölümün çiğ kokusunu duyduk. Soğukkanlı bir kararlılıkla, ucunda ışık gördüğü bir uçuruma gönüllü atlayan tutuklularla konuştuk.

    Orakların, çekiçlerin, kırmızı-sarı parti ve cephe bayraklarının, gitar ve bağlamaların, hükümran lider resimlerinin, koca puntolu asi sloganların altında ölmeye yatmış direnişçilerle tanıştık. Ölüm koşusunun 46. günündeydiler. Bedenleri iğne ipliğe dönmüş, benizleri solmuştu. Kırmızı bir bandın gölgesindeki gözbebekleri çukurlarından fırlamış gibiydi.

    3 örgüt temsilcisi, karargaha dönüştürülmüş bir koğuşta, sakin bir ses tonu ve ürkütücü bir kararlılıkla konuştular:

    ''10 güne kadar ölümler başlar'' derken sıradan bir haber verir gibiydiler.

    ''Çocuklar, sizi dinlemeye geldik'' diye lafa giren yaşar kemal'in gür sesi, orhan pamuk'un heyecanlı ikna çabaları, oral çalışlar'ın ağabeyce öğütleri, zülfü livaneli'nin ara formülleri ölümden vazgeçirmelerine yetmedi.

    Caymadılar.

    Çözüm, hücre sisteminden vazgeçilmesinde...''Erteledik'' sözüyle yetinmiyorlar. ''Durdurduk'' vaadine güvenmiyorlar. F-tipi vazgeçildiği açıklanana dek eylemi sürdüreceklerini söylüyorlar.

    Siyasi hüviyetlerinden dolayı cezalandırıldıklarını, adaletin olmadığı bir ülkede cezaevindeki saldırılar karşısında can güvenliğinin yegane garantisinin koğuş sistemi olduğuna inanıyorlar.

    Koğuşta bile ulucanlar cezaevi'ndeki türden bir katliam yaşanabiliyorsa, mahkumlar kafaları kırılarak, kolları koparılarak öldürülüyorsa, ağır hastaların bile hastaneye sevkleri yapılmıyorsa, dar alanda yalnız başına kıstırıldıklarında tamamen korunmasız kalacaklarından endişe ediyorlar.

    Bu katliamların hesabı sorulmadığı, sorumluları yargılanmadığı, Burdur vahşeti unutulmadığı ve hükümet bunlar karşısında sessiz kaldığı için yarın endişesi taşıyorlar.

    Vazgeçerlerse iki gün sonra kamuoyundaki duyarlılığının kaybolacağını düşünüyorlar. ''Bugün bazılarımız ölmezse 6 ay sonra F-tipi cezaevlerinde hepimizi öldürecekler'' diye düşünüyorlar.

    Hücrede böyle ölmektense hücre hücre kendilerini öldürmeyi yeğliyorlar.

    96'da ölüm oruçlarından vazgeçerken verilen sözlerin yerine getirilmediğini, bugün de ''Durdurduk'' sözünün yarın ''vazgeçtik''e dönüşebileceğini söylüyorlar. Sadece ölerek kamuoyunu sarsabileceklerini, çığlıklarını bir tek Azrail'in duyurabileceğini düşünüyorlar.

    ''Ölüyorlar.''

    Koğuş duvarlarında 96 ölüm orucunda can verenlerin resimleri var: Yan yana 12 resim... Hemen altında boş çerçeveler duruyor. Bir direnişçi, alttaki boş çerçeveyi gösterip, ''Bir hafta sonra orada benim resmim olacak'' diyor gururla... ölüm o kadar yakın, o kadar tanıdık...''
    #3080561 (meredith, 01.03.2008 21:03 ~ 22.05.2008 16:02)
  23. 1980 lerde, sol örgüt üyelerinin dı$arı çıkma, hava alma ve güne$i görme aktiviteleri kısıtlandığında içinde bulundukları eylemlerdir. 70'lerden, denizlerden, mahirlerden kalan bir gelenektir. bir tel güne$ ı$ığı için, bir damla temiz hava için ölenler olmu$tur bu ölüm oruçlarında. ölüm orucu tutan insanlar kan i$emi$tir yataklarında ve ölümle binlerce yüzyüze gelmi$lerdir yattıkları yerde, sefalet içinde, özgürlük uğruna...

    onların özgürlüğünü kısıtlayan, onları hapse atan, onlara insan dü$ünmeyi değil insan olmayı bile çok gören zihniyetin beyninde bir gram allah inancı varsa, allah onların belasını versin.***
    #3080601 (speedygonzales, 01.03.2008 21:10)
  24. bence büyük salaklık. davana hizmet etmek istiyorsan yaşayarak et. böyle yel değirmenine orta parmak yapınca ne oluyor ki? bu da aynı hesap.
    #3413307 (unknown artist, 18.05.2008 17:10)
  25. yapıldığı takdirde herhangi bir sonuç alınamayan eylemdir. bu arada aç kalarak ölmektense patlayana kadar yerim ve sonra ölürüm daha iyi.
    #3413491 (haku, 18.05.2008 18:02 ~ 18:04)
/ 2
Copyright © 2009 - uludağ sözlük

ölüm orucu başlığındaki tanımlamalar uludağ sözlük yazarları tarafından yapılmıştır. ölüm orucu ile ilgili tanımlamalar bulunmaktadır. yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu ölüm orucu nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about ölüm orucu. Copyrights of the articles are belong to their authors.